Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Şampiyonlar liginin firmaları

Perşembe, 15 Kasım 2012 - 05:00



Zen Pırlanta: Emil Güzeliş; Şölen Çikolata: Elif Çoban; Koton: Yılmaz Yılmaz; Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan; Öztiryakiler: Tahsin Öztiryaki; Çilek Mobilya: Muzaffer Çilek ve Desa: Burak Çelet çalışma grubu olarak hazır bulundular.

Zafer Çağlayan, hükümetin başarılı bakanlarından. İş dünyasından geliyor, iş adamlarını, sorunlarını, ihtiyaçlarını biliyor. Markaya önem verdi; ihracata abandı, hedefe de yaklaştı. Turquality, Türk Malı’nın etikette saklı kalmadan hak ettiği güven ve değeri dünya pazarlarında bulması için yürütülen başarılı bir çalışma.

Malını dünya pazarlarına sunma konusunda kendini hazır hisseden firmaların başvurup kabul edildikleri takdirde mali ve teknik yardım aldıkları bir program. Altı yıllık bir geçmişi var. Bu dönemde Ekonomi Bakanı Çağlayan’ın sık sık vurguladığı gibi hibe olarak 420 milyon TL verilmiş çeşitli markalara. İş dünyasının temsilcilerinin de katıldığı toplantıda bakandan sonra onları da dinledik. Çilek, 66 ülkede 138 mağaza ile en yaygın Türk markası imiş. Koton, 25 mağazadan 90’a çıkmış, 2013’de 25 mağaza daha açmayı hedefliyor.

[[HAFTAYA]]

Zen, pırlanta ihracatı yapıyormuş! “En fazla desteği biz aldık, yurt dışında mağaza açtığımızda ‘kiranın yarısını devlet ödüyor’ dediğimizde bizi kıskanıyorlar” dedi. Ben de kıskandım doğrusu. Öğrenci kredisi bile geri ödeniyor, bu firmalar da madem ağız birliği etmiş gibi, “bu para önemli değil, bizim yatırımlarımız ve geri kazanımlarımızın yanında devede kulak” diyorlar, geri ödeyiversinler bir zahmet, diyecek oldum, Zafer Çağlayan lafı ağzıma tıkadı, “Aman aman istemem!” diye. Bilmem ki niye, bir fincan kahvenin hatırı çok olur diye mi? İş dünyasını temsil eden grubun ağzından bal damladı, “bu son on yılda ihya olduk” diye!

Malın fiyatı artıyor

Memleket kalkınıyor, ben mi şikayet edeceğim, iftihar ederim. Çağlayan’ın açıklamasına göre Türk ihraç ürünleri, Almanya, Japonya, Kore’den üç, dört misli ucuza gidiyor. Turquality programındaki firmaların malları ise birken ikiye satılıyor. Bir de en değerli marka listelerinde ilk 500’de bile markamız yok. Coca Cola’nın sadece marka değeri bile bizim en değerli 100 markanın toplam değerinin iki misli! (70’e 30!) Turquality’e katılan firmalar marka değerini ve pazardaki yaygınlığını arttırıyor.

Çünkü hepsi birer aile şirketiyken kurumsallaşıyor, teyzeler amcalar yerine profesyonel yöneticiler ve programlar kullanıyor, vizyonları değişiyor, devleti arkasında hissedince kendilerine güvenleri artıyor. Bakanın şampiyonlar ligi diye kabul ettiği Turquality’de 83 firma, Marka Programında da 33 firma var. Marka bilinirliği açısından Rusya’da Collins deyince akla kot geliyormuş, bakan söylemedi ama ben ekleyeyim, Efes deyince de akla bira geliyor! Ülker Körfez ülkelerinde, Vesbo Asya’da çok bilinen markalarımız, hepsine kocaman bir bravo!

Bilgisayar bilmeyen gazeteci

Ayşe Arman yine çok güzel bir iş yapmış. Soner Yalçın’ın oğlu Aren’le konuşmuş. 12 yaşında bir çocuğun babasıyla ilgili sözlerinden bir masumiyet karinesi çıkarmamın bir tek nedeni var: Soner Yalçın, bilgisayarındaki bir dosya yüzünden “terörist” muamelesi görüyor oysa oğlu Aren babasının bir teknoloji özürlüsü olduğunu söylüyor.

Soner, bilgisayarda dosya bile açamazmış, oğluna yaptırırmış; cezaevinde iki saat yazı yazma hakkını kullanmadan önce görevliler açıyormuş dosyayı! Bu adam mı “örgüt elemanları”na bilgisayar dosyalarıyla emir verecek? Örgüte gel örgüte! Nedim Şener, Ahmet Şık, Müyesser Yıldız, Hanefi Avcı, Prof. Yalçın Küçük! Hakim, bir kısmını tahliye etti.

Geri kalanı içinse TÜBİTAK’dan bir rapor daha istedi. Gelen raporu TÜBİTAK bile beğenmedi ki sahip çıkmıyor. Peki bir kısmı tahliye edilmiş, diğerleri niye edilmiyor? Dava Ergenekon’la birleştirilip ne yapılmak isteniyor? Zindana atıp unutturmak! Ergenekon davası milyonlarca sayfaya varan sözüm ona bilgi ve dava dosyalarıyla oradaki insanları yok etmek için kurulu bir sirke dönüştü! Cuma günü Soner kurtulacak mı, yoksa zombilerin arasına mı gönderilecek, göreceğiz. Sonra belki hep beraber Ergenekon ve çoktan unutulmuş Balyoz tutukluları için de üretilmiş dijital veriler ve yalancı gizli tanıklarla adalet olamayacağını yazarız!

İletişim çok pahalı!

Türk Telekom, Türkiye’nin en değerli markasıymış. Herhalde müşterilerinden en az hizmete en yüksek parayı aldığı içindir: bu ayki kendi faturamdan örnek vermek istiyorum: 17 TL’lik telefon konuşmam karşılığında 55 TL ödüyorum. Çünkü hat kirası 25 TL, vergisiyle birlikte bu miktarı buluyor! Diyebilir ki daha çok konuş. Evde değilim!

Gece de bu kadar konuşuyorum! İnterneti de ttnet’den satın alıyorum. Bir o kadar da ona ödüyorum! Televizyon için de buna yakın bir parayı Digitürk’e ödüyorum. Cep telefonunu hiç saymıyorum, ohoo, o benzin parası kadar! En azından bu ilk üç kalemi bir tek sunucudan alabilir ve ayda çok cüzi bir para ödeyebilirmişim, ama mahallemde alt yapı, fiber kablo yok! Yapmama nedenleri “burada yoksullar oturuyor, kullanmazlar” diyeydi, şimdi çok değişti, zenginler oturuyor, kullanırlar, yapıverin bir zahmet, yoksa iletişim parası ödemekten yoksullaşıyoruz