Sektörel dönüşümün tekstile faturası

Cuma, 30 Temmuz 2010 - 05:00

Yerli film izleyenler iyi bilirler... 1970’lerin başındaki filmlerdeki ‘patronların’ tekstil fabrikaları vardı. Çok az sayıda filmde patronu, ‘Puro’ ve ‘Fay’ gibi temizlik ürünleri tesislerinin sahibi olarak görürdük. 1980’lerde işin içine ihracat girdi. ‘İhracat kralı’ gibi tiplemelerde patronları filmlerde izledik. 1990’larda inşaatçılar ve yurtdışında iş yapan patronlar girdi filmlere... Tekstil ve giyim, sadece filmlerdeki ağırlığını kaybetmedi... İş dünyasındaki gücünü de yavaş yavaş kaybediyor. Daha doğrusu ekonomi ve sektörlerde yaşanan büyük dönüşüm, yenilerinin çıkmasıyla, eski sektörleri aşağıya çekiyor.

50 yıl önce 50 yıl sonra

İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) 500 büyük şirket araştırmasını incelerken, bu gerçeğin bir daha öne çıktığını gördüm. ‘Türkiye’nin En Büyük 500 Sanayi Şirketi’ listesinde ilk 100’e baktım. Sadece 2 adet tekstil/giyim şirketi var: Biri Zorlu’nun Korteks’i, diğeri de Sanko’nun şirketi... Oysa bu araştırmanın ilk yapıldığı yıla, 1967 yılına ait listeye dönüp bakıyorum. ‘İlk 100’ içinde tam 10 tekstil şirketi var. İlk 10 şirketten birini de tekstil şirketi oluşturuyor. Tekstil ve giyimdeki düşüş, özellikle son 10 yılda hızlandı, son 5 yılda en yüksek düzeyine ulaştı. Rakamlar da bunu açıkça ortaya koyuyor. 8 yıl önce İSO 500 listesinde 116 tekstil/giyim şirketi vardı. Bu sayı geçen yıl 47’ye kadar düştü. En son araştırmada ise 39 şirket olduğunu sayabildim.

Bu dünyanın sonu mu?

Tekstil ve giyimciler açısından kötü haber olduğu kesin... Ancak, 500 büyük şirket içinde tekstilcilerin yerine başka sektörlerden büyük şirketler geliyor. Aslında onlar düşmüyor, yeni ve büyük şirketler geliyor demek daha doğru olacaktır. Amerika’nın 500 büyük şirketinin 1960’lara ait verilerine bakın... Petrol, makine ve benzeri ağır sanayi sektörlerinin ağırlıklı olacağını göreceksiniz. 2009 sıralamasında ise perakende, teknoloji ve hizmet sektörlerinin ağırlığı var. Bu kaçınılmaz bir dönüşüm... Dönüşümden ve değişimden kaçmak mümkün değil. Aslında dünya ekonomisine entegre bir ülkede, olağan olanda budur. Eğer böyle olmasaydı, Amerika’nın bugün en büyük şirketlerini demiryolları işletmeleri oluşturacaktı. Ya da ondan önceki yıllarda olduğu gibi posta işletmeleri...

Darwin iş dünyasında!

Türkiye ekonomisinde tekstil ve hazır giyimin önemi uzun yıllar devam edecek. Geçenlerde bir yazı okudum. New York’ta bir zamanlar bu sektörden çok sayıda üretim tesisi varmış. Sayıları azalsa bile hâlâ üretimine devam edenler varmış. Emlak fiyatlarının yüksekliğine rağmen... Geçmişte Türkiye’deki şirketlerin yarıya yakınını bu sektör oluşturduğu için, 500 büyük içinde ağırlıklarının olması da normaldi. Daha önce adı anılmayan işler ve sektörler doğdu. Tekstildeki değişimi, biraz da iş dünyasındaki ‘evrimin’ doğal sonucu olarak kabul etmek lazım... Yani Darwin’in kuralları burada da kendini gösteriyor.

Bu dönüşüm ve değişimin sonuçlarıyla ilgili salı günü de yazacağım. Hafta sonu Capital500 araştırması açıklanacak. Oradan gelen verilerin ışığında değişimi paylaşacağım.

Merkez Bankası Başkanlığı için önerim

Bir önceki Merkez Bankası (MB) Başkanı Süreyya Serdengeçti de ihracatçıların gözüne girememiş, yoğun eleştiriler altında görev süresini tamamlamıştı. Ak Parti’nin döneminde seçilen Durmuş Yılmaz da aynı eleştirilerden payını alıyor. Başkanın görev süresi 2011 Mayıs’ında dolacak. İş dünyasının önemli bölümü ve bankacılar tarafından ‘saygı duyulan’ Yılmaz, büyük olasılıkla ikinci dönemde atanmayacak. Sanıyorum 2010 yılının sonuyla birlikte ‘yeni başkan kim olacak’ tahminleri gündeme gelir. Ben biraz erken bir öneride bulunmak istiyorum. Mevzuat ne diyor, bilmiyorum ama Türkiye İhracatçılar Başkanı Mehmet Büyükekşi’yi öneriyorum. Dün Merkez Bankası’yla ilgili değerlendirmesini okudum. Kafasındaki MB yönetim stratejisini bir hayli ayrıntılı anlatmış. Rezervden, sepetten, euro ve dolardan söz etmiş, Merkez Bankası Başkanı’na önerilerde bulunmuş. Başkana yaptığı önerileri hayata geçirirse, temsil ettiği ihracatçıların sorunları da ortadan kalkacaktır diye düşünüyorum.

MB içinden çözüm olmaz

Bunları Büyükekşi’yi hedef alarak ya da küçümsemek için yazmıyorum. Saygı duyduğum, başarılı bir işadamı ve sivil toplum örgütüdür. Söylemek istediğim, MB içinden gelecek yeni başkandan çok farklı bir yönetim çıkmaz. Belki ‘eleştiri’ cephesinden biri başkan olursa, tıpkı YÖK’te olduğu gibi, yeni dönemde kuruma yönelik bombardıman da azalır...

Biliyorsunuz, Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’dan sonra kuruma yönelik eleştiriler bıçak gibi kesilmişti. Belki bu de kez ihracatçıların şikayeti kesilir ama piyasaların tepkisi ağır olabilir. Onu da olunca görürüz.

Yollardaki şirket araçları, kurumlarını ne kadar temsil ediyor?

Bir şirket düşünün... Markasının ‘çevre dostu’ anılması için milyonlarca lira harcıyor, onlarca insan çalıştırıyor. Ancak, araçlarından birini kullanan sürücü, taşıdığı ‘çevre dostu’ mesaja aldırmadan caddeye çöp atmaktan çekinmiyor... Sadece çevre dostu şirketlerin mi bu tür sıkıntıları var? Şirketler, çeşitli nedenlerle yollara her gün binlerce binek otomobil, kamyonet, minibüs, otobüs, kamyon, hatta TIR çıkarıyor. Bunların tamamı, özellikle de üzerlerinde koca koca şirket ve marka adı yazılı olanlar, ait oldukları şirketin/bankanın elçisi olarak yollarda dolaşıyorlar. Trafikte yaptıkları hatalar, davranışları ve araçlarının temizliğiyle, şirketlerinin mesajını etraflarına veriyorlar.

Uzun süredir bu konuya bakıyorum. Şirketlerin bir de bu cepheye el atmaları, sürücülerine kurum kültürü ve değerlerini aktarmaları, eğitimden geçirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Buna İETT ve otobüs işletmeleri de dahil...