Şemdinli'de sıfırdan İstanbul'da zirveye

Yoksul bir ailenin altı çocuğundan biri olan Sabri Özel, Hakkâri'de barakada ticarete başladı. Şimdi Türkiye'de ve K.Irak'ta sanayici

Çarşamba, 03 Mart 2010 - 05:00

Şemdinli'de sıfırdan İstanbul'da zirveye

Türkiye’de yoksulluğun simgesi olarak anılagelen Hakkâri’den de girişimci ruhuna sahip bir insanın sıfırdan başlayıp zirveye tırmanan başarı öyküsünü anlatacağız sizlere bugün.

Şemdinli ilçesinde altı çocuklu yoksul bir ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelen Sabri Özel’e sözü bırakıyoruz: “Şemdinli’den gelişim çok kolay olmadı. Babam çok zor şartlar altında bizi büyüttü. Çobanlık yaptı, çiftçilik yaptı, tarlada çalıştı. Yani bizi çok zor şartlar altında büyüttü.

Hatırlıyorum o günleri. Babam 1979’da vefat etti. Ben o zaman ancak ortaokulu bitirdim. Ben okuyamadığım için, eğitime ayrı, özel bir ilgim var.

Daha sonra, küçük barakadan, biz orda dükkân derdik. Bakkaliye ile başladım işe, ağabeyimle beraber. O sırada ağabeyim vergi dairesinde memurdu. Bakkaliye de denemez; içinde sigara, çay satıyordum. Tekel bayiliği filan vardı. Onun yanına azıcık gıda koyayım, paketlerle satayım, dedim.

O zaman hep hayâl ederdim: ‘Acaba ben bu raflarda kumaş satabilecek miyim? diye düşünürdüm. Sonra birkaç top kumaş getirip koyduk. Böyle tekstil, kumaş işi de hoşuma gitti.

“Van’dan kumaşı getirip Şemdinli’de satıyorduk. Bir rafta kumaş vardı, bir rafta yiyecek vardı, bir rafta sigara vardı, çay vardı.”

Humeyni gelince

Yeni bir atılımını anlatırken önce Şemdinli’nin coğrafi konumunu tarif ediyor:

“Bilirsiniz, İran-Irak-Türkiye… Şemdinli böyle içeri girmiş, tam sınırda. Bu arada İran’a Humeyni geldi, Şah devrildi. Daha önce, biliyorsunuz, İranlılar açıktılar. Daha sonra bütün bayanlar kapanınca, biz de tam İran sınırında olduğumuz için, bize istekler geldi. İran’da herkesin kapanması gerektiği ortaya çıkınca, herkes eşarp almak zorunda kaldı. O arada bize çok eşarp siparişleri oldu. Bayanların giydiği çarşaf siparişi geldi. Ben siparişleri severek aldım. Van’dan alıp götürüyorduk, daha sonra Diyarbakır’dan aldım. Sonra geldim, İstanbul’dan götürdüm. Bursa’ya kadar gittim. Böyle böyle büyüdüm. Büyüyünce abim de istifa etti, birleştik, güçlerimizi bir araya getirdik. Bu sefer devlet tarafından engellendik. İran’a mal götürmek yasak dediler. Ben direndim tabiî; eşarbın neyi zararlı olacak, çarşafın neyi yasak olacak? Birkaç kere beni yakalayıp cezaevine bile attılar eşarp yüzünden.”

Yıldızın parladığı an

Sonunda yıldızın parladığı an geliyor ya da bir dönüm noktası…

“Rahmetli Özal geliyor bir gün helikopterle. Aşağıya bakıyor; bir kervan gidiyor sınırda. Katırların sırtında yükler, böyle dağa tırmanmış gidiyor. Karakoldan aşağıya telsizle soruyorlar; ‘Bu ne kervanı?’ ‘kaçakçılar’ diyorlar. ‘Ne götürüyorlar?’ diyor Özal. ‘Yağ, şeker, eşarp filan gidiyor’. ‘Nasıl yani, İran’dan mı bize geliyor?’ ‘Hayır efendim, Türkiye’den İran’a gidiyor.’ ‘Bunlara kaçakçı demeyin, bunlar ihracatçı, KDV’de bizde kalıyor’ diyor Özal. Hemen helikopteri indiriyor karakolun önüne. Diyor ki; karakol komutanına: “ ‘Hemen sınırları çizeceksin, kimse artık bu dağa çıkmayacak. Herkes malını getirip burda serbest pazarda pazarlayacak.’

