Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Şarap ve rakımızla övünebiliriz

Pazar, 27 Haziran 2010 - 05:00

Terörün hayatımızı esir almasına izin vermeyelim ve bugün güzel şeylerden bahsedelim: O yağmurun şakır şakır yağdığı gecelerden birinde İstiklal Caddesi’ni ıslanarak geçip Çiçek Pasajı’nın içindeki Cumhuriyet Meyhanesi’ne gittim. Masaya mezeler dizilmiş, rakılar buğulanmış, ıslak başka dostlar da gelmiş. Sohbet de rakı üstüne: Yeni Rakı öyle şık şişelere girmiş ki sadece biz değil kendi bile şaşırmış, bu altın yaldızlı Beykoz motifli el boyaması şişelerde ne arıyorum diye. Rakısını içer de şişeyi atamaz saklarsınız! Ufak ufak dinliyoruz olup bitenleri ve olacakları: İçinde 132 meyhane ve balıkçının tanıtıldığı bir İstanbul Meyhaneleri Rehberi hazırlanmış, üstelik her yıl yenilenecekmiş. Bir rakı belgeseli ve bir rakı ansiklopedisi! En hoşunu sona sakladım: 3 Temmuz’da Kuruçeşme Arena’da Guiness Rekorlar Kitabı’na geçecek, 1001 çeşit meze ile bir lezzet ve müzik festivali, tabii ertelenmezse. Rakı kültürünü tanıtmak ve yaşatmak için bu bir dizi etkinlik, Tekel’in özelleştirilmesinden sonra piyasaya giren Mey İçki’den.

Elazığ’ın Öküzgözü üzümü

Kurumun CEO’su Galip Yorgancıoğlu ile lezzet yolculuğumuz Elazığ’da devam ediyor. Aydıncık köyündeki Şükrü Baran bağları, Toscana’yı aratmıyor. Bölgenin ünlü Öküzgözü üzümlerinin bağında, Kayra Vintage Öküzgözü 2007, Şükrü Baran şarabının öyküsünü dinliyoruz. Bir define avcısı sabrıyla dünyanın en değerli üzümlerinin peşinde koşan Amerikalı şarap uzmanı Daniel O’Donnell’in katkılarıyla hazırlanmış bu çok özel ürün, 19 ay meşe fıçılarda bekletildikten sonra sadece 5 bin 800 şişe üretilmiş ve yıllandırılmaya uygun. Tek bağdan ve tek çeşit üzümden, çok özel bir tat Kayra şarap tesisleri Elazığ’da. Böylece üzümler yolda yorulmadan tesise yetiştiriliyor. Bölgenin ünlü Öküzgözü ve Boğazkere üzümleri Terra ve Buzbağ serisinde kullanılıyor. Bağ bozumu mevsimi olmadığı için, şişeleme dışında, tesis uykuda. Kavı geziyor, fıçıların ve şişelerin içindeki şarabın serin ve loş yataklarında uyuya uyuya olgunlaşmalarını gözlüyoruz. İyi bir şarap için iyi bir üzüm, iyi bir tesis ve çok sevgi gerek deniyor, ve iyi bir şarap, içmesini ve sevmeyi bilene, sevgiye güzel eşlik ediyor. Galip Bey, bizi rakı içmek için meyhaneye, şarap tatmak için bağa, sözün kısası lezzetin doruğuna götürdü! Anadolu, bağları ve kavlarıyla yıllarca şarabın yatağı olmuş. Şimdi lezzetinden şişesine özenle hazırlanan içkilerimiz, dünya piyasalarını fethetmeye hazırlanıyor. Haydi Şerefe!

Aksiyon sosuna bulanmış ırkçılık!

Batılılar’ın 11 Eylül’den sonra tutuldukları İslamofobi, İslam düşmanlığı, tüm Asya ve Ortadoğu’yu da içermeye ve ırkçılığın dik alası olmaya başlıyor. ‘Paris’ten Sevgilerle’ içindeki kaba ırkçı espriler olmasa keyifle izlenebilecek bir aksiyon filmi, ama Luc Besson’un senaryosu öyle karışık ki düşman kim, amaç ne, kiminle savaşılıyor, herşey iç içe giriyor. Paris’teki ABD Büyükelçisi’nin yanında çalışan genç danışman, ABD’den gelen sıra dışı ajanın yanına verilince önce Çinli uyuşturucu kaçakçılarını, sonra Ortadoğulu teröristleri, sonra Fransız canlı bombayı kovalıyor. John Travolta’nın dövüş sahneleri Cüneyt Arkın’ı aratmıyor, kötü adamlar dayak yemek ve öldürülmek için sıralarını beklerken çömez diplomat da filmin yarısında kucağında içi eroin dolu bir Çin vazosuyla dolaşırken “bu kadar saçmalık herhalde bilinçli olarak yapıldı” dedirtiyor. Dakika başına düşen ölü sayısı Tarantino’yu aratan film, her şeye rağmen eğlenceli olabilir ama bütün Asyalılar kötü, bütün Ortadoğulular terörist, bütün Müslümanlar tehlikeli vurgusu, hele siz de o coğrafyada yaşıyorsanız, rahatsız ediyor! ‘Paris’ten sevgilerle’ biz de olsa olsa, eşek şakası izlenimi uyandırıyor.