Seç, beğen, mesleğin olsun

İşinizle ilgili çok büyük hayalleriniz vardı ama ne yazık ki istediğiniz mesleğe sahip olamadınız. Üzülmeyin, hayalinizdeki mesleği birkaç günlüğüne de olsa gerçekleştirmeniz mümkün. hayalinizdekiis.com size bu fırsatı veriyor!

Seç, beğen, mesleğin olsun

Eylem KESKİN
[email protected]

Gazeteci olmanın bazen böyle avantajları var; haber olabilecek bir şeyi tecrübe etme ayrıcalığı! Normal koşullarda rüyamda göremeyeceğim bir şey önümde duruyordu... Müdürümle konuşup onay aldıktan sonra soluğu hayalimdekiis.com’da aldım... Önce en zorundan başlayıp akrobasi pilotluğunu denemeye karar verdim. Bu programa katılanlar iki gün eğitim görmek zorundaydı ve ardından ver elini gökler... Ama o da öyle basit bir iş değildi; birkaç gün sonra havada taklalar atan, aniden yere doğru adeta çakılan bir uçağın içinde olacağınızı düşünün... Beni uçuşa hazırlayan Türkiye’nin ilk akrobasi ve airshow pilotu Ali İsmet Öztürk’tü. İlk gün eğitimimi almak üzere Hezarfen’in yolunu tuttum. Öncelikle akrobasi uçuşunun ne olduğunu, nelere dikkat etmek gerektiğini tek tek söyledi Ali Hoca. Sonra beni hangarda bekleyen ‘kırmızı uçağın’ yanına götürdü.

Ertesi gün uçuş yapacağımız kırmızı Pitts S2B tipi Amerikan imalatı akrobasi uçağıydı bu. Ali Hoca pervanelerin, motorların, sistemin nasıl çalıştığını A’dan Z’ye anlattı. Ertesi gün vakit gelip çattığında kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Heyecandan dilim tutuldu desem inanır mısınız? En rahat kıyafetlerimi giydim ve havalimanına gittim. Ali Hoca sürekli uçuşla ilgili bir şeyler anlatıyordu, şimdiden bulutların üstündeymiş gibi ne derse “Tamam” diyordum.
Devamlı “İyi misin?” diye sormasına bakılırsa pek iyi bir halde değildim, artık nasıl görünüyorsam! Aslında uçağa tok binmeniz gerekiyor ama ben ne olur, ne olmaz diyerek aç bindim. O güzelim kırmızı uçağa bindiğimde yanı başımda duran kese kağıdını görünce haklılık payım olduğunu anladım. Alın işte size ikinci korku, ya midem bulanır da sorun yaşarsam diye taktım bu kez kafama.
Paraşütlerimizi kuşandık, emniyet kemerlerimizi bağladık ve sonuna kadar sıktık. Ali Hoca’nın son kontrollerinin ardından o arkaya, ben öne yerleştik. Takdir edersiniz ki öyle bir-iki günlük dersle, hele hele gökyüzünde taklalar atacak bir uçağın kontrolünü size vermiyorlar. Ama şunun garantisini verebilirim. Olayın kendisi, kontrol sizdeymiş gibi heyecanlanmanıza yetiyor da artıyor bile!

Havada 360 derecelik takla

Hayatta gördüğüm en sevimli uçaklardan birinin içinde pistte ilerlemeye başladığımda neler geçmiyor ki aklımdan... Bir rezalet olur da kusar, bayılır mıyım, burada olduğumu bilenler ne düşünüyordur acaba, bu yaşadıklarımı nasıl yazsam... Kuleden gelen kalkış izninden iki dakika sonra Hezarfen semalarında uçmaya başladık. Akrobasiye geçmeden önce uçağa alıştırmak ve heyecanı biraz olsun azaltmak için havada dolaşıyorsunuz ama ne mümkün...

