'Seks filmlerinde oynamamak için Marmaris'te tekne turu düzenledim'

Pazar, 01 Ağustos 2010 - 05:00

'Seks filmlerinde oynamamak için Marmaris'te tekne turu düzenledim'

Fikret Hakan sinemamızın tarihini yazan gerçek oyunculardan. Bugün 76 yaşında olan dev oyuncu, sinema tarihimizi 851 sayfalık bir ansiklopedi olarak hazırladı. Fikret Hakan’ın ‘Türk Sinema Tarihi’ adlı ansiklopedik çalışması İnkılap Kitabevi tarafından basıldı. Ünlü oyuncuyla kendi hayatı paralelinde Türk sinema tarihini konuşmak üzere Dragos’taki evinde buluştuk. 50 yıldır meraklı olduğu antikalarla dolu evinde bizi Fenerbahçe eşofmanıyla karşıladı. Sinemayı konuştuk ama sohbet aşklarına ve evliliklerine de geldi. Yaptığı 5 evliliğe ait en ilginç yorumu ise “O yıllardan bir tek güzellik kaldı; kızım. 5 karanlığa karşı bir güzellik!” oldu...

Seral Cumalı

seral.cumali@posta.com.tr

İlk defa mı bir aktör sinema tarihini yazıyor?

Sanırım dünyada başka örneği yok. 1953’te “İleride iyi ya da kötü bu sinemanın bir tarihi olacak” dedim ve doküman toplamaya başladım. Dokümancılık içimde var. Ülkemin çocuklarına, sinema severlerine düzgün bir yapıt bırakacağımı sanıyorum.

Sinemayla tanışmanız nasıl oldu?

2. Dünya Savaşı yıllarıydı. İlkokuldaydım. Bursa’dayız. Gece karartma var. Bursa’da iki sinema var: Şafak Sineması ve Teyyare Sineması. Ama büyüklerimiz, “Daha ufaksınız” diye bizi götürmüyor. Sonunda hocamız bizi sınıfça sinemaya götürdü. Çocukluğumun en güzel, en heyecanlı günlerinden biriydi. 2. Dünya Savaşı’nın o keşmekeşinde, karamsarlığında bizim için büyük bir moraldi.

Filmi seyrederken ne hissettiniz?

İlk görüntülerde önce dehşete kapıldık, sonra çığlıklar atmaya başladık. Dünya güzeli bir adam kocaman şapkası, kocaman silahıyla, upuzun boyuyla bir kovboy kasabasında yürüyordu. Bir anda kahramanımız olmuştu. Tok bir sesle konuşuyordu. Elinden kaçırdığı azılı katil olan mahkumun peşinde giden şerif rolündeydi. Gary Cooper’dı kahramanımız. Müthişti!

Gary Cooper’la nasıl bir bağ kurdunuz?

Film bitince heyecan içinde eve koştum. “Anne, anneanne ben bugün Karı Kopel’i gördüm” diye heyecanla anlatıyorum. Annem de anneannem de yerlere düştü gülmekten. Baştan aşağı filmi anlattım. Mahkumun ölümüne sıra gelince ağlamaya başladım. Annemle anneannem beni zor teselli etti. O zamanlar da Türkiye’de çocuklar için ne oyuncak var ne bir şey. Arada bir gelen tiyatro kumpanyalarına da bizi götürmüyorlardı. O yokluğun içinde geçen çocukluğumuza sinema büyük bir heyecan kattı.

O zaman “Ben de aktör olsam” diye düşündünüz mü?

Tabii. Çocuklar aktör olma hayali kurar ama genelde de olmazlar.

Gerçek adınız Gaffar Bumin Çıtanak iken siz nasıl Fikret Hakan oldunuz?

Tiyatroyla başlangıç yaptım. Tiyatro insanı İstiklal Caddesi’nden Yeşilçam Sokağı’na doğru itiyor o zamanlar. Türk sinemasının yeni palazlanmaya başladığı zamanlar. Yeşilçam sokağına dadanmaya başladığım zaman 1952 yılıydı. Tiyatroya 16, sinemaya 18 yaşında başladım. Taksim Lisesi’nin birinci sınıfındayken okuldan kaçıp tiyatroya gidiyordum. İki yıl böyle sürdü. Bütünlemeye kalınca okulu tamamen boşladım.

