SARAYIN AŞIK BESTEKARLARI

a
a
Pazar, 05 Eylül 2010 - 05:00

Sadece haremde bulunan cariyelere müzik hocalığı yapmamışlardı. Padişahın huzurunda da meşk etmiş, Ramazan gecelerinde sesleri sarayın duvarlarında yankılanmıştı. Onlar döneminin en ünlü bestekarlarıydı. Hacı Arif Bey, 1831 yılında Eyüp Sultan’da dünyaya gelmişti. Eyüp Şer’i Mahkemesi katibi Ebu Bekir Efendi’nin oğludur. Küçük yaşta sesinin güzelliği ve yeteneği ile dikkati çekmiş, ilk musiki eğitimini Eyyubi Mehmed Bey ile Zekai Bey’den almıştı. Hacı Arif Bey saray tarafından da fark ediliyor ve Muzıka-yı Hümayun’a atanıyordu. Bu dönemde 30 fasıl öğrenmiş, günümüzün tabiri ile “meşk” etmişti. Kendisini bir tesadüf eseri dinleyen Padişah Abdülmecid, Hacı Arif Bey’i mabeynci olarak hareme alacak ve cariyelere müzik eğitimi için görevlendirecekti. Fevkalade müzik kabiliyeti, mükemmel hafızası olduğu belirtilen Hacı Arif bey besteleri bir dinleyişte hatasız tekrar edebiliyordu. Cariyelere hocalık etmeye başladığında 20 yaşındaydı. Çok yakışıklı olan Hacı Arif Bey’in saraydaki ilk aşkı, 15 yaşındaki Çerkez asıllı cariye Çeşm-i Dilber olmuştu. “Kürdili Hicazkar” makamını da bu sıralarda buluyor ve “Geçdi zahm-i tir-i hicrin dil-i na’şadıma” şarkısını Çeşm-i Dilber’e besteliyordu. Sarayda dedikoduların artması üzerine padişah, Hacı Arif Bey’i Çeşm-i Dilber ile evlendirip 60 altın maaşla saraydan çıkarmıştı. Ancak bu evlilik iki yıl sürecek, Çeşm-i Dilber çocuklarını da bırakarak bir başkasını tercih edecekti. Cemil ve Nebiye isimli çocuklarıyla padişahın ihsan ettiği konakta yalnız başına kalan Hacı Arif Bey de kederini “Niçin terk eyleyip gittin a zalim” isimli bestesiyle dile getirecekti.
Hacı Arif Bey 30 yaşına gelmişti. Padişahın saraya mabeynci olarak yeniden alması ve cariyelerin eğitiminde görevlendirmesi yeni bir aşkın doğmasına neden olacaktı. Eski dedikodular alevlenmiş, olay padişaha kadar aksetmişti. Bestekarın yeni ilham kaynağı Züli Nigar’dı. Padişah, Hacı Arif Bey’i ikinci kez evlendiriyor, ancak Zülf-i Nigar yakalandığı verem hastalığından kurtulamayarak vefat ediyordu. “Olmaz ilaç sine-i sad pareme” de bu günlerde bestelenecekti. Bestekarın üçüncü eşi yine bir cariyedir. Valide Sultan’ın kendi dairesinde bulunan Nigarnik ile evlenen (1870) Hacı Arif Bey, Zincirlikuyu’daki çiftliğine çekilmişti. Ancak aşırı şöhret, kaprisi de beraberinde getiriyor, Abdülaziz tarafından 40 altın maaşla saraydaki görevine son veriliyordu. Dördüncü kez göreve getirilişi sırasında kaprisleri sürmüş, padişah tarafından 50 gün oda hapsi ile cezalandırılmıştır. Bir gecede 8 şarkı bestelediği ve aynı güfteye 7 ayrı beste yaptığı bilinen Hacı Arif Bey, 28 Haziran 1885’te vefat etmişti.

AŞKI İÇİN HAPİS YATTI

Sadullah Ağa, III. Selim döneminin ünlü musiki üstatlarından biridir. Padişah huzurunda düzenlenen saz toplantılarını yönetmekle kalmamış, Hacı Arif bey gibi, cariyelere müzik dersleri de vermişti. Ancak öğrencilerinden Mihriban’a aşık olmuş, oradaki kalfaya rağmen tüm şarkıları gözlerinin içine bakarak okumaya başlamıştı. Her geçen gün Mihriban’a biraz daha bağlanan Sadullah Ağa sevdasını açıklamaya karar veriyordu. Aşkı karşılıksız değildi ve açıktan açığa sevgilerini yaşamaya başlayacaklar, padişahın da bu ihaneti öğrenmesi uzun sürmeyecekti. Bu cüret cezasız kalamazdı. Padişah Sadullah Ağa’nın öldürülmesini emretmişti. Dar-üs-saade Ağası Bilal Ağa padişahın öfkesinin geçici olduğunu bildiğinden Sadullah Ağa’yı öldürmeyecek ve uzak bir yere hapsedecekti. Sadullah Ağa hapsedildiği yerde Bayati Araban faslını bestelemiş, kendisini sevenler padişahın neşeli olduğu bir gün huzurunda dinletmeye karar vermişlerdi. Herkes padişahı dikkatle izliyordu. Dinlediği eseri çok beğenip bestenin sahibini öğrenmek isteyen padişah, Sadullah Ağa ismini duyunca oldukça üzülmüştü. Bilal Ağa gerçeği anlatıyor, III. Selim de “Tez Sadullah Ağa’yı getirin” diyordu. Karşısına geldiğinde “Sana bin cariye feda olsun” diyecek ve Sadullah Ağa’ya hem ihsanlarda bulunacak, hem de aşık olduğu cariye Mihriban‘la evlendirecekti. Sadullah Ağa’nın hayatını kurtaran bestenin güftesi şöyledir: “Padişahım, lütfedip meşruru şadeyle beni Naümidim, bir nazar kıl bermuradeyle beni Hatırımdan bir nefes gitmez duayı devletin Sen de kanıkerem lütfunla şadeyle beni.”