Ondan sonra kanunlar filan çıktı; ayrımını yaptılar, sıfır noktada serbest bölge kuruldu.”

Sabri Özel, tekstile yoğunluk veriyor. Sonra tekstili bırakıp metal işine giriyor. Çerkezköy’de fabrika kuruyor. Onun ardından inşaat işine giriyor. Kuzey Irak’ta Erbil’de 700 kişinin çalıştığı fabrikada inşaat demiri üretiyor. Dubai’de turizm yatırımı için ada alıyor.

Şemdinli’de 14 derslik bir lise, babasının doğduğu Ortaklar Köyü’ne bir ilköğretim okulu, Şemdinli’de abisi adına cami yaptırdı.

Köye geri dönüş eğilimi artıyor

ÇEKÜL Vakfı Başkanı ve Tarihi kentler Birliği Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen, Kelkit Havzası’nın kalkınmasıyla buradan İstanbul’a göçün duracağını söylüyor.

Türkiye’nin 81 ilini, bazılarının birkaç olmak üzere dolaşan, Anadolu’nun tarihi ve kültürel zenginliklerini korumak için çaba harcayan, önemli çalışmalar yapan Prof. Dr. Metin Sözen’e hem ÇEKÜL Vakfı Başkanı, hem Kelkit Havzası Birliği Danışma Kurulu Başkanı olarak günümüzde göç olgusunun durumunu soruyoruz.

Şu anda göç hareketinin bir farklılık gösterdiğini belirten Sözen şöyle diyor:

“İnsanları yerinden koparıp büyük kentlere çeken 1950 sonrası siyaset, bu yıllarda bir geriye dönüş hareketinin başlaması gibi, bir farklılığı içermektedir.

Birkaç nedenle bu eğilim var. Büyük kentlerin, metropollerin, artık yaşanamaz olması, ekmeğini taştan çıkaran Anadolu halkının, burada dünden daha çok zorlanması, yeni gelenleri artık taşıyamaz olması, yeni gelenler için, yaşam şartlarının ikiye katlanması, eziyet kaynağına dönüşmesi, geri dönüş eğilimini besliyor.

Gelenler geldikleri kadar geldiler, hemşerilerini getirdiler, İstanbul içinde kendi alanlarını yarattılar. Onlarda da doyum hali başladı. Gelenler, işsizliğin daha çok olduğu, sorunlarını daha ağırlaştığı yerler gene büyük şehirler oldu.

Anadolu’da kalanlar, bir çift çubukları varsa, kıt kanaat idare ederek, günlük yaşamlarını sürdürme şansına sahipler.

İkincisi, büyük kentlerin doyum haline gelmesi nedeniyle bazı yerleşme yerlerinden, köylerden gelenlerin, kendi yerlerinde, ömürlerinin son kısmını ya da bir kısmını daha rahat ve daha doğru geçirmek için, eski yerlerine dönmeye başladıklarını görüyoruz.”

Metin Hoca’nın gerek ÇEKÜL Vakfıyla gerek Kelkit Havzası’ndaki çalışmalarıyla oraları yaşanır hale getirme uğraşlarının yakın tanığıyız. Bu uğraşların vereceği sonucu Metin Hoca şöyle özetliyor:

“Biz iyi bir planlama yaparsak, Havza boyutunda bir korumayı, yer üstü yeraltı kaynaklarını doğru kullanmaya, eğitim, kültür ve başka donanımların tekrar iyileştirilmesini sağlarsak: ‘Ben niye bu büyük kentte oturuyorum, eziyet çekiyorum? Kendi kentimde daha ucuz, daha kolay ulaşım olanakları içinde rahat yaşabilirim’ diyeceklerdir.”

Son söz: Metin Hoca’nın parolası: “Tek taraflı alan veren değil, ortak paylaşım.”

Hukuk Fakültesini bırakıp kebapçı oldu

Siirtli Nusret Türkoğlu, öğrenciyken kantincilikle işe başladı, şimdi promosyonlu Büryan kebabı yapıyor.

“Patron nerede?” dedik. “Kuyuya gitti” dediler. Kuyu dedikleri, büryan kebabının pişirildiği kuyu.