Az sonra uçaktan fırlayıp gökyüzüne süzülecekmiş gibi heyecanlıyım. Ali Hoca yapacağı her manevrayı önceden bana haber veriyor ve sürekli sağ kanada bakmamı söylüyor. İlk seferinde “Eylem şimdi sağ kanada bak” derken kendi etrafımızda dönmek üzere olduğumuzu fark ediyorum. Mideme yediğim yumruğun gücünü anlatamam, tarifi falan yok bu hissin... Sonra sol kanat ve kendi etrafımızda bir takla daha.
Derken taklalar ardı ardına gelmeye başlıyor. Kendisini böyle bir anda evde rahat koltuğunda televizyon izlermiş gibi rahat hissettiği her halinden belli olan Ali Hoca ise devamlı soruyor, “Eylem iyi misin?” Yüzümün bembeyaz olduğunu söylememe gerek var mı? Ne oluyorsa o arada oluyor. Sanırım vücudunuz bu duruma ruhunuzla birlikte alışıyor...
Duygularım karışık bir hal alıyor. O da ne? Hoşuma gitmeye başladı bile bu iş! Bu muhteşem bir şey... Tam o sırada 360 derecelik bir takla geliyor, yeryüzüne yüzüstü (belki de kafaüstü demeliydim) bakıyorum! İnanılmaz bir şeydi... Ali Hoca’nın söylediği gibiymiş sahiden: Tarifi zor, ancak tecrübe ederseniz anlayabilirsiniz! Bunları düşünürken iniş izni aldığımızı ve inişe geçtiğimizi fark ediyorum. Uçaktan indiğimde bir bardak su beni bekliyordu, meğer öyle oluyormuş, diliniz damağınıza yapışıyormuş... Ama her şeye değer. Artık her zaman hatırlayacağım, anlatacağım müthiş bir hikayem ve hatta bunun kanıtı dvd’m var...

Türkiye’nin ilk akrobasi pilotu
Türkiye’nin ilk akrobasi pilotu Ali İsmet Öztürk Türkiye’de ve yurt dışında hava şenliklerine el yapımı, çok özel uçağı Mor Menekşe ile katılıyor. Yaklaşık 24 senedir gökyüzünde olan ve 4800 saat uçuşu bulunan Ali İsmet Öztürk, ilk akrobasi deneyimini 1988 yılında hiç haberi yokken yaşamış. “Hocam hiç bilgi vermemişti, aniden oldu, çok korktum” diyen Ali Hoca, o gün akrobasi pilotu olmaya karar vermiş. 2000 yılından beri de akrobasi pilotu.
Gösteri uçuşları yaparak para kazanıyor, hayatını buna göre şekillendiriyor. Akrobasi pilotluğu aslında fiziksel açıdan çok zorlayıcı. Uçuşlar sırasında vücuda çok yüksek miktarda G kuvveti biniyor. Bir akrobasi pilotunun da bu kuvvete karşı koyabilecek bir vücuda sahip olması gerekiyor. Bununla kastedilen öyle kaslı vücutlar değil.
Önemli olan damarlardaki kanın düzgün ve rahat bir biçimde akmasını sağlamak. Yediklerinize içtiklerinize dikkat etmeniz gerekiyor. Alkol ve sigara kesinlikle yok. Uyku çok önemli. Belli bir saatte uyumak şart! Bu da saat 21.00, bilemediniz 22.00 demek.

İşine tutkuyla bağlı

Ali Hoca altı ayda bir check up yaptırdığını söylüyor ve ekliyor: “Uçuş sırasında yerdeki gibi kendi ağırlığımızla oturmuyoruz. Kendi ağırlığımızın 9 misline çıkıyoruz. Bu ağırlık sırasında bütün iç organlar ve kan aşağı doğru gitmeye çalışıyor.
Tansiyonunuz normalde 13’e 8’ken bir anda 15-16’lara çıkabilir.” “Bu yüzden mi midemi yerinden fırlamış gibi hissettim?” diye soruyorum. “Profesyonel olmayanlara daha küçük basınçlar uygulanıyor. Sen sadece 200 kiloluk bir basınç hissettin” diyor. Ali Hoca’ya göre her kalkış bir meçhule doğru gerçekleşiyor. “Pistin başına geçer ve o uçuşta ne olacağını hiç bilmeden meçhule doğru gidersiniz. Havada geçen 10 dakika içinde ve inişe geçtiğinizde meçhulü keşfetmişsinizdir” diyor. Sanırım onları da bu keşif duygusu, yaptıkları işe zorluklarına rağmen tutkuyla bağlıyor!