Babanız ne dedi bu duruma; çünkü öğretmenmiş...

Annemle babam ayrılmıştı, babamla görüşmüyorduk, ben annemin yanındaydım. Annem hemşireydi, okulu bırakıp tiyatroyu ve sinemayı tercih etmeme taraftar değildi. Tutarlı bir meslek seçmemi istiyordu. Aktörlüğe sağlam gözle bakmazlardı ki o zaman. Aydın kesim bile tiyatroyu, sinemayı severdi ama çocuğunun oyuncu olmasını istemezdi.

Sonra sinemada nasıl bir ortamda çalıştınız?

Önüne gelen, manavlıktan kasaplıktan, eczacılıktan, kimyagerlikten, her iş dalından her kültürden insan yapımcı olmaya başlamıştı. Biraz da ayıptır söylemesi kadın kız tavlamak için yapımcı oluyorlardı. Niyet oydu. Sinema çok başıboş, devlet denetiminin dışında, çok çirkinliklere sahne olarak gelişti. Alacaklarımızın yüzde 70’ini alamıyorduk. Bir kısmı ödeniyordu, bir kısmını da bonoyu kırdırdığımız için cebimizden ödüyorduk. Devlet destek olmayı bırakın, köstek oldu.

Siz paralarınızı alamıyordunuz ama çok film çevriliyordu...

Maalesef! Yılda 300’den fazla film çevrildiği çok oldu. Bunu bazıları salya sümük alkışlıyordu. Bizler ise işin nereye vardığını gördüğümüz için karalar bağlıyorduk. Çünkü film sayısı artıkça kalite düşmeye başladı. Bu da ailenin sinemadan kopmasına yol açtı.

Seks filmleri nasıl oldu da bir furyaya dönüştü bu ülkede?

70’li yıllarda birisi İtalya’dan seks ağırlıklı filmler getirmiş. Bunlar önce kıytırık sinemalarda oynadı çok büyük işler yaptı. Türk sineması krizde olduğu için de hiçbir etik tarafı olmayan yapımcılar tarafından seks filmi yapmak büyük bir hazine olarak görüldü. Ve birdenbire seks filmleri furyasına dönüştü.

Çok ünlü tiyatro ve sinema oyuncuları da seks filmlerinde rol aldı...

Ben onları kınamıyorum. Boşlukta kalınca şok geçirdiler. Sinema da, tiyatro da batmıştı. O oyuncuların maddi bir birikimleri, hiçbir garantileri olmadığı için de bu filmlerde oynadılar. Bir çoğu zaten tiyatro yapabilecek kapasitede arkadaşlar olmadığı için, sinemadan başka yolları yoktu. Ne çare bu seks filmlerinde oynamak zorunda kaldılar.

Siz oynamadınız, birikiminiz mi vardı?

Benim de yoktu ama, şöyle bir şansım vardı: Daha önce Bodrum’da gulet tekne yaptırmaya başlamıştım. Üç kamaralı, çift direkli, güzel bir tekne. Baktım durum kötü. Valikonağı Caddesi’nde çok güzel büyük bir dairem vardı; hemen sattım. Şaşkınbakkal’da daha ucuz bir daire aldım. Artan parayla tekneyi bitirdim. Ama Bodrum’da marina yoktu, kalenin önündeki rıhtım Bodrum’un yerlisi olan tekne sahiplerine ancak yetiyordu. Ama Marmaris bakirdi, teknemi kapıp oraya gittim.

Ne yaptınız?

Marmaris de mavi yolculuk da gelişmiş değildi. Aklıma, güzel bir müzik eşliğinde güzel şarap, yanında meyve, akşam gezileri düzenlemek geldi. İlk geceden itibaren hep dolu hareket ettik. 40-50 müşteriyi her gece tekne gezintisine çıkarıyor, koy ve adacıkları gezdiriyordum. Sevgilisini kapan geliyordu. Çok da romantikti çünkü. Saat dokuzda kalksak oniki, yarımda dönüyorduk.

Memnun muydunuz?