Şehzadebaşı’nda eski adıyla Kadınlar Pazarı olan, şimdiki ünvanıyla Siirt Pazarı’ndayız. Burada kebapçı çok; kebabın da şahı Büryan kebabı.

Caddenin başındaki Ziyafet Ocakbaşı Kebap Salonu’na dalıyoruz. Kuyuya giden patron Nusret Türkoğlu birazdan geliyor. Aslında İstanbul’a 1965 yılında gelmiş.

Siirt’ten kalkıp geldiğinde, amacı üniversite okumaktı; ama İstanbul onu okutmadı.

“İstanbul Hukuk Fakültesi’ni kazanmıştım” diye anlatıyor. “Okumaya başladım. Siirt Talebe Yurdumda kalıyordum. Üçüncü sınıfa kadar okudum. Ondan sonra böyle işlere daldım işte; okulu bıraktım.”

Durun hele! “Böyle işler” dediği kebapçılık değil. Gökten zembille inmiyor bu dükkan, pardon salon. Ya nasıl oldu bu iş? Altmış yedi yaşındaki Nusret Türkoğlu anlatıyor:

“Ben üniversitede okurken üç yılda, 1968’e kadar 10 bin lira biriktirdim. Kredi Yurtlar Kurumu’na ait 600 kişilik Şişli Talebe Yurdu’nun Kantin ve lokantasının işletmesini 1968’de ihaleyle aldım.”

Dahasını anlatmaya gerek var mı? Nusret Türkoğlu aldı başını, gidiyor:

“Şişli İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nin kantinini 1970’te aldım. O zaman özeldi orası. Orayı bir yıl işlettikten sonra okullar devletleşti. Devlet gelince, tabiî, bize vermedi kantini. Ondan sonra çeşitli işler yapmaya başladım. Lokanta işletmeciliği, beyaz eşya sattım. Sonra, Mercan’da güzel bir lokanta işlettim tam 14 yıl. Herkes İkitelli’ye, İstoç’a falan gidince Mercan’da iş kalmadı. Buraya hemşehrilerimin arasına geldim, İlim Yayıma Vakfı’ndan kiraladım burayı. Dükkân haline ben getirdim, 6 yıldır buradayım.”

Nusret Türkoğlu’nun girişimcilik ruhu, babasından geliyor. Rahmetli babası Mahmi Türkoğlu’nun Siirt’e ilk radyoyu ve beyaz eşyayı getiren kişi olduğunu söylüyor.

BÖLGELERDEN İSTANBUL’A GÖÇ VE DERNEKLEŞME

Akdeniz son sırada

Akdeniz bölgesi İstanbul’da hemşehri derneğine sahip bölgeler arasında son sıradadır. Akdeniz bölgesindeki köy nüfusunda yüzde 16,30 artış, şehir nüfusunda ise, yüzde 25,03 artış olduğu görülmüştür. Toplam nüfus artışı ise yüzde 21,43’dur. Son iki nüfus sayımı sonuçları, Akdeniz bölgesindeki nüfusun köylerde ve kentlere arttığını ve nüfus artışının diğer bölgelere göre bu bölgede yüksek olduğunu göstermektedir. Mersin, Adana gibi ekonomik açıdan gelişmiş illerin ve Antalya gibi turizmin gelişmiş olduğu illerin bu bölgede yer alması bölgenin fazla göç alan bir bölge konumuna gelmesine neden olmuştur. İstanbul’da Akdeniz bölgesine ait en fazla dernek sayısına sahip il Kahramanmaraş’tır. Ancak bu ilin dernek sayısı diğer tüm hemşehri dernekleri içinde yüzde 0,1’i bile bulmaz. İstanbul’da Akdeniz bölgesine ait hemşehri derneklerinin sayısı tüm hemşehri derneklerinin yüzde 0,1’ini oluşturmaktadır. Akdeniz bölgesinde ekonomik olarak gelişmiş illerin bulunması ve Akdeniz bölgesinin coğrafi olarak göç veren illere yakın olması İstanbul’un Akdeniz bölgesinden göç almasının engelleyen nedenlerden biridir. Bu yüzden İstanbul’da Akdeniz bölgesine ait hemşehri derneği sayısı oldukça azdır. (Kaynak:Sivil Toplum Kuruluşları ve Kültürel Etkinlikleri, Doç. Eyüp Dursun Ergür, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2006)

 

HAZIRLAYAN: NAİL GÜRELİ

nail.gureli@milliyet.com.tr

6