SABAHA KADAR DANS!
Geceleri dışarı çıkanlar bilir, bir partinin ya da eğlencenin en önemli kişisi daima DJ’lerdir. Nasıl olmasın, gecenin direksiyonu onlarda. İster coştururlar, ister ağlatırlar... Üstelik herkesin gözü onlarda, üstelik hayran bakışlarla. İşte bu yüzden ‘gerçekleştirilecek hayaller’ listemin ikinci sırasında DJ’lik var... DJ’liği tecrübe etmek istiyorsanız bir ön eğitimden geçiyor, sonra gerçek bir kulüpte dj olarak çalışıyorsunuz! Ama tabii bedeli olan 500 lirayı sitenin hesap numarasına yatırdıktan sonra...
DJ’lik hiç kolay bir iş değil, biraz ilginiz varsa biliyorsunuzdur. Dünyada bu işi yapıp gecede 500 bin dolar kazanan insanlar olduğuna göre tahmin etmek kolay: İyi bir DJ olmak sıkı zor bir iş! Ben de ilk iş olarak aslında aylara yayılması gereken eğitimin sıkıştırılmış versiyonunu aldım. Önce o gece kullanacağım ekipmanla tanıştım.
Bu işteki öğretmenim Phill Mulhall, mikser üzerinde dokunmama izin verdiği ve vermediği tuşları tek tek anlattı: Plakların çalındığı temel alet, turntable. Müziğin vuruş sayısı beat, channel faders mikser üzerinde bulunan ve kanalları kontrol etmeye yarayan düğmeler. Ve bütün bunlar çalışmazsa başına gelebilecek en kötü şey trainwreck, yani kötü yapılmış bir mix. Dersin tamamını dikkatle dinledim ama hepsini bir çırpıda öğrenmek ne mümkün! 360 Beyoğlu’nun gerçek DJ’i Phill Mulhall’le öğrendiklerimi uygulayacağım geceye başlıyoruz... Önce Phill...

O da ne birkaç parça sonra peçete üzerinde istek parçaları geliyor. Phill’e gelen kartvizit ve üzerlerinde telefon numaraları yazan kağıt parçalarını görseniz, erkekseniz anında bu işe başlamaya karar verirsiniz, benden söylemesi! Bana gelince... Gerçekten o kabindeki kişi kim olursa olsun topluluk üzerinde ekstra bir cazibeye sahip oluyor, bunu bizzat yaşadım. Her sebepten elim ayağıma dolaştı ama imdadıma Phill yetişti.
Çalacağım parçaların listesi elimdeydi ve her şey iyi başladı. DJ’im ya artık, eğlenceye yön vereceğim. Ve kararlıyım, oradakiler benim şarkılarımla coşacaklar. Ne mi oldu? Hiç de öyle olmadı tabii. O karanlıkta doğru düğmelere basmak var ya... Cerrah olup ameliyat yapmak daha zor olmayabilir! Öğrendiklerim ve Phill sayesinde kalabalığa acemiliği çaktırmadan geceyi noktaladık. Hatta coşmalarını da sağladım / sağladık...

