Şanghay mı, Brüksel mi?

TRT Türk Dış Haberler Editörü ve Bugün TRT Türk programı sunucusu Mehmet Ayfer Kancı, Şanghay – Ankara – Brüksel arasındaki son durumu posta.com.tr için yazdı

25 Kasım 2013, Pazartesi 11:26
A A

Başbakan Erdoğan'ın 21-22 Kasım'daki Rusya ziyaretinde bölgesel krizler kadar iki ülke arasındaki ekonomik konular da gündemdeydi. Türkiye 2020 yılına kadar Rusya ile 35 milyar dolar civarında olan ticaret hacmini 100 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor. Başbakan Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı arasındaki görüşmelerde iki ülke arasındaki ilişkilerin yanısıra, Türkiye'nin Şanghay İşbirliği Örgütü'ne dahil olma niyeti bir kez daha kamuoyu gündemine taşındı.

Rusya Devlet Başkanı Putin'den bu talebe basın önünde cevap gelmedi. Ancak uluslararası jeopolitiğin değişen şartları, bu yakınlaşmanın kapılarını açmaya müsait.

1996 yılında, Sovyetler Birliği'nin çöküşünün ardından Asya'da güvenliğin tesisi amacıyla "Şanghay Beşlisi" olarak yola çıkan örgüt, bugün 6 üyenin yanısıra 5 gözlemci ülke ve Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 3 diyalog ortağı ile yoluna devam ediyor.

Örgütün gündemi ise savunma, sınır güvenliği ve terörle mücadele alanlarındaki etkinliklerini artırmak kadar ekonomik işbirliği alanında yoğunlaşmış durumda.

Başbakan Erdoğan'ın St. Petersburg'da Şanghay İşbirliği Örgütü'ne katılım talebini bir kez daha gündeme getirmesi, Türkiye'deki itiraz seslerini bir kez daha yükseltti. "Türkiye Avrupa Birliği hedefinden uzaklaşıyor mu?" ve "NATO üyesi bir ülkeyi Şanghay İşbirliği Örgütü'ne niye alsınlar?". 

Bu söylemler, kısa bir süre önce Marmaray'ın açılışı sırasında, İngiltere ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında kurulan "Demir İpekyolu"na yönelik eleştirileri hatırlatıyor. "Londra'dan trene binip Pekin'de mi inecekmişiz yani olacak iş mi!" düzeyindeki tespitler, uluslararası düzeyde yaşanan değişimi anlamaktan uzak kalıyor.

 Birleşmiş Milletler'in 1960'lı yıllarda başlattığı Trans Asya ulaşım projesinin küçük bir parçası olan Marmaray'ın önemi, bir başka yazı konusu olarak kalsın. "Demir İpekyolu" konusunda ülkemizdeki yetersiz bilgi düzeyi, Şanghay İşbirliği Örgütü hakkındaki bilgisizliğin boyutundan farklı değil maalesef.

Dünyayı 1970'li yılların şartlarıyla değerlendirenler maalesef uluslararası ilişkileri hala, ülkelerin tek bir savunma paktı ya da ekonomik birliğe bağlı olması gerektiğini zannederek değerlendiriyorlar.

Ancak gerçekler bundan daha farklı. Almanya, Avrupa Birliği'nin lokomotif ekonomik gücü olarak öne çıkarken, Rusya ile özellikle enerji alanında işbirliğini güçlendiriyor.

Erdoğan,  Putin ile Türkiye-Rusya 4. Üst Düzeyli Stratejik Konsey Toplantısı'nın ardından ortak basın toplantısı düzenlemişti.

Avrupa Birliği 1990'lı yılların sonundan bu yana Akdeniz havzası ve Kuzey Afrika ülkeleri ile ayrı bir bütünleşme ve işbirliği programı yürütüyor.

Azerbaycan,  NATO üyeliği için girişimlerini sürdürürken bir yandan Yukarı Karabağ sorununun çözümünün kolaylaşması açısından Avrasya Gümrük Birliği üyeliği için Rusya ile pazarlık yapmakta.

Uzun lafın kısası bugün dünyanın birçok ülkesi, yeniden alevlenen ABD-Rusya rekabetinin gölgesinde enerji, gıda ve su güvenliklerini sağlamak için çok taraflı politikalar yürütmeye gayret ediyor.

Ülkeler, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi tüm yumurtalarını aynı sepete koyarak, tek bir savunma ya da ekonomik blokuna mahkum olmak istemiyor.

Tüm dünyanın kabul ettiği bu denge oyununda, Türkiye'nin de kendisini 50 yıldan uzun süredir çeşitli engellerle oyalayan Avrupa Birliği dışında seçenekler araması yadırganacak bir durum olamaz.

