SBS annesi olmak

Cumartesi, 03 Kasım 2012 - 05:00

Bu, zor senemiz bizim. Ailece ders çalışıyoruz, çünkü SBS’miz var! İlkokul 8. sınıfta öğrencisi olan tüm aileler gibi, Mayıs ayında yapılacak 2 saatlik bir sınava ve 100 soruya endeksli hayatımız. Okul ve dershane arasında gidip gelirken yıllardır yaptığı spora vakit ayıramayan kızımın hayatını kolaylaştırmak, yapamadığı sorularda yardımcı olmak, beslenmesine, uykusuna dikkat etmek ve moralini yüksek tutması için de sürekli motivasyon sağlamak zorundayım. Bir SBS annesiyim ben de.

Aslında, SBS şoförü, SBS aşçısı, SBS koçu, SBS eğitmeni ve SBS psikoloğu da diyebilirsiniz bana. Bayram tatilini, soru çözmek için kullanıyoruz... Yapılmayı bekleyen binlerce soru var karşımızda: Üslü sayılar, köklü sayılar, kaldırma kuvveti, insan, bitki, hayvan hücre yapıları, fiilimsiler... Soru denizine düştük, karşı kıyıdaki SBS adasına çıkmak için yüzüyoruz da yüzüyoruz. Mevsim değişikliklerini, soğuyan havayı, sararan yaprakları fark etmiyoruz. Çünkü masa başındayız...

Çünkü başımızı eğdik, ders çalışıyoruz. Çünkü 8 senedir alınan eğitimin, okul sınav sonuçlarının, yapılan dönem projelerinin, spor başarılarının, okunan kitapların değil de 2 saat içinde yapılacak olan 100 soruluk sınavın belirleyici olacağı bir sistemin içinde yaşıyoruz. Zormuş.

Tek tip değerlendirme ile farklı hasletleri olan pek çok çocuğu alt alta dizmeye ve ‘bu çocuk bundan daha başarılı’ yargısına varmaya inanmadan; binlerce soru çözüp duruyoruz. ‘Kalkacak’ deniliyor. Bize yetişmedi. Size yetişir umarım.

CUMHURİYET BAYRAMI

Upuzun bir kompozisyon yazmayacağım size. Ders notlarının da üzerinden geçmeye gerek yok. Koskoca bir ülkede yaşayan, koskoca insanlarız hepimiz. Aklımız, bilgimiz ve seçimlerimiz var. Benim inandığım; aklımızı, bilgimizi ve seçimlerimizi özgürce yaşayıp fikrimizi söyleyebiliyorsak; bunun başlangıç noktası Cumhuriyet’tir.

Özellikle son 20 senede, Ortadoğu’da yaşananlara bakıp da o girdabın içine çekilmeden, kıyısında ve güçlü kalabilmemizin; Cumhuriyet, devrimler ve demokrasiden daha açıklayıcı bir nedenini bulamıyorum. Ben, Kurban Bayramını da Cumhuriyet Bayramını da aynı sevgi ve saygı ile kutlayamayı bilen bir nesildenim. Sonraki nesillerin de toplumun tüm değerlerine sahip çıkıp hepsini aynı şekilde kucaklamasını arzu ediyorum.

Tüm dünya ekonomik olarak zor zamanlardan, bütünsel olarak insanlık testlerinden geçerken; birlikte ve farklılıkları ile barış içinde yaşayan bir toplum olarak kalabilmemiz çok önemli. Unutmayalım ki, yıkmak kolay, yapmak çok zor. Var olan değerlerimize sıka sıkıya sarılalım.

Hera yaşlanırken...

Sarı labrador bir kızım var benim: Hera. 7 yaşının içinde... Bal rengi gözleri ile gözlerimin içine bakan, ne dediğimi, ne istediğimi anlamak için elinden gelen gayreti gösteren, peşimden ayrılmayan, ayaklarımın dibine kıvrılan, evin sessizliğinde nefesi ile canıma yoldaş olan... Geçen gün fark ettim; yüzündeki tüyleri beyazlıyor. Hani deriz ya “Şakaklarına ak düştü”...

İşte, tam o durumda. Yanacıklarının üstündeki tüyler aklaşmış. Hareketleri yavaşlamış: Daha yavaş yürüyor, daha çabuk yoruluyor, enerjisini toplamak için daha uzun dinleniyor. Aklıma Marley geldi. Seyredenler anımsayacaktır; hani, dünyanın en yaramaz köpeğini ve ailesini anlatan, başrollerde Jennifer Aniston ve Owen Wilson’ın oynadığı, 2008 yapımı film...

Seyretmeyenler de bulup izlesin, tam bir aile filmi. Bir Marley’i düşündüm, bir Hera’ya baktım... Gözlerim doldu... “Allahtan” dedim, “daha zamanımız var birlikte...” Başını okşadım, en sevdiği bisküvilerden verdim bir tane. Gözleri ile teşekkür etti... Bir canlının, diğer bir canlıyı sevebilme yeteneği için şükrettim. Yoksa, ne kadar boş olurdu ruhumuz.

İlişkinin dengeleri

İnsan ilişkileri, güç dengesine dayalıdır. Arkadaşlıklar, evlilikler, dostluklar, komşuluklar... Hepsinde, bir güçlü bir de güçsüz taraf vardır. Güçlü taraf, diğeri üstünde etkisi ve yetkisi olduğuna inanır. Karşısındakini tahakküm altına almaya, sözünü geçirmeye, dediğini yaptırmaya, akıl vermeye hak bulur kendinde...

Konuşma, dikteye; destek olma, burnunu sokmaya; eşitlik, güç gösterisine; dertleşme, akıl öğretmeye dönüşür bir süre sonra. Sevimsizleşir böyle ilişkiler. İnsan doğasının, kontrolu en zor huyu daha doğrusu huysuzluğudur bu. Bir süre sonra da, bir yerden patlak verir zaten. Öğüt almaktan, akıl gösterilmesinden bıkan taraf; uzaklaşır, sessizleşir, içine kapanır...

Birlikte var olmak ne kadar zengin bir kavramsa, dengesi kaçmış ilişkiler de o kadar yalnız bir kavramdır. Oysa, insan insana muhtaçtır. En güçlünün, en akıllının, en kuvvetlinin, en mantıklının bile eşe, dosta, arkadaşa ihtiyacı vardır. Dinlemeyi ve anlamayı amaçlayarak yaşamalıyız ilişkilerimizi. Duygulara ve sınırlara karşı dikkatli olmalıyız. Sıkmadan, bıktırmadan, diktatörleşmeden devam ettirebilmeliyiz birliktelikleri. Hayat boyu bağlarımızı sağlam tutmanın tek sırrı, empati ve eşitliktir.

(03.11.2012 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)