Aşkının peşinden İstanbul’a gelmiş

DJ Phill Mulhall 1.5 yıldır 360’ta çalıyor. Aslen İngiliz, ailesi Manchester’da yaşıyor. 13-14 yaşlarında merak saldığı elektronik müzik için kendi tabiriyle o kulüp senin, bu kulüp benim gezmiş. Ve sonunda DJ olmaya karar vermiş. Kısa süre içinde İngiltere’nin en büyük kulüplerinden birinde çalmaya başlamış. Uzun süre bir yere bağlı kalamadığını söyleyen Phill, Amerika’yı kendine merkez yapıp ülke ülke
Yılın 5-6 ayını Amerika’da, gerisini de çeşitli ülkelerde geçiriyormuş. Hollanda, Fransa, İngiltere, Meksika gibi pek çok ülkede DJ’lik yapan Phill’in son durağı Türkiye olmuş. Son durağı diyorum, çünkü İstanbul’a yerleşmeye karar vermiş. Artık 35’ine geldiğini ve kendine bir durak seçmesi gerektiğini söyleyen Phill’i İstanbul’a bağlayan tek sebep elbette müzik değil. Bir Türk kızına gönlünü kaptırmış.
İngiltere’de tanıştığı kız arkadaşının peşinden Türkiye’ye gelen Phill’e “Onu ne kadar çok seviyormuşsun, hayatını değiştirmiş ve hayallerinden vazgeçmişsin” diyorum, “Evet onu çok seviyorum. Mükemmel bir kadın. Çok sabırlı ve fedakar. Ben çok uçuk bir tiptim. Çok eskiden annem ayaklarımın yere sağlam basmasını sağlardı, şimdi de sevgilim” diyor.
Phill’in kız arkadaşı doktor. “Zor olmuyor mu, nasıl bir çiftsiniz?” diye soruyorum, “Aslında çok fazla zaman geçiremiyoruz. Ben işten geldikten birkaç saat sonra o işe gidiyor. Ona kahvaltı hazırlıyorum, birkaç saatimizi en kaliteli şekilde geçirmeye çalışıyoruz” diyor. Phill’in İstanbul’da bir hayran kitlesi oluşmuş bile. Sokakta gezerken “Hey DJ” diye bağıran kızlar oluyormuş, “Allah’tan sevgilim kıskanç değil” diyor...

Hokus pokus: Kağıtlar para oldu!
Son durağım gerçek çocukluk hayalim: Sihirbazlık. İlk kez bir sihirbazlık gösterisi izlediğimde 11 yaşındaydım ve sihirbazın şapkasından çıkardığı kuşlar karşısında şaşkınlıktan afallamıştım. Büyüdükçe bütün bunların iyi sergilenmiş numaralar olduğunu öğrendim ama eğlendirici özelliği hâlâ beni cezbetmeye devam ediyordu... hayalimdekiis.com’la çıktığım maceralı durakta bu kez hocam meşhur Mandrake! Çocukluk kahramanım... Bunu duyunca beni sarıyor bir heyecan.

Topluluk önünde Mandrake’yle gösteri yapacağım, yaşasın! Önce 4 günlük bir sihirbazlık eğitiminden geçmem gerekiyor ama. Siteye başvurup bu programa dahil olanların ödemesi gereken ücret 900 TL civarında. Sihirbazlığın ilk kuralıyla işe başlıyoruz: Sırrını bu dünyadaki kimseye anlatma! İlk ders için evinin yolunu tutuyorum... Hemen şapkadan tavşan çıkaramayacağımı ben de biliyorum ama Mandrake sert bir ifadeyle bunu hatırlatma ihtiyacı hissediyor! “Ne de olsa öğrenciyim” diyerek yılmıyorum, dikkatle yapacağım işe odaklanıyorum.
Hem keyifli hem de stresli geçen dersler sonunda iki numara öğreniyorum: Kağıt atılan sihir torbamdan para verebiliyor ve kesilmiş ipleri birleştirebiliyorum! Erkek arkadaşıma numarayı yapıp şaşırttığımda kendime güvenim yerine geliyor ama iki gün sonra Mandrake Bey’le büyük gösteride halk önüne çıkacağız! 60 yıllık heyecan Topluluk önüne çıkma fobisi olan ben, gösteri günü heyecandan yerimde duramazken bir de ne fark edeyim; bu mesleğe 60 yılını vermiş Mandrake de en az benim kadar heyecanlı!
Meğer Mandrake her gösterisinde ilk defa çıkıyormuş gibi heyecanlı olurmuş. Sıram geldiğinde, yılların sihirbazı havalarında sahneye çıktım. Süper amatör bir şekilde ama kalabalık tarafından büyük coşkuya maruz kalarak minik gösterimi yaptım. Alkışların miktarına inanamazsınız... Çocuklar müthiş, hem gülüyor hem de alkışlıyorlar. O zaman karar verdim; her anne baba birkaç küçük bir numara da olsa öğrenmeli, çocukları çok mutlu görmenin en kolay yollarından biri sihirbazlık çünkü...

5