Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Serseri mayınlar, oğlunuz 'gay'se...

Pazar, 28 Mart 2010 - 05:00

Ferzan Özpetek’in son filmi ‘Serseri Mayınlar’ı Roma’da seyredip bayılan en yakın iki arkadaşımın referansına bakarak merakla bekliyordum. Filmi izlemekle kalmayıp bir de yönetmenle yemekte, bir masanın etrafında birlikte olunca aklımıza gelen her şeyi sorduk, böylece onun bir çok ayrıntıyı, (gece eve aldığı sevgiliyi yolladıktan sonra hırsız var diye bağıran hala gibi) Türkiye’de geçirdiği çocukluğundan, gençlik yıllarından sinemaya taşıdığını da öğrenmiş olduk. Yemek masası ve etrafında konuşmak, Ferzan Özpetek için neredeyse Atatürk’ün masası kadar önemli! O nasıl memleket meselelerini her akşam özenli bir sofrada, masanın etrafına dizdiği insanlarla tartışarak çözmeye çalışıyorsa, Özpetek de filmlerinde büyük aile içindeki sorunları, masanın etrafında çözmeye soyunuyor. Kendi de soruları masanın başında yanıtlıyor. Serseri Mayınlar’da filme konu olan ‘büyük aile’ İtalya’nın güneyinde Lecce’de yaşayan, makarna üreticisi bir aile. Eş seçimini beğenmedikleri kızlarını saymazsak bütün umutlarını biri fabrikanın başında, diğeri Roma’da eğitim yapmakta olan iki oğullarına bağlamışlar. Tipik, çocuklar büyüsün de işi devam ettirsin anlayışı ve tipik, babamın işinden bana ne, ben başka bir şey yapmak istiyorum, isyanı! Sadece bununla kalsa neyse, “Ben onların kafasındaki ailenin ismini devam ettirecek erkek çocuktan başka biriyim” başkaldırısı. Bu isyan babayı hastaneye, aileyi birbirine düşürecek, olaylar komik ve hüzünlü bir biçimde gelişecek, devreye giren yeni ortağın güzel kızı, konuya pembe dizi havası katacaktır. Oyuncuların performansı, kamera, yönetim, sinema dili keyifli. İtalyan seyircisinin gösterdiği büyük ilgiyi hak edecek sevimlilikte bir film. Kendisini tanıma ve hatta Toscana’daki kır evinde kalma şansına eriştiğim babaanneyi oynayan İllaria Occini’nin vurguladığı bir mesajı var filmin: Yanlış da olsa mutlu olduğun, doğru bildiğin gibi yaşa!

Ya kız ne yapacak?
Babaanne, pastaları yutup şeker komasından ölmeyi tercih ederken oğullar da eşcinsel olduklarını saklamaktan vazgeçip cinsel tercihleri doğrultusundaki sevgililerine yöneliyor! Ferzan Özpetek’in sinemasına damgasını vuran bu temanın ve eşcinselliğin bir kimlik özelliği, sıradan bir durum olarak sunulmasının nedeni de yönetmenin gay kimliğinden kaynaklanıyor kuşkusuz. Peki ya Alba’nın mutsuzluğu? Filmin genç ve güzel kahramanı Alba, ilgi duyduğu Tommaso’nun kimliğini öğrendikten ve onu gay arkadaşlarıyla bir arada gördükten sonra eğlencelerine katılır ama aradığını bulamayacağını da anlar. Eşcinsellik bir hastalık değildir ama ne kadar doğal ve normaldir? Doğada eşsiz bir düzenlemeyle erkek ve kadın, iki cinsin sayısı neredeyse eşit olduğuna göre bütün erkekler gay kimliğini tercih eder ve birbirine aşık olursa kadınlar kiminle birlikte olacak, kiminle aşk yaşayacak ve nesil nasıl devam edecek? Doğrusu sadece İtalya’da değil, burada da, biz kadınlar, hoşumuza giden pek çok erkeğin gizli kimliğinin gay olmasından ne kadar sıkılıyoruz bilen var mı? Hele onları kaybetmek bir yana bir de rakip olmuyorlar mı! Bir kadın yönetmen de bu bakış açısından film yapsa pek memnun olacağım...