Tabii, hem ben kazanıyordum, hem de onlar memnun oluyordu. Çok düzgün iş yapıyordum. Herkesi sokmuyordum tekneme. Tiplerini beğenmediklerimi “Doluyum” diye geri çeviriyordum. Çok nazik bir iş çünkü, orada esrarlı sigarasını yakar, bir deniz polisi gelse, al başına belayı, “Fikret Hakan teknesinde esrar içirtiyor” derler.

O işten bayağı para kazandınız mı?

Tabii, 3 yıl geçimimi öyle sağladım.

Sinemadan fazla mı kazandınız?

Öyle. Hatta bir gün Sinan Çetin telefon etti, “Abi kendi hesabıma Bir Günün Hikayesi diye bir film yapacağım. Gelip oynar mısın?” dedi. “Oynarım” dedim. “Ama para durumum kötü” dedi. “Bana bir şey vermene gerek yok, ben burada paramı kazanıyorum” dedim. Çok da güzel bir film yaptık. Bence Sinan’ın en iyi filmidir. 1980 darbesine kadar tekne işiyle geçindim. Darbeler rezalettir ama 80 darbesi oldu, ertesi gün seks filmleri bitti. Bu işe yaradı. Ben sevinçten göbek atmaya başladım.

Hemen İstanbul’a mı döndünüz?

Bir yandan da, “Oğlum hemen İstanbul’a gitme, birazcık sol tandanslı olanları da içeri alıyorlar. 10 gün bekle, duruma bak” diyorum. 15-20 gün çok tedirgin yaşadım. Osman Seden telefonda; “Necla Nazır ve Ferdi Tayfur’la filme başlayacağım. İkinci rol ama senin için dönüş olur. Ama biraz daha bekleyip senin durumunu görelim” dedi. 15-20 gün daha geçti bir şey olmadı, tekneyi karaya çektim, yallah İstanbul. Osman’la filme başladık. Sizden daha yeteneksiz oyuncular birinci roldeydi, ikinci roller sizi kızdırmadı mı hiç? Rol roldür. Benim için iyi rol önemli.

Ama Atıf Yılmaz’a bu yüzden küsmüşsünüz...

Bir ara ona da küstüm.

Hep böyle küser misiniz?

(Gülüyor) Evet.

Atıf Yılmaz’a niye küstünüz?

Atıf, Delikan diye bir filmin senaryosunu verdi. O zamana kadar da ikinci adamı hiç oynamamışım. Başrolü oynayacağımı sanıyorum. Atıf, “İkinci adamı oynayacaksın” dedi. İkinci adam da silik bir rol. Ben de soğukkanlılığımı koruyamadım. İyice kalın bir konuşma yaptım. Haklıydım ama davranışım çirkindi. Atıf, “Ne yapayım işletmeciler böyle istiyor, Tarık Akan birinci adamı oynayacak” dedi. Tarık oynadı, güzel de oynadı. Zor bir rol de değildi. Atıf’la uzun yıllar dargın kaldık. Allah’tan barıştık ve en son filmi Eğreti Gelin’de beraber çalıştık.

Sinemada çok hakkınız yenildi mi?

Adımız o yüzden komüniste çıktı ya! Oysa biz batıdaki oyuncu haklarının yüzde 50’sine razıydık. Hala her kanalda filmlerimiz oynuyor, cebimize 40 para girmiyor. Güya kanun çıkardılar, uygulamıyorlar ki. Ben bugün çalışamayacak durumda olsam ne yapacağım? Nasıl geçineceğim? Oralardan bir şeyler gelse kimseye muhtaç olmadan yaşayabilirim. Ama nerede?

Onun için mi çalışıyorsunuz?

Onun için çalışıyorum tabii!

Yeni sinemacıları nasıl buluyorsunuz?

Genç arkadaşların filmlerini yoğunluğumdan dolayı yeteri kadar izleyemedim. Başta Nuri Bilge Ceylan olmak üzere bütün filmleri DVD olarak toparlatıyorum, seyredeceğim. Şu anda bir şey söylesem yanlışlarla dolu olur. Ferzan Özpetek’in Hamam’ı ve Hamam Suare’yi seyretmiştim. Harem Suare müthişti. Adamın yaptığı işçiliğe hayran kalıyorsun. Bakın tüylerim diken diken oldu. Helal olsun böyle sinemacıya.