Mesele yalnızca Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinden de ibaret değil. 2009 yılından bu yana Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa mali sistemi kaynaklı olarak yaşanan küresel ekonomik kriz de, yalnızca New York ve Londra borsalarına endeksli bir dünyada yaşanamayacağını ispatladı.

Matematikle konuşmak gerekirse bugün Avrupa Birliği'nin nüfusu 500 milyonun biraz üzerinde. İrlanda dışında genç nüfusun yüzde 20'nin üzerinde olduğu ülkeye rastlanmıyor. Nüfusu giderek yaşlanan kıtada ekonomik krizin etkisiyle işsizlik oranları bazı ülkelerde yüzde 20'ler seviyesinde. Genç işsizlik ise İspanya, Yunanistan gibi birlik üyesi ülkelerde yüzde 50 civarında seyrediyor. Enerji kaynakları açısından Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Asya'ya bağımlı olan Avrupa Birliği üyesi ülkelerin alım gücü giderek geriliyor. Bugüne kadar ihracatının yüzde 60'ını Avrupa ülkelerine yapan Türkiye'nin bu veriler ışığında giderek daralan pazardan beklentileri ne olabilir? Ve yüzünü Asya'ya ya da Afrika'ya dönmesinden daha doğal ne olabilir.

Yine matematiğin ışığında Şanghay İşbirliği Örgütü'nün kapsadığı yapıya bakalım. Bugün örgütün 6 üyesi, Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan,Tacikistan'ın toplam nüfusu 1,5 milyarın üzerinde.

Şanghay'dan bir kare...

Örgüte gözlemci üye olan Hindistan, Pakistan, Afganistan, İran ve Moğolistan'ın 1,5 milyarlık nüfusunu da buna ekleyelim.

Bir de Türkiye, Belarus ve Sri Lanka'dan oluşan diyalog ortaklarının 100 milyonu aşan nüfusları söz konusu.

Kabaca bir hesapla Şanghay İşbirliği Örgütü'nün etki alanındaki toplam nüfus, Dünya nüfusunun yüzde 40'ından fazlasına denk geliyor.

Genç nüfus oranı ise Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti haricinde yüzde 20'nin çok üzerinde. Çin Halk Cumhuriyeti'nde tek çocuk yasasıyla ilgili yürürlüğe giren son reformlar beraber yüzde 17,6 olan bu oranın daha da artması sözkonusu olacak.

Avrupa Birliği ile karşılaştırılmayacak düzeyde dinamik nüfusa sahip olan Şangay İşbirliği Örgütü bünyesindeki ülkelerin, dünya ekonomisindeki paylarının tartışılacak bir yanı yok.

Yalnızca dünya doğalgaz ve petrol rezervlerinin yarısından fazlasını sahip olan ya da kullanan bu ülkeler, gıda ve su güvenliği açısından da gelecek vaat  ediyorlar.

Tacikistan'ın Fergana Vadisi'nin tarımsal üretim potansiyeli ya da Rusya'nın Ob, İrtiş, Yenisey, Angara, Lena, Amur nehirlerinin kapasitesi, küresel ısınmaya bağlı olarak giderek çölleşen dünyamızda, Avrupa Birliği'nin ve Amerika Birleşik Devletleri'nin de üzerine kafa yorduğu ve yakından takip ettiği coğrafyalar.

Günümüzde bilişim sektörünün ihtiyaç duyduğu mineral kaynaklarına sahip Moğolistan ile  teknoloji üssü ve sayılı nükleer güçlerden biri olan Hindistan gözlemci olarak Şanghay İşbirliği Örgütü'nün eşiğinde bekliyor. Örgütün 2030 yılında Çin Halk Cumhuriyeti'nin dünyanın birinci ekonomisi haline gelmesiyle, uluslararası alandaki etkinliğinin daha da artacağı kaçınılmaz bir gerçek olacak.

Londra ile Çin limanlarının, beş ayrı ulaşım koridorundan oluşan Demir İpekyolları ile örüldüğü bugünlerde Şanhay İşbirliği Örgütü'nü görmezden gelmek bu şartlar altında mümkün değil.

İran'ın, nükleer programı konusunda Batı ile sağladığı uzlaşmada Şanghay İşbirliği Örgütü üyesi ülkelerin yıllara yayılan istikrarlı duruşlarının varlığını da unutmamakta fayda var.

Tüm bu verilerin ışığında, Türkiye'nin artan nüfusuyla, Asya topraklarında giderek büyüyen bu işbirliği ortamına ilgisiz kalmasını beklemek herhalde izahı mümkün olan bir durum olamaz.

twitter.com/601sokak


 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;