Satın alma ve birleşme yeniden canlanıyor

a
a
Salı, 23 Kasım 2010 - 05:00

İngiltere’deyken gazetelerin iş sayfalarında en çok dikkatimi, satına alma ve birleşmelere yönelik haberler çekti. Haberlerde birkaç gelişme öne çıkıyordu. Birinci gelişme, İngiltere’ye yönelik satın almalarda gelişmekte olan ülkelerin rolü idi. Çin ve Hindistan’dan ülkelerden ciddi bir atak olduğu görülüyor. İkincisi ise ABD’li şirketlerin İngiltere ve Avrupa’ya yönelik alımları ya da alıma yönelik plan haberleriydi. Son olarak da KOBİ düzeyindeki şirketler arasında birleşme ve satın almalarda da canlılık vardı. ABD ya da İngiltere’de olsun, satın alma ve birleşmelerdeki canlılık, bence bütün dünya ekonomisi için iyi haber anlamına geliyor. Şirketler, 10 milyon dolar ya da 1 milyar dolar, belli bir büyüklükteki yatırımı, ancak önlerini görebildiği için yapabiliyorlar.

[[HAFTAYA]]

Dealogic adlı şirketin verilerine göre 2010 yılının ilk 9 ayında satın alma ve birleşme işlemleri dünyada 2.03 trilyon dolara ulaşmış. Bunun 764.5 milyar doları da sınır ötesi alımlardan oluşmuş. Dealogic, bunun, bir önceki yıla göre yüzde 67 büyüme anlamına geldiğine dikkat çekiyor. Büyümenin gücünü Amerika’da gerçekleşen şirket satın alma işlemlerinden de görmek mümkün... 2005-2008 yılları arasında yıllık 1 trilyon doların altında olan işlemler, 2009’da 800 milyar doların altına düşmüştü. Şimdi ise yılın tamamında tekrar 1 trilyon doların yakalanabileceği tahmin ediliyor. Belki de şirket sayısında tekrar 10 bin sınırı geçilecek. Bu gelişmelerin bizi ilgilendiren tarafı da var...

Türkiye’deki ‘satın alma ve birleşme’ konusundaki en kapsamlı araştırmayı Ekonomist’te, yılda 2 defa yayınlıyoruz. Son 2 yıldır bu araştırmalardaki işlem sayısının çok düşük düzeylere gerilediğini gözlemliyorduk. Sanıyorum, önümüzdeki aylarda yeniden bu cephede ciddi bir canlılık olacak. ‘Olacak’ diyorum, çünkü, gelişmekte olan ülkelerin dünya pazarından aldıkları pay giderek artıyor.

Dealogic’in verilerine göre ilk 9 aydaki 2 trilyon dolarlık işlem hacminin 653.2 milyar doları, yani 3’de 1’i gelişmekte olan ülkelere ait. Bu grupta liderliğin Çin, Hindistan, Rusya ve Brezilya’da olduğunu biliyoruz. Ancak, danışmanlar ve şirketlerden öğrendiğimiz kadarıyla, özellikle önümüzdeki yıl Türkiye’ye yönelik bir canlılık görmek sürpriz olmayacak. Örneğin, büyüklerin yanında, orta ölçekli şirketlerde ciddi bir hareket gerçekleşebilecek. Sigortadaki ilgi devam edecek. Medya, teknoloji, giyim perakendeciliği, makine gibi alanlara gelen yabancılar görebileceğiz.

Uzun tatil bomba gibi düşüyor

Uzun sayılabilecek bir bayram tatilinden döndük... Herkes yeniden işine konsantre olmaya, aradaki farkı kapatmaya çalışıyor. Örneğin, dergi yapanlar için uzun tatiller, hem içerik hem de ilan açısından ciddi sorun yaratıyor.

Ancak, öyle ya da böyle, biraz sıkı çalışmayla, bu sıkıntı aşılabiliyor, az hasarla ay kapatılıyor.

