Ergun Hiçyılmaz

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

SEMAi KAHVELERi VE MEDDAHLIK

Cuma, 20 Ağustos 2010 - 05:00

Sözlük anlamı methedici demektir. Meddahlık, tiyatronun olmadığı dönemlerde halkı eğlendirmek amacı ile, olayları gülünç hikayelerle, ustalıkla işleme sanatıdır. Bu sanat dalından ilk “Tacüttevarih” adlı eserde bahsedilir. Fatih Sultan Mehmet döneminde Mustafa, Balaban ve Ömer Bey isimli meddahların adı geçer. Yavuz Sultan Selim de meddahlara ilgi göstermiş, Nakkaş Hasan ve Çokyedi Reis isimli meddahlara sarayında yer vermiştir. Bu sanatın en revaçta olduğu dönem III. Murat devridir. Meddah Şefik ve Meddah Cenani bu dönem çok şöhret yapan iki meddahımızdır. IV. Murat’ın ‘Tıflı’sı da çok meşhurdu. Hikayelerine padişahı da karıştırırdı. Evliya Çelebi esnaf alaylarına meddahların da katıldığını belirtiyor ve anlatıyor:

“Tahtıravanlar üzerinde ellerinde çevgan (şakşak) dediğimiz ortadan bölünmüş tahta, bellerinde mecmualer, fesahat ve belagat üzerine hikayeler anlatarak geçtiler.” Meddahlık çok zor bir sanat dalıydı. Hafızanın çok kuvvetli ve dilin her türlü taklitlere yatkın olması gerekirdi. Meddah gerektiği zaman destan okur, koşma söyler, türkü yakar ve söylerdi.

Tiyatronun yayılması ile ortadan kalkan meddahlık için “Tek kişilik bir tiyatro oyunu” da diyebiliriz.

SANDALYEDE BAŞLARDI

Oyun, kapalı yerlerde yüksekçe bir sandalyeye oturarak başlardı. Alacalı çevresini sol omuz üzerine atar, sopasını üç kez yere vurur, “Hak dostum hak!” tekerlemesi ile hikayeye girerdi. Sopasıyla kapı çalınışından bekçi sopasına kadar her türlü sesi çıkartırdı. Bazen de konuşanları susturmak için yere tak tak diye vururdu. Mendili ile terini siler, gerekirse taklitlerini yaptığı kılıkları sembolize etmek için tek başına başlardı. Yanı başında bir zembili olurdu. Kimin taklidini yapıyorsa zembile uzanır, o şahsın serpuşunu başına geçirirdi. Hikayeler, “Şöyle ifade ederler ki, zamanı evvelde falan yerde biri varmış” şeklinde başlardı. Ancak eskinin büyük meddahları İsmet ve Sururi Beyler bunu değiştirmişler ve hikayeye bir fıkra girişi yapma yeniliğini getirmişlerdir.



Sururi Efendi’nin hikayeleri toplumdaki taklit unsurlarını buluş ve seziş bakımından bu sanatın örneklerindendir. Özellikle Sururi’nin taklitleri çok sevilirdi. Sarayda bir haremağasının ud dersi almasını anlatırken Ermeni ud ustası ile Arap taklidini öylesine anlatırdı ki, mekan kahkahalarla dolardı. Sururi askerde ilk zamanlar zor günler yaşamıştı, Tüm ciddiyeti ile talime çıkıyor ama arkadaşları onu gördüğünde kahkahayı basıyordu. Bunu önleyemeyen subayı, Sururi’yi kaleme yani katipliğe almak zorunda kalmıştı. ‘Aşki Bey’ ise meddahlığın dedesidir. Ancak meddahlar hiçbir dönemde fazla olmadı. Çünkü meddahlık sadece komiklik değildi. Tam anlamıyla ince bir hiciv gerektiriyor ve bunun halk kültürüyle birleşimi öne çıkıyordu.

KLARNET, ZURNA VE ZİLLİ MAŞA

Ramazan gecelerinin bir başka vazgeçilmez mekanlarından birini çalgılı kahveler oluşturur. Bir hafta öncesinden hazırlıkların başladığı, gelin odası gibi çiçekler,yaldızlar ve bayraklarla süslenen çalgılı kahvelerinin aletleri klarnet veya zurna, bir çift nağra, darbuka ve zilli maşadan ibaretti. Çalgı takımı umumiyetle yüksek bir yerde, kanarya kafesi gibi süslü bir askının içinde oturur ve ahenge başlardı. Önce klarnetin başlattığı taksimin arkasından marş temposunda alafranga bir parça çalınırdı. Sonrasında gazeller, semailer, koşmalar, divanlar, maniler, destanlar başlardı. Arada bir çiftetellide karar kılınarak oyun havalarına geçilir, o zaman biri Arap olmak üzere iki tulumbacı kalkar, karşılıklı göbek atarak oynarlardı.

Ancak çalgılı kahveler daha sonra bir anlamda yerli konservatuarlar da denilebilecek bir ortama bürünmüştü. Saz fasıllarının yapıldığı, gezgin saz ustalarının buralarda bir araya gelerek atıştıkları bir mekan haline gelecekti. 19. yüzyıl sonlarında çalgıcı kahvelerin vazgeçilmezleri arasında Çukurçeşme’deki Katip Mahmut’un işlettiği çalgılı kahve, hatırlı müşterilerin bir araya geldiği Topkapılı Latif’in klarnet çaldığı bir kahve idi. Balat’taki Laz Yakup’un kahvesinde köçek oynar, bu suretle çok müşterisi olurdu. Halıcıoğlu’nda ise Dolmacı Mihran’ın çalgılı kahvesi çoğunlukla Ermeni meydan şairleri ve manicilerin toplandığı bir mekandı. Kahvenin yöneticisi Dolmacı Mihran da usta bir maniciydi ve Ermeni ağzı denilen usulle çok güzel maniler söylerdi. Beşiktaş Saman İskelesi’ndeki meşhur manici Zil İzzet’in çalgılı kahvesine dönemin tanınmış aydın ve mevki sahibi kimseleri de gelirdi. Çünkü onun kahvesinde en büyük ustalar bir araya gelir, Anadolu’dan gelen aşıklar da burada toplanırdı.