Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Şehit aileleri tepkili

Salı, 22 Haziran 2010 - 05:00

Kanlı, gözyaşlı bir hafta sonuydu. Cumartesi gününe nasıl çatışma ve şehit haberleriyle uyandıysak pazar gününe de cenaze haberleriyle başladık. Van’dan hüzünlü bir törenle uğurlanan 11 şehidin cenaze törenlerinde bu kez farklı bir tepki var şehit yakınlarından: “Niye hep bizim çocuklarımız ölüyor? Niye politikacıların, zenginlerin çocukları bölgede görev yapmıyor” Kahramanmaraş’ın bir mezrasında yaşayan Çavuş Esendere’nin feryadı haksız mı: bir oğlu Hakkari Şırnak’ta öldü, bir oğlu Hakkari Çukurca’da çavuş! Devlet terörle savaşta onun zürriyetine mi güvendi? 89 doğumlu, gencecik şehitlerin çoğunun köy çocuğu olması tesadüf mü? Sınır karakollarının sağlam olmayan binaları daha önce de gündeme geldi. Bu karakolları TOKİ yenileyecek, kale gibi sağlam binalar yapacaktı. Olmadı. Terörle savaşmada en büyük başarıları göstermiş komutanlar, muvazzaf ya da emekli, terör suçundan yargılanıyor! Üstelik, itirafçı PKK’lıların düzmece gizli tanıklıklarıyla düzenlenmiş iddialarla Ergenekon’dan. Sonra da terörle mücadelede başarı bekliyorlar. Üstelik de başaramadılar, savunamadılar, gece geleni göremediler diye her an suçlayacak malzeme arayarak. Silivri’de rehin alınmış Mustafa Balbay’ın Cumhuriyet’teki dünkü yazısını okuyun: Hakkari Çukurca’dan Ergenekon’un terör sorumlusu olduğu iddiasıyla tutuklanmış gazi astsubay Ali Balkız’ın Silivri’den serbest bırakıldıktan sonra yine görev yerine nasıl gideceğinin öyküsünü. Bu orduyu çökerttikten sonra terörle mücadelede taşeron ordu mu kullanacaklar acaba?

İlhan Selçuk bir gazetecilik anıtıydı!

Kendi gazetesini bombalattığı iddiası fazla gelmişti İlhan Selçuk’a! Gerçi 12 Mart’tan sonra Erenköy Ziverbey köşkünde işkenceye uğramışlığı da vardı ama aradan 37 yıl geçmiş, Selçuk 80’li yaşlarına gelmişti. 21 Mart 2008’de sabaha karşı evi basılıp gözaltına alındığında kalbi tekledi. Serbest kaldıktan sonra hastaneye yatırıldı ve kalp ameliyatı oldu, dört damarı değiştirildi. Ondan sonra da yarı hasta, yarı küs, sağlığını kaybetti ve yaklaşık bir yıldır da sürekli kaldığı hastanede, bazen iyi, bazen kötü, bazen uyutularak sona yaklaştı. Ergenekon safsatası, sorgular, gözaltılar olmasa ömürlerinin son yıllarını rahat ve huzurlu geçirseler, hâlâ aramızda olacak Türkan Saylan gibi İlhan Selçuk’u da kaybettik sonunda! İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu İlhan Selçuk, 1952 yılından beri kardeşi karikatürist Turhan Selçuk’la birlikte gazetecilik yaptı. 1962 yılından beri de Nadir Nadi’nin çağrısıyla geldiği Cumhuriyet’te köşe yazıları yazdı. Cumhuriyet Gazetesi’yle özdeşleşmiş olan Selçuk, gazetenin imtiyaz sahibi ve başyazarıydı. Ama herşeyin ötesinde o bir gazetecilik modeliydi ve öyle kalacak. Demokrasi, insan hakları, aydınlanma, basın özgürlüğü onun vazgeçilmez konularıydı. Bu zor konular üzerine yazdığı günlük yazıları, damıtılmış bilgeliğin hınzır ironiyle birleşip mizah dozuyla tatlandırılarak, hap gibi yutturulduğu, özlü deyişler kısalığında ama üzerinde günlerce düşünülecek derinlikteydi. Selçuk’u öldürdüler ama fikirleri, anısı, gazetesi hep yaşayacak!