Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Seçim üstü twitter dedikodusu

Pazar, 26 Haziran 2011 - 05:00

Biz ‘Meclis’e daha çok kadın girsin’ diyorduk ama erkekler gibi bel altından vurmayacaklarına, ‘empati’ yetilerini kullanacaklarına ve her kesimden insana toleransla yaklaşabileceklerine inandığımız için diyorduk. İktidarda olsalar dahi mütevazılığı elden bırakmayacaklarını düşünüyorduk. Ama daha ilk haftadan farklı haller başladı bazı hanım vekillerde. Misal biri diyor ki ‘twitter’da: ‘Kesince saçları, hele bir de boyadın mı sarıya, iki de yabancı dilden çalma kelime, oluyor musun bacım solcu, ama biz hancı sen yolcu’.

Sadece solcu hemcinsleri değil, CHP lideri de ‘Seçimlerin Recep ayında yapılması AK Parti’nin işine yaradı. Bundan böyle seçimler Kemal ayında yapılsın’ tweetiyle alıyor nasibini. Sonra öbür tarafa dönüyor ve bu kez de MHP liderine ‘suni teneffüsle yaşayan lider’ diye bir gönderme yapıyor. Mizah güzel şey, gülelim eğlenelim tamam da, bu espriler(!) siyasi bir kimliği ve siyasi gücü olan, ‘kendi gibi düşünmeyenleri’ de temsil etmesini beklediğimiz bir kişiden gelince güldürmek yerine incitiyor sanki.

Öte yandan ‘twitter’da başka bir ahali de var ki, ‘Laik ülkenin ‘la’ sı gitmiş, ‘ik’i kalmış, Cumhuriyetin cumhuru komada’ ya da ‘Sene 1938 olsa, saat 9 olsa ama hiç beş geçmese’ şeklindeki ‘tweet’leriyle yürek paralamaya devam ediyorlar(!) Of ki ofÖ Bu ‘umutsuz ulusalcı’ tavır da en az ‘Nasıl yendik sizi ama!’ tavrı kadar yoruyor bünyeleri. Birileri için mütevazılık ve tolerans ne kadar zorsa, birileri için de ‘zamanın ruhu’nu algılamak o kadar zor demek ki...

Kozaya çekilme trendi

80’lerin sonunda bir trend yazarı, gelecek yıllar içinde insanların ekonomik dengesizlikler, terör korkusu, salgın hastalıklar ve teknolojinin gelişimiyle birlikte evlerini hayatlarının merkezine koyacaklarını açıkladığında bu öngörüsü saçmalık olarak nitelendirilmiş. Ancak görünen o ki geçen yıllar trend yazarını haklı çıkarmış. Son zamanlarda iyice yaygınlaşan ‘Cocooning’ yani ‘kozaya çekilme’ trendi tüm dünyayı etkisi altına almaya başlamış. İnternet sayesinde işlerini evden de takip edebilen, alışveriş ve ihtiyaçlarını da bu sayede giderebilen bireyler zamanlarının büyük kısmını evlerinde geçirmeye başlamış. Doğal afetler ve bombalamaların yol açtığı korkularının da bu trendde etkisi büyükmüş. ABD’li psikologlar i- pod ve benzeri cihazların insanların gün içinde kendi kozalarına çekilmesine imkan verdiği için bu kadar popüler olduğunu belirtirken, koza şeklini andıran koltuk, yatak ve aksesuarların satışlarında da patlama görülüyormuş. Bizde de son yıllarda ‘evde sosyalleşme’ şeklinde etkilerini göstermeye başlayan ‘kozaya çekilme’ trendi tüketim alışkanlıklarımızı ne şekilde değiştirecek bilinmez ama dünyadaki kaos devam ettikçe, kozalarımızda daha da çok zaman geçireceğimiz kesin...

Boğaz’da balık terapisi

Adını ‘Tarabya’nın eski adı olan ‘Therapia’dan alıyor. Zamanında Fenerli Rum Bey’lerinin terapi amacıyla dinlendikleri, Boğaz’ın, havası en güzel yerlerinden birinde konumlanmış balıkçı ‘Therapia’. Menüsü alışılagelmişin dışında. ‘Balık Fajita’, ‘Balık Pirzola’, ‘Balık Bonfile’ gibi özel lezzetleri bir yana, bildiğimiz meze ve balıkları da çıtayı epeyce yükselterek sunuyorlar burada. Lüfer familyasından ‘Kuzu Balığı’ çöp şiş şeklinde geliyor sofraya. Tadı lokum gibi. ‘Ahtapot’ deseniz, Yunan restoranlarındakileri sollayacak kıvam ve lezzette. Ege ve Akdeniz yeşilliklerini, Karadeniz tatlarıyla zenginleştirdikleri, 35 farklı malzemeden oluşan özel bir salata var menülerinde. Dekorasyonuyla abartıdan uzak, zemini zarif çinilerle kaplı, plastik yerine cam malzemelerin ve organik ürünlerin tercih edildiği Therapia’da fiyatlar da dudak uçuklatmayan bir seviyede tutulmuş. Açılalı henüz birkaç ay olmasına rağmen, şimdiden müdavimlerini oluşturmuş, ki bunda servisin ve ekibin çok kaliteli olmasının da büyük payı var. Ezcümle, burası her açıdan dört dörtlük bir yer olmuş.
 
Haftanın notları 
* Eskişehir’deki Arkeoloji Müzesi’nin açılışında, daha önceden sergi alanında duran çıplak Herkül heykelinin ‘Başbakan Erdoğan görmesin diye’ kaldırılarak paravanın arkasına saklandığı iddia edilmiş. Müze müdürü ise böyle bir şeyin söz konusu olmadığını, Başbakan’ın açılışı yapacağı gün, Herkül heykelinin üzerinde durduğu kaidenin çöktüğünü söylemiş. (Eh, heykel konusu hassas. Arkeoloji Müzesi’nin heykelleri de malum, giyiniğini bulabilene aşk olsun(!) Müze müdürünün işi de kolay değil hani, heykeli kaldırtsa bir dert, kaldırtmasa ayrı. Velhasıl kelam, bu olayın yaşanmış ya da yaşanmamış olması değil önemli olan, durum Levent Kırca skeci gibi aynen). 

* Yapımcı Fatih Aksoy, ‘Desperate Housewives’ (Umutsuz Ev Kadınları) dizisinin yerli versiyonunu yapmak için kolları sıvamış. Oyuncu kadrosu için düşünülen isimler Sertab Erener, Nil Karaibrahimgil, Deniz Akkaya, Seray Sever ve Ayşegül Aldinç’miş. (Onun ‘çakma’sı, bunun ‘yerli’si diye çekilen hiçbir dizinin tuttuğunu görmedik bugüne kadar. Hala bu ‘uyarlama’ hevesi niye? Hem Umutsuz Ev Kadınları’nı uyarlamak kolay mı öyle? Türk örf ve adetlerine uygun olmadığı gerekçesiyle bir dolu sahnesi takılacak oto sansüre, ‘zorlama’ ve ‘çeviri’ bir komedya çıkacak ortaya. En iyisi hiç uğraşmamak ‘uyarlama’ vs. ile ve yaratıcı olmaya çalışmak yine!)

( 19.06.2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır. )