Sakarya Fırat'a itiraz var...

Cumartesi, 11 Haziran 2011 - 05:00

Sakarya Fırat (TRT 1 ) dizisi o bölgede görev yapan bir ordu mensubunu tedirgin etmiş. İsmini doğal olarak veremeyeceğim sevgili okurumuzdan diziye birkaç gönderme var. Bakalım birlikte... “Uzman Çavuş Osman’ın çatışma esnasında G-3 piyade tüfeği ‘E’ konumunda yani emniyette. Ama silahtan maşallah su gibi mermi akıyordu... Çatışmaya giderken o sırt çantalarını getirmişler, tamam. Ancak o çatışmada hâlâ neden o çanta sırtlarında anlamış değilim. Rambo bile böyle yapmadı inanın ki...

[[HAFTAYA]]

Bu arada hiçbir zaman askeri bir menzile araç tek başına intikal etmez. Güneydoğu’da bu mümkün değil. Bilirsiniz ki askerde adamı tuvalete giderken bile yalnız yollamazlar... Ben de bir ordu mensubu olarak, bu durumlar tuhafıma gittiği için sizinle paylaşmak istedim... Son olarak Osman Uzman sana sesleniyorum; verdiğin komutları iyi çalış. “Tüfek yüksek tutuş” diye bir tanımlama yok çünkü...”

Mutfakta durumlar aynı...

Master Chef Türkiye’ye (Show TV) üstünden bir bakış attım önceki gün. Değişen bir şey yoktu vallahi. Yine azar, yine kıyamet... Bir de yarışmacıların yetenekleri arasına yalan söylemek katılmıştı. Mesela elenen Semra’nın birkaç önemli dönemeçte sıklıkla yalana başvurduğunu gördüm... Mutfakta stratejiye yönelik bir iş yaparsanız böyle bulaşık çıkarıyorsunuz ortaya işte. Keşke sadece gördüğümüz ya da elimizden gelen lezzetlerle yarışabilsek... İşin içine lezzet yerine vicdanı sokmaya kalkınca genel olarak çuvallıyoruz çünkü. Neyse, madem değişen bir şey yok, lafı uzatmaya da gerek yok...

Feller de ölümsüz çıktı...

Ve Polat gelecek sezona kadar hoşçakalın dedi Kurtlar Vadisi Pusu (atv) sevenlerine. Anladığım kadarıyla herkesi tarihin çöplüğüne gömen dizide ölümsüz bir başka karakter daha oldu... Neredeyse dizideki üçüncü sezonunu tamamlayan Aron Feller isimli ağır ağabeyimiz. Kimler geçti gitti, bir o kaldı... Yani gelecek sezonun ilk bölümü itibarıyla sürpriz bir kurşun kafasına girmezse Polat’ın uğraşacağı isim ortadadır... Bakalım o hattaki “tavşan kaç tazı tut” koşuşturması nasıl bitecek? Ve bakalım Polat Alemdar yine atv ekranlarından mı selam çakacak izleyene? Orası hakikaten muamma şimdilik...

ANTENDE SEÇİM SÜRECİ!

Şunu anladım ki, Sayın Başbakan’ın sert mizacından ürkmeyen gazeteci yok. Son olarak atv ve A Haber’de gördüğüm ama hemen tüm kanallara misafir olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan nabza göre şerbet vermek yerine tek tastan şerbeti dağıtıyor... Kendilerine çekidüzen verenlerse doğal olarak gazeteciler oluyor. Başbakan’ın soranı ters köşeye yatırabileceği bir soru çıkmadı henüz kimseden. Sanırım bundan sonra çıkmayacak da. Malum artık seçim yasakları saatlerindeyiz... Sonuçta kimi liderin sakin, kiminin heyecanlı, kiminin alt perdeden, kiminin yüksek tondan konuştuğu bir antende seçim sürecinin sonuna geldik. Bakalım, antenden sandığa nasıl yansıyacak tüm bu uzun maratondaki performans?..

KOMBiNEZONLA HALAY!

Kanat Atkaya (Hürriyet yazarı) müthiş bir tweet atmış geçtiğimiz gün. Show TV’de geçen bir altyazıdan söz ediyor. “Türk televizyonlarında bir ilk, kimono ile roman dansı” diyor yazıda... Ne çok absürt ilkimiz olmaya başladı ekranlarda; “iş acaba kombinezonla halay çekmeye kadar varır mı?” diye merak etmiyor değilim...

Tıp bu kadar mı gelişti!

Bir başka serzeniş de Deniz Yıldızı (Fox TV) dizisindeki çatışma sahnesine ait notları içeriyor... Okurumuz Ceren Kılınç yollamış ve belli ki çok öfkeli. İşte o öfke dolu sözler ayıklanınca ortaya şöyle topladığım tenkitler çıkıyor... “Dizide Mert karakteri Deniz’i çok sevdiğini, onsuz yaşayamayacağını söyleyip dururken çok hayati bir operasyonun ortasına öylece dalıyor... Tabii suç aslında Mert’in değil, onu operasyonun ortasına sokan Tayfun komiserde! Mert ortaya atladıktan sonra ‘ateş etmeyin çok tehlikeli’ diyerek Yiğit’in ateş edip birilerini öldürmesini bekleyen komiserden biz ne bekleyebiliriz ki? O keskin nişancılara da diyebilecek hiçbir şey bulamıyorum.

Amirleri vurulmasına rağmen hâlâ ateş açmak için beklemeleri gerekiyor nedense. Normalde ateş edildiği gibi katili vurmaları gerekir diye düşünüyorum... Ve adları güya keskin nişancı ama Yiğit’in dibine girmelerine rağmen bir türlü vuramıyorlar. Zaten kaçabileceği kapıyı kontrol eden kimse de yok. Psikopat katilin peşinden sadece iki kişi koşuyordu... Asıl bomba şu; paralel sahnede güya tıp okuyan Mert ve Deniz de Tayfun ağabeylerinin başında ‘ölme’ diye yalvarıyorlardı... Yani tıp o kadar geri olmalı ki ne bir ambulans aramak ne de bir ilk yardımda bulunma gereği bile duymadılar. ‘Hayır ölme’ diye haykırmayla yapılan bir tedavi yöntemi gördük! Son olarak herkese çelik yelek giydirirken kendisi çelik yelek giymeden ortaya atılan ‘tecrübeli amire’ tıp ne yapsın, değil mi ama?”...