Sahi bu adamlar niye toplanmıştı?

Cuma, 05 Şubat 2010 - 05:00

Türkiye’de türban konusunda kavga etmeyecek iki parti vardır. Biri Adalet ve Kalkınma Partisi ise diğeri Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Çünkü MHP türbanı seçim alanlarında bayrak yapan ilk partidir. Unutmayalım, üniversitelerde türbanı serbest bırakan Anayasa değikliği AKP-MHP ittifakıyla gerçekleşmişti.

Dolayısıyla bu iki parti arasındaki kavga, türban ya da peygamber konusundaki fikir ayrılığını değil, mevcut siyasi gerilimi yansıtıyor. Bence kavganın aktörlerinden çok neye mal olduğuna bakmak lazım. Çünkü yaşananlar Türkiye fotoğrafı.

Gündem işçi sorunlarıydı

Yalnızca milletvekillerinin yumruklaşmasından bahsetmiyorum. Bu kavganın Türkiye’nin tartışılması gereken gerçek sorunlarını perdelemesinden söz ediyorum.

Çoluk çocuk tüm Türkiye’nin haberdar olduğu kavganın çıktığı TBMM’de, o gün hangi konu konuşulacaktı, bilen var mı?

Söyleyeyim, MHP’nin verdiği gensoruyla, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in ‘çalışma hayatındaki sorunlara ve ilgili kesimlere duyarsız kalarak görevini yerine getirmediği’ iddiaları tartışılacaktı.

Ama olmadı, peygamber ve türban kavgası TBMM’yi kilitledi, Türkiye’nin gündemi bu kavgaya kaydı.

Dedik ya, tam Türkiye fotoğrafı.

Siyasi rant kavgası

Hem iktidar hem muhalefet kavganın sonuçlarından olabildiğince siyasi rant elde etti.

Ama çalışanların sorunları aynen duruyor. Ben de burada ‘derin siyasi tahlil’ yapmak istemiyorum. MHP’nin gensorusuna göre Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dinçer’in hangi alanlarda görevini yerine getirmedi, onu anlatmak istiyorum:

1-Özellikle memurlar, işçiler ve memur emeklilerine 2010 yılı enflasyon hedefinin altında verilen zamma karşı bir şey yapmadı.

2-Çalışanların hayat seviyesini yükseltecek hiçbir şey yapmadı.

3-Sendikaları sorumsuzluk ve vizyonsuzlukla suçlayarak çalışma hayatımızda ilk kez işçi ve işveren konfederasyonlarının yazılı açıklaması ile kınandı.

4- İşçi statülerini, sendikalarını, kıdem tazminatlarını, iş güvencelerini kaybetmeden, çalışma süreleri kısaltılmadan ve ücretleri düşürülmeden çalışmak isteyen Tekel işçilerinin haklarını koruma yolunda hiçbir adım atmadı.

5- Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantısına katılmayarak ve İş-Kur Genel Kurulu’nda Konfederasyonların konuşma haklarını 5 dakika ile kısıtlayarak teamül dışı eylemlere imza attı.

6- İş yerleri satılarak, kapatılarak Yaprak Tütün iş yerlerinde toplanan ve insan onuruna yakışır bir işten mahrum edilen işçileri ‘yan gelip yatmakla’ suçladı.

7- İş kolu istatistiklerinin düzenleniş esaslarını değiştirerek sendikaları toplu iş sözleşmesi yapamaz hale getirmek istedi.

8- İşveren kesimi ile anlaşarak asgari ücreti ‘sefalet ücreti’ olarak belirledi.

9- İşsizlik Sigortası Fonu’nu koruyamayarak amacı dışında kullanılmasına izin verdi.

10- Ucuz işçilik, güvencesiz istihdam, sendikasız işçi ve sendikasız endüstri anlayışının doğurduğu ortamda tersane ve madenlerde can kayıpları yaşanırken önlem almadı.

11- Özel İstihdam Bürolarının işçileri başka işverenlere kiralama düzenlemesinde Cumhurbaşkanı’nın tavrına rağmen ısrar etti.

12- Sağlık hizmetlerini sınıflı ve paralı hale getirdi.

13- Sendikaya üye oldukları için işten atılan işçileri koruyamadı. Özellikle kamu görevlilerine her türlü siyasi müdahalenin önü açıldı. Siyasi baskılar had safhaya yükseldi. Memurlar ikna odalarına alınarak sendikalardan istifa ettirilmeye ve yandaş görülen bir sendikaya üye yapılmaya çalışıldı. Bu meseleye çözüm getirmedi.

Kabul edenler, etmeyenler kabul edilmemiştir!

TBMM’deki ‘meydan muharebesinin’ ardından kendisini savunmak için kürsüye çıkan Çalışma Bakanı Ömer Dinçer, işsizlik konusunda başarısız olmadığını söyledi. Dinçer, AB ve ABD’den örnekler verirken, en istikrarlı ülkelerde bile işsizlik oranı yüzde 100’e yakın artarken, Türkiye’de bunun yüzde 30 civarında kaldığını söyledi.

Bakan’a göre, 1999-2002 yılları arasında 27 tane temel gıda maddesinin 23 tanesinde bütün asgari ücretlilerin alım gücü düştü. 2003-2007 yılları arasında, alım gücü enflasyon oranında artarken, 2008 yılında yüzde 8,5, 2009 yılında ise yüzde 3 reel artış sağlandı.

Emekli maaşlarında ilk altı ay içerisinde en düşük emekli maaşı aylığına yüzde 20,4, en yüksek aylığa ise yüzde 4,64 artış yapıldı.

Sağlık alanında, hem kapsam genişletildi, hem bütün kesimlerin yararlanması sağlandı.

Çalışma Bakanı Ömer Dinçer, iddiaların çoğuna cevap vermedi, sendikal hak ve özgürlükler konusunda çağrı yapmakla yetindi.

Meclis’te yumruklar, tekme, tokat ve küfürün havada uçuşmasından sonra mikrofondan oturum Başkanı’nın şu sesi duyuldu: Şimdi gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunuyorum. Gensoru önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler. Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

İşte böyle, çalışanların sorunları bir kez daha rafa kalkmış oldu.

Kararı siz verin, vekillerin görevi gensoruda sıralanan ve milyonları ilgilendiren çalışanların haklarını savunmak mıdır, yoksa olmadık bir yerinden konuya girip türban ve peygamberlik üzerinden bir kavga çıkarıp, yumruklaşmak mıdır?