Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Şemdin Sakık kafaları fena halde karıştırdı

Perşembe, 08 Kasım 2012 - 05:00

Şemdin Sakık’ın, Ergenekon davasında sürpriz şekilde “gizli tanık” olduğunun ortaya çıkması ve yaptığı açıklamalar ortamı karıştırmaya yetti. İki farklı görüş var:

- PKK’nın bir zamanlar 2 numaralı ismi olan kişinin sözlerine güvenilip, böylesine bir davada tanıklık ettirilemez. Üstelik söylediklerinden önemli bölümü kendi gördüğü değil, başkalarından duyduğu veya yorumlayarak ortaya attığı görüşlerdir. Yargılanan askerlere karşı bu bir hakarettir. Bu tanıklık Ergenekon davasının içini de boşaltmıştır.

- Sakık’ın tanıklığı önemlidir zira terör örgütünün üst düzey bir elemanı olarak verdiği bilgiler başka hiçbir yerden alınamaz. Sakık’a güvenilmeli mi, yoksa hiç dikkate alınmamalı mı? Her şeyden önce bizim ‘Andıç’ davamızdaki tutumunu değerlendirerek konuya girersem Şemdin Sakık’ın doğrucu bir insan olduğunu söylemem gerekir. Zira askerlerin, benim de içinde olduğum bir grup insanla ilgili lekeleme kampanyasına Sakık karşı çıkmıştır. İstese, Genelkurmay ile anlaşır hatta cezaevi koşullarını iyileştirme pahasına sesini çıkartmazdı. Bunu yapmadı ve demeç verdi.

[[HAFTAYA]]

Genelkurmay’ın yalanını ortaya koydu. Bu açıdan baktığımda bende namuslu bir insan izlenimi bıraktı. Ancak geçen ağustos ayında Akit Gazetesi’ne yazdığı iddia edilen mektup ve önceki günü Silivri’de anlattıklarını dinledikten sonra da bu tanıklığın son derece hatalı olduğu sonucuna vardım. Sakık’ın Akit Gazetesi’ne yazdığı iddia edilen mektubu o dönemde hiç ciddiye almamıştım. Ancak şimdi genel yaklaşımını bir araya getirince durumun garabeti ortaya çıktı.

Mektupta, Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Yasemin Çongar, Ahmet ve Mehmet Altan’ın Öcalan ile görüşme amaçlarının sadece gazetecilik değil, örgütün gücünü kullanmak olduğu anlatılıyordu. Hoppalaaa...

Üstelik ne Yasemin ne Mehmet-Ahmet Altan kardeşler Öcalan ile görüşmüşlerdi. Hasan ve Cengiz hakkında böyle bir iddiada bulunmak ise, açıkça bir yalancılıktır. Bırakın sadece bu ikisini, diğerlerinin de PKK’nın askeri gücünü kullanmak istemeleri kadar aptalca bir iddia olmaz. Sakık’ın Silivri’deki tanıklıklarında da somut bir şey bulamadım.

Yorumlar ve söylentilere dayandarılan içi boş verilerden ibaret. Ciddi bir iddianameye girmemesi dahi gereken sözler. Hakimlerin bu verilere dayanıp hüküm vereceklerini düşünmek bile komik. Sakık’ın tanıklığı Ergenekon davasının içini tümüyle boşaltmaz. Ancak davanın zaten çarpık yapısını biraz daha zorlar. Kafaları biraz daha karıştırır.

Komplo teorilerinin artmasına yol açar. Acaba bu davanın sonuçsuz kalması mı isteniyor? Yoksa işin içinden çıkılamayacak noktaya geldi de kamuoyundaki itibarıyla mı oynanmaya çalışılıyor? Veya hiçbiri değil de açıkçası bir acemiliğin sonucu mu?

Başkanlık önerisi laf olsun diye mi verildi?

Uzun süredir tartışıp duruyoruz. Üzerinde fırtınalar koparılıyor. Bir de ne görelim, AK Parti’nin başkanlık sistemi önerisi adeta kapı aralığında, önemli bir şey değilmiş gibi Anayasa Komisyonu’na veriliverdi. Benim ilk tepkim, “AK Parti bunu sırf bu kadar ortaya attığı için ve diğer partiler tarafından reddedilmesini sağlamak amacıyla, böyle alelacele verdi” şeklinde oldu.

Düşünün, adeta devrim niteliği taşıyabilecek bir öneriydi. Ne beklenirdi? Başbakan çıksın ve dev bir basın toplantısıyla değişikliği ortaya koysun. İçeriğini anlatsın ve kamuoyunu ikna etmeye çalışsın, değil mi? Erdoğan galiba anayasada sistem değişikliğinden vazgeçti ve Köşk’e belki de basit 1-2 değişimle çıkmayı içine sindirdi...

Obama'nın seçilmesi Ankara'yı rahatlattı

Amerika başkanlık seçimleri sadece Ankara’nın değil, bütün dünyanın yüreğini hoplattı. Hele adayların son güne baş başa girmeleri, salı gecesinin uykusuz geçmesine neden oldu. Zira Obama değil de Romney kazanmış olsaydı, kıyametler kopacaktı. Obama’dan yana tutum almayan tek ülkenin İsrail olduğunu söylersem, belki durum daha netleşir.

Şimdi her şeyin güllük gülistanlık olacağını, Türk-Amerikan ilişkilerinin gül bahçesine döneceğini sanıyorsanız da yanılırsınız. Ancak hiç değilse, kişisel olarak tanıdığımız, hem Türkiye hem de bölgedeki gelişmeler konusunda ne düşündüğünü bildiğimiz biri Beyaz Saray’a oturdu. Şimdi sırada Çin var. İki gün sonra yeni liderini seçecek. İki dev ekonomi, patronlarını bulmuş olacaklar.