Sen kendini bil kendini!

Pazar, 20 Eylül 2009 - 12:14

Sen kendini bil kendini!

Hani olur ya yolda bir dostunuza rastlarsınız. Sarılıp öpüşüp hal hatır sorarsınız. “Bak mutlaka görüşelim” der arkadaşınız. Siz de, “Aman canım sen mi arayacaksın; vefasızın tekisindir” diye geçirirsiniz içinizden. Ya da her yere geç kalışıyla ünlü bir iş arkadaşınız “Bu ayki raporları incelemek için yarın tam 3:00’de buluşalım” der. Siz ise kendinizi 4:00’e göre hazırlarsınız olacaklar hakkındaki eski tecrübelerinize dayanarak...

Peki bu tür davranışlar sergileyen insanların zoru ne? İnsanın aklına doğal olarak ilk gelen “Ya beni hiç önemsemiyor veya ciddiye almıyor ya da sosyal hayattan, dünyadan bir haber” olur. Oysa gerçek ne biri ne de öteki. Esasen bu tip davranan insanlar kendilerinden bir haberler! Bu iki örnekte de kişi kendini belirli konularda tanımıyor ve düşünce ve yargı sisteminde, psikolojide kullanılan tabirle ‘kör noktalar’ oluşuyor. Yani geç kalmak veya ‘vefasız’ diye tanımlanacak türden bir kişilik özelliği geliştirmek ‘kör bir nokta’ haline geliyor bu kişilerde. Baksalar da görmüyorlar ortadaki durumu. En azından çevrelerindeki insanların kendilerini gördüğü şekilde...

KENDİMİZİ TANIMAMIZ NİYE ÖNEMLİ?

Sosyal olarak başarılı olabilmemiz için kendimizi iyi tanıyabilmemiz şart. Mutlaka belirli konularda bizi bizden daha iyi kimse tanıyamaz ama başka bazı konularda da bakış açımız tamamıyla önyargılı ve kendimizi istediğimiz şekilde görmeye çalışıyoruz. Ve bu yolda yavaş yavaş ilerlerken de kendi kendimize yabancı olmaya başlıyoruz. Kendimize yabancılaşmanın sonucu ise, başkalarına da yabancılaşmak. Siz kendinizi tanımıyorsanız başkalarına kim olduğunuzu nasıl gösterebilirsiniz ki? İşte bu yüzden konunun uzmanı psikologlar, kendimizi doğru şekilde tanımanın en etkili yolunun çevremizde bulunan olabildiğince çok kişiden dürüst görüşler toplamak olduğunu düşünüyor.

Kimliğimize ışık tutmaya çalışırken göz önünde bulundurmamız gerekenler:

*Herkesin gördüğü ‘parlak noktalar’: Bunlar herkesin bizim hakkımızda fark ettiği şeyler. Örneğin herkes “Senin çenen çok düşük” diyorsa, çenesi düşük biri olduğunuz muhakkaktır.

*Kimsenin, ne sizin ne de başkalarının bilmediği ‘karanlık noktalar’: Bilinçaltı düşünce ve duygular. Herkesle hayatı boyunca yarış içinde olmuş biri misiniz! Belki de çocukken anne-babanızın sizi yüceltmeyip, “Senden bir şey olmaz” yaklaşımına tepki gösteriyorsunuz. Kimbilir?

* Bir başka nokta ise ‘kişisel noktalar’: Yani sadece sizin bildiğiniz şeyler. Toplum içinde konuşurken veya telefonda sohbet ederken ne kadar anksiyete yaşadığınız mesela.

* Sonuncusu da ‘kör noktalar’: Kısaca hakkınızda sadece çevrenizdekilerin fark edip dile getirebileceği şeyler. Size söylenen neredeyse her şeyi bir saldırı olarak görüp savunmaya geçmeniz örneğin. Ya da cazibe ve zekanızın etrafınızdakiler tarafından nasıl algılandığı.

İşte bütün bu noktalar arasında önemli olanlar ‘kişisel noktalar’ ve ‘kör noktalar’. Neden mi? Çünkü bu iki nokta çevremizdekilerin bizi algılayışı ile kendi kendimizi algılayış şekillerimiz arasındaki açığı yaratıyor. Pek çoğumuz içimizin dışımızın bir olduğunu ve çevremizdekilerin bizi çok iyi görebildiğini, çünkü tamamıyla şeffaf olduğumuzu düşünüyoruz değil mi? Oysa Cornell Üniversitesi psikologlarından Thomas Gilovic’in bu konuda yaptığı araştırmaların sonuçlarına göre insanlar, iç dünyalarının çevrelerindekilerce anlaşılırlık düzeyini yanlış değerlendiriyor.

Bu önyargı psikolojide ‘şeffaflık illüzyonu’ olarak biliniyor. Bir de ‘spotlight etkisi’ var. Yani insanlar kendi davranış ve görüntülerinin çevrelerindeki kişiler tarafından çok daha fazla fark edilir olduğunu düşünüyor ve yanılıyorlar. Bu noktada önyargılarımız ve sübjektif yaklaşımımız devreye giriyor ve bizi yanlış yönlendiriyor. Yapılan araştırmalar fiziksel özellikler ve zeka konusunda kişinin kendi gözlemleri değil, yakınların, arkadaşların gözlemlerinin asıl doğruyu yansıttığını gösteriyor.

Kısaca kendimize olan saygımızı ve öz güvenimizi yükseltecek hiçbir konuda objektif olmamız mümkün görünmüyor. Örneğin anksiyete ve öfke. Yapılan araştırmalar ilerideki kalp hastalıklarını önceden tahmin etmede öfke ve anksiyete düzeyleri ile ilgili olarak eşlerin gözlemlerinin kişilerin kendileri hakkında verdiği raporlardan çok daha doğru ve isabetli sonuçlar ortaya koyduğunu gösteriyor.

 KENDİMİZİ BAŞKALARININ BİZİ GÖRDÜĞÜ GİBİ GÖRMEMİZ MÜMKÜN MÜ?

Bizi başkalarının nasıl algıladığı önemli bir olay. Sosyal yargılar sosyal ilişkilerin temelini oluşturuyor. Bir düşünün, bütün ilişkileriniz başkalarının sizi nasıl gördüğüne bağlı değil mi? İş yerinde yükselme, evlenme, arkadaş edinme vs. Kısaca başkalarının bizi nasıl algıladığını anlamak sosyal başarımız açısından son derece olumlu bir adım.

Uzmanlara göre tek çözüm çevremizden dürüstçe bilgi toplamak. Sadece aile değil, eş dost ve iş arkadaşlarından toplanacak bilgiler. İşte bunun için günümüzün teknolojik sosyalleşme adresi facebook’tan yararlanabilirsiniz. Facebook’da kullanılan ‘dürüstlük kutusu’na isteyen istediği notu yollayabiliyor.

Bu işlemin en iyi yanı isim verilmeden yapılan bir işlem olması. Yani hem çevrenizde olup sizi tanıyan kişilerin hakkınızda ne düşündüğünü öğreniyorsunuz hem de ilişkiniz herhangi bir kırgınlıkla sonuçlanmıyor. Kendimizi tanımanın sosyal olarak bize başarı getirdiği ortada. En azından denemeye değmez mi?