www.posta.com.tr
  • Açılış sayfam yap
  • Üye Girişi
  • Canlı Skor
  • RSS
  • Mobil
  • ALTIN88,8400 %0,04
  • BIST73476 %-0,12
  • EURO2,9416 %0,26
  • USD2,1290 %0,28

Posta.com.tr Yazarları

yazar
 
BU HABERİ PAYLAŞ
  • Arkadaşına gönder
  • Yazdır
 

Bebeğini öldüren anne

24 Ekim 2013
Yazı Boyutu:

3 gündür, 2 aylık bebeğini 9 gün evde bırakıp ölümüne sebep olan annenin haberi hepimizi sarstı. Hepimiz ayrı söylendik kadına. Değil 9 gün, 9 dakika gözünün önünden ayırabilir mi bir anne evladını diye kendimizle mukayese ettik. Bu kadın cahil bir kadın da değildi üstelik. Öğretmen bir kadın bunu nasıl yapabilir aklımız almadı. Haberi okuduğum dakikadan beri sinirimden ve üzüntümden, tırnak yemeyen ben, parmaklarımı koparırcasına yemeye başladım sevgili okur. Olayın o kadar çok boyutu var ki konuşulması gereken.



Gayri meşru çocuk doğurmak zorunda kalan bir kadının, bu hamileliği ustalıkla saklayabilmesini mi konuşalım, yoksa kayıtlara geçmesin diye doğumunu hasbel kader evde kendi kendine nasıl yaptığını mı? Bebeğin babasının bütün bu süreçte nerede olduğu  da hala bir sır. Mahalle baskısı, aile baskısı derken, bu kadar stresi tek başına yüklenen bir kadının, akıl sağlığını koruyabilmesi çok zordur. Hele bunun üzerine bir de doğum sonrası depresyonu eklenirse, maalesef hikayenin sonu kötü biter.

Tüm anneler bilirler ki 2 aylık bebeğin en az 3 saatte bir beslenmesi gerekir. “2 günlük yedirip, bırakıp çıktım evden” cümlesindeki saçmalığı bulunuz. Daha da saçma olan, eve döndüğünde bebeğinin ölmüş olduğunu bile farkedemeyip onu hastaneye götüren bir anne. Sizce bunları aklı başında bir insan yapar mı? Elbette hayır. Olayın başından sonuna kadar ortada olmayan bir baba var. Polis memuru olduğu için ismi özenle saklanıyor bir yandan da. Bu kadar yükü tek başına çekmeye mecbur bırakılmış bir kadın, ne ailesinden, ne toplumdan, ne de sevdiği adamdan destek görmüş. Aslında göz göre göre çıldırmış sessizce.

Bu hikayede sadece 2 aylık bir bebeğin değil, onunla birlikte bir kadının da öldüğünü düşünüyorum. En kötüsü yaşayan bir ölü olmak sanırım.

“Yaramazlık yaparsan seni annene / babana söylerim”

Bu tehditle büyüyen bir nesil, ana babasından bir şey saklamaya meyilli olur kaçınılmaz olarak. Çoğu zaman yakın akrabalarımızın bile en masum niyetle durumu kurtarmak için yaptığı bu tehdit, anneden ya da babadan bir şey saklanması gerektiğini ortaya çıkarıyor. Ne acı ki, bu korkutmaların sonu tacizlere kadar gidiyor.

Yukarıdaki bebeğini öldüren anne örneğinde de yine aileden korku büyük ölçüde hakim. “Bebeğim olduğunu bilseler, beni öldürürlerdi” diyor genç kadın. Evlatlarımızla konuşurken, seçtiğimiz cümlelere çok dikkat etmemiz gerekiyor.
“Akşam baban gelsin, görürsün sen” cümlesindeki baba figürü, korkulacak adam, yapılan hataların saklanması gereken kişi olması ne feci değil mi? Oysa çocukla konuşurken ona güven veren bir ses tonuyla başlansa konuşmaya, “her ne hata yapmış olursan ol, ben senin annenim / babanım ve her zaman yanındayım” güveni verilse, o çocuğun sırtı yere gelmez. Ne hata yapmaktan korkar, ne de yaptığı hatayı ailesinden saklamak uğruna daha büyük hatalarla kapatmaya kalkar. Anne ve baba, korkulacak kişiler değil, güven duyulacak kişiler olmalıdır.