Konuştuğum bazı işadamı ve CEO’lar, duruma farklı bakıyor. Özellikle de bazı sektörlerde, takvimin denk gelmesi nedeniyle uzayan bayram tatilleri, zorunlu kar tatilleri ve ulusal bayramların yarattığı ‘rehavetten’ ciddi zarar gördüklerini söylüyorlar.

‘Herkes etkileniyor’

Bir işadamından şunu dinledim ve hak verdim: ‘Alışveriş merkezleri tatillerden çok yararlanıyor. Ama bazı sektörler için tatiller ciddi zarar veriyor. Örneğin, o ayın önemli bölümünü boş geçiriyor, bunun karşılığında harcama yapmaya devam ediyorsunuz.’ İşadamı haklı. Bir başka işadamı da örnek şu hesabı yapıyor:

- Üretici bir ayın 30 gününün 18’ini hammadde ve diğer girdiler için kullanır.

- 7 gününde kazandıklarıyla personel giderlerini karşılar.

- 2 gününde kazandıklarıyla vergi ve benzer ödemelerini yapar.

- Kalan 3 gününde ise kâr elde etmeye çalışır.

Hesap doğru galiba

Hesabı burada temsili olarak almakta yarar var. Her işletmenin hesabı farklıdır. Zaten bu işadamı da örnek olarak böyle bir hesap yaptı ve ancak ayın 3-5 gününün geliriyle kâr elde edebileceklerine dikkat çekmek istedi. Şimdi Türkiye’nin 1 yıllık iş takvimine ve kar-yağmur aralarına bakınca, ciddi bir ‘işten uzak zaman’ ortaya çıkıyor. Örneğin, mobilyacılar iş yapamıyor. Bankalar, ATM ve kart harcaması dışında işlem gerçekleştiremiyor. Reklam ajansları çalışmıyor, reklam kampanyaları neredeyse duruyor. Bu matbaalardan çok sayıda kesime kadar yansıyor.

Ben de bir çalışan olarak tatilden şikayet etmek, böylece ‘izinden keyif alanları’ üzmek istemem. Ancak, ‘Bazı tatiller ayın içine bomba gibi düşüyor’ diyen işadamına da kulak vermek gerektiğini düşünüyorum.

Yeni oyun değiştirici!

P&G’nin eski CEO’su L. G Lafley ile yönetim gurusu Ram Charan, birkaç yıl önce ortak bir kitap çıkarmışlardı. ‘Game Changer’ (Oyun Değiştirici) adlı bu kitapta, liderlerin günlük hayatta inovasyonu nasıl yönlendirebilecekleri ve oyuna nasıl yön verebilecekleri anlatılıyordu. Hafta sonu ‘Game Changer’ deyimini, ünlü basın imparatoru Robert Murdoch’un açıklamasında da gördüm.

Sadece iPad’den yayınlanacak Daily adlı gazetesiyle ilgili bilgi veren Murdoch, iPad için, ‘Oyun Değiştirici’ değerlendirmesini yapmış. Murdoch’ı bu düşünceye götüren bir de varsayımı var. Şu sıralar 4 milyonu geçen iPad satışının ivme kazanacağını ve 2011 sonunda 40 milyon cihazın kullanımda olacağını düşünüyor. Hatta yakın gelecekte her ailede bir iPad bulunacağını tahmin ediliyor.

40 milyon cihaz sahibinden yüzde 5’inin yeni gazetesine abone olması durumunda, 2 milyon okura ulaşacağını hesaplıyor. Murdoch’ın gazetesine yönelik hesapları nasıl gerçekleşecek, onu göreceğiz. Ancak, onun, ‘Oyun Değiştirici’ tahminine katılıyorum. Bunun işaretlerini yurtdışı gezilerinde ve yabancılarla olan iletişimde görüyorum. iPad ve benzeri cihazlar, yeni ekonomiye, son 10 yılın en önemli ivmelerinden birini verecek gibi görünüyor. Bunun bir işaretini Financial Times’ın çalışanlarına iPad almaları için 481 dolar ikramiye vermesinden de alıyoruz.