Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Sesi çıkanı susturma operasyonu!

Salı, 12 Ocak 2010 - 05:00

Yeni yılın ikinci haftasında yeniden başlayan Ergenekon davasında eski Emniyet Müdürü Adil Saçan, ilk kez hakim önüne çıktı ve “Ben Mustafa Kemal ne diyorsa onu diyorum” dedi. Adil Saçan’ın Ergenekon’la ilişkinlendirilmesi, davanın en ilginçlerinden biri. Saçan, emniyet müdürlüğü zamanında organize suçlar bölümünü kurmuş ve kendi deyimiyle başında bulunduğu birimle yüzlerce çetenin üzerine gitmiş bir polis. Ergenekon’u ilk duyan da o. Amerika’ya kaçmış haham bozuntusunu ilk konuşturan da. Aylardır tutuklu ve örgütü ciddiye alıp üstüne gitmediği için suçlanıyor. Silivri tiyatrosu sürerken aynı gün Sincan’da başka bir olay sergileniyor: Sincan Birinci Ağır Ceza Mahkemesi Reisi Osman Kaçmaz, izne ayrılacağı gün, Adalet Bakanlığı müfettişleri yeniden adliyeyi basıyor, pardon araştırmaya başlıyor. Kaçmaz, elbette izin dilekçesini vermiş ve izin almış. Aynı gün araştırmaya gelinmesi ne tesadüf! Bunlar sadece dün olanlar. Asker, polis, hakim, gazeteci farketmiyor, birazcık muhalif, birazcık sesi çıkan, birazcık gözü kara olduğunuz mu, saldırıya uğruyorsunuz. Bütün bunları görmeyi bilen gözler görüyor. Türkiye’de yaşanan olayın demokrasi ve hukuk savaşından çok farklı bir oyun olduğunu Avrupa da görmeye başlıyor! Yabancı diplomatlar, dış basın “Muhalefet olmadan demokrasi olur mu? Ergenekon davası, muhalefeti susturma operasyonuna dönüştü. Yandaş olmayan basın ise tasfiye edilmek isteniyor” yorumlarını yapıyor. Hukuksuzluklar ise yandaş yazarlar tarafından bile artık reddedilemiyor! İki satır karşı çıktı diye yıllarca AKP iktidarına demokratik mücadele veriyor diye destek olmuş Nuray Mert bile linç ediliyor! Muhalif yazarlar, daha ne kadar yazı yazabileceğim, ne kadar sürem kaldı tedirginliği içinde. Türkiye’nin dönüştürülme süreci, sancılarıyla devam ediyor!

Çocuklara para vermeyin!

Herkesin yüreği paralandı. Bütün annelerin içi sızladı. 5 yaşında bir çocuk, köprüde dövülmüş olarak bulunuyor. Önce zorla dilendiren ailesinden şüphelenildi ama akşama doğru onu mendil satan diğer çocukların “rekabet” yüzünden dövdüğü bilgisi geldi. 5 yaşında bir çocuk, benim mekanımda mendil satma diye tehdit edilmek için daha büyük çocuklar tarafından metrobüse bindirilip köprü altına götürülüp dövülmüş! Boynuna ip bağlanıp köprüden sarkıtılarak korkutulduğu da tahmin ediliyor. O çocuk niye kimseden yardım isteyemiyor, tıpkı kendisini öldürmeye giden tinerci çocuğun yanında ağlaya ağlaya dayaktan öldürüleceği mağaraya giden diğer çocuk gibi! Söylemek istediğim şey sizedir: Sokakta gördüğünüz hiçbir çocuğa acıyıp da para vermeyin! Verdiğiniz o para, aldığınız o mendil, arabanızın camını sildi diye avucuna sokuşturduğunuz harçlık, onu sokağa daha fazla mahkum ediyor! Ailesi, çetesi, arkadaşı, hangi vicdansız, hangi insanlık yoksunu pislikse, o çocuğu, sizin yüreğinizi sızlatsın diye gecenin bir saatinde sokağa salarken o parayı elinden almayı da biliyor. Para oldukça sokakta çocuk da olacaktır. Sadece polisiye tedbir, sadece o çocukların çalıştıranların elinden alınması yetmiyor. Dilenciye, mendