'Savcılar yetmez hükümetin de bakması lazım'

Yazdığı “Haliç'te Yaşayan Simonlar Dün Devlet Bugün Cemaat“ adıyla piyasaya çıkardığı kitapla gündeme bomba gibi düşen Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı Milliyet'e verdiği röportajda kitabın yayınının engelenmemesi için çaba gösterdiğini, kimseyle konuşmayıp, internete dahi girmediğini söyledi

a
a
Perşembe, 26 Ağustos 2010 - 09:32


'Savcılar yetmez hükümetin de bakması lazım'

Gülen Cemaati uzun yıllar etliye sütlüye karışmayan, eğitimle ilgili bir görüntü çiziyordu. Son yıllarda bazı iddialar gündeme gelmeye  başladı.Siz kitabınızda ağır suçlamalar yöneltiyorsunuz...

Cemaat 2003 yılına kadar daha pasif, kendi içinde dayanışma halinde, kendi okullarını çalıştıran bir kurum halindeydi. Diğer devlet kurumları içinde vardı. Ama orada sadece bilgilere nüfuz edip oradaki arkadaşları koruma kollama halindeydi. 2003’te bir değişiklik oldu. Bütün yetkilileri değiştirdiler. Operasyoncu, aktif hareket eden bir insanlar grubu yönetime geldi. Bunların yönetime gelmesiyle birlikte yapı değişti. Eski pasif, mülayim, herkesle barışık yaşamak isteyen bir sistem yerine farklı bir tavır ortaya çıktı.

Hanefi Avcı görevden affını istedi (tıklayınız)  

Bu yapı eğer herkesi izliyor, dinliyor, takip ediyor görüntülüyor ise şu anki siyasileri takip ediyor mudur?

İstisnasız herkesle ilgili çok ciddi bilgi toplandığı, arşivleme yapıldığı kanaatindeyim. Ellerindeki olanakların hafızamızın kabul edemeyeceği kadar fazla olduğu inancındayım. Elektronik ve teknik olarak inanılmaz bir seviyedeler.

Bir savcılık soruşturmasında ortaya attığınız  iddialar kanıtlanabilir mi?

Bu sadece savcılara havale edilebilecek kadar basit bir konu değil. Bence Türkiye hep bu kolaylığa kaçtı. Savcılığa, hakime devrederek kurtulmaya çalıştı. Evet, bunlar, savcıların görev alanına giren çok ciddi konulardır. Ama sadece savcılar yetmez. Bence burada yönetimin de hükümetin de basının da tüm Türkiye’de yaşayan etkin olan herkesin görev alıp bakması lazım. Bence, bu iş şu anda göründüğü kadar basit değildir, gelecekte çok ciddi sorunlar yaratacak bir olaydır. Öyle kolayca durdurulacak bir olay da değildir.

Kitabı yazarken gizlilik yönünden nasıl bir yöntem izlediniz?

Bu kitabı yazarken açık araştırma yapsam ve bazı insanlarla görüşsem çok daha fazla bilgi toplayabilirdim. Ama bu çok riskliydi. Çünkü en ufak bir araştırmayı yaptığınız zaman, cemaatin sistemi alarm oluyor ve sizin üzerinize yöneliniyor. Bu geçmiş örneklerde görüldü. Kim, cemaat hakkında bir araştırma yaparsa üçüncü adımından itibaren fark ederler ve ona yönelirler. Bundan dolayı ben bunu çok gizli yapmak durumundaydım. Son güne kadar kimse bilmiyordu. İnternet kullanmadım. Ayrı bir bilgisayar kullandım. Sadece kendim bildim ve kimseyle paylaşmadım. Öyle olması gerekiyordu yoksa başka olumsuz sonuçlar olabilirdi..

Hakkınızda, inceleme,soruşturma olacak açığa alınacaksınız, hazır mısınız?

Elbette bekliyorum otomatik olarak. Bu mümkün ama, bunu yapmak benim açımdan bir görevdi. Kitap içinde anlattığım Simon hikayesi de onu doğruluyor. Eğer siz, gerçekten vicdani anlamda adaleti, hak ve hukuku savunuyorsanız bunu kim yaparsa yapsın karşı çıkmanız ve bunu yerinde zamanında söylemeniz lazım. Hatta, bu biraz da geç kaldı. Görevde kalıp yazmaya çalışmak. Aslında dördüncü ayda bitmişti. Redaksiyonu uzun sürdü. Geç kaldı diyebilirim. Benim hedefim 10 Nisan’da çıkarmaktı kitabı.. Ama, olmadı. Daha sonrasını bekleseydim, bir anlamı olmazdı, yararı olmazdı.

TSK’nın  içinden sızan bilgiler, ortam dinlemeleri, kanunsuz telefon dinlemeleri Türkiye’nin gündemini değiştirdi. Bunlar da ortaya atığınız iddialarla ilintili mi?

Evet bunlar da dezenformasyondur. Örneğin Hantepe olayı. Bugün TSK’yı bir çok konuda eleştirebilirsiniz. Geçmişten beri ihtilal düşüncesinden söz edebilirsiniz, kendilerini farklı konumda görüyor diyebilirsiniz. Terörle mücadelede dünya kadar hatalarından söz edebilirsiniz. Ama şunu asla söyleyemezsiniz. Kendi karakollarının basılmasına zemin hazırladılar, karakolların basılmasına göz yumdular diyemezsiniz. Güneydoğu’da her gün bir birlik ile ilgili şu olacak bu yapılacak diye iki üç istihbarat gelir. Güneydoğu’da gece isteseniz de bir başkasına yardıma gidemezsiniz. Çünkü şöyle bir istihbarat gelir; şu karakol basılacak denir. Ama tuzak kurulmuş ve mayın döşenmiş olabilir. O yüzden Güneydoğu’da karakollar arasındaki mesafe ile tuzak ihtimalini de dikkate aldığınızda gece yardım etme ihtimali iyice azalır. Güneydoğu’da gece çatışmaya girerseniz kimse kimseye yardım edemez. O yüzden Hantepe baskınına göz yumulduğunu, baskına subayların isteyerek sebebiyet verdiğini söylemek vicdansızlıktır. Olayların çarpıtılarak bu hale getirilmesi insafsızlıktır. Şimdi düşünün eğer siz Heron’ları düşürün Heronlar bize zarar veriyor diyecek kadar PKK ile yakınsanız, sizin evveliyatınızda bir çok şey olması lazım. Bir anda sabah kalkıp yolda telefon açıp böyle bir şey diyemezsiniz. İkincisi Heronların karargahı birden fazla yerde. Bu karargahlarda onlarca insan çalışıyor. Sistemi aktive eden çalıştıran teknik adamlar ayrı, kumanda edenler ayrı, hedef belirleyiciler ayrı. Orada bir insanın tek başına yapacağı bir işlem yok. Heron komplike olarak bir karargah operasyonudur.

Peki o telefon konuşması da planlı mıydı?

Bence MİT’in dinleme yaptığını bilerek kasıtlı olarak konuşuldu. Kasıtlı hedef saptırması yapıldığı kanaatindeyim. Bu kadar komplike bir konuda tek bir kişinin telefon açmasıyla Heron düşürülemez. Bu sistemi bilmeyen, bu işi bilmeyen ama buralara leke atmak isteyen birilerinin işi olduğunu düşünüyorum Fakat bu tür şeylere zamanında ve iyi cevap verilemediği için toplumda sanki doğruymuş gibi bir düşünce doğuyor. Böylece insanların zihinleri, kafaları karıştırılıyor. Bu tür şeyler insanların kafalarını karıştıracak biçimde ve güveneceği hiç bir şey bırakmayacak şekilde yapılıyor.

TSK’nın hedef alınmasının amacı nedir?

Aslında bunda TSK’nın bu zamana kadar olan tavrı da etkili. TSK’nın Türkiye’deki siyasi hayata müdahalesi, siyasi ve sosyal gelişmelere verdiği tepkiye karşı oluşan bir birikim de var. Rüzgar eken fırtına biçer misali... İkincisi ise Türkiye’de cemaatin önünü tıkayabilecek en önemli kurum TSK olarak görülüyor.

Bahsettiğiniz güç TSK içinde de etkili mi?

Ben çok özel ve gizli bilgileri yazmak istemedim. Ayrıca TSK’ya da ne kadar sızdıkları ortada. Ortaya çıkan belgelerden nerelere kadar sızdıkları görülüyor. O cenahı da yöneten, o olayları da organize eden kişilerle ilgili bilgilerim var, onları bu konuları soruşturacak makamlara vermeyi düşünüyorum.

Çok iddialı tespitleriniz var bunları belgeleyebilecek durumda mısınız?

Benim yazdıklarımı çok kişi biliyor. Emniyet içinde, basın içinde ama bilmezleri oynuyorlar. Hatta isim isim sayacak kadar bu konuya vakıflar ama bunlar dillendirilmiyordu, ben bunların bir kısmını dillendirmiş oldum. İkincisi bu konularla ilgili belgeleri koymaya kalksam cilt cilt kitap olurdu. Ben hiç belge koyma taraftarı değildim. Zorunlu olduğunu düşündüğüm bir iki metin dışında da koymadım. Yazdığım konular gerekli makamlar tarafından araştırıldığında rahatlıkla doğrulanabilecek konulardır. Devlet isterse gider yerinden tek tek belgesini bulur. Zaten ben kitap yazmadan Emniyet Genel Müdürü, İçişleri Bakanı ve Başbakan’ın başdanışmanına kadar her şeyi anlattım. Bu makamlar gerekli araştırmayı yapsa zaten söylediğim tüm belgelere ulaşabilecek hatta daha büyük fotoğrafa ulaşacaklardır. Çok şey ortaya çıkacaktı, binlerce insanın dinlendiğine ilişkin belgeler ortaya çıkacaktı. Ama yapmadılar fakat bir gün yapılırsa bu araştırmalar tahminlerimizin çok üzerinde şeyler ortaya çıkacaktır.

Nedim Şener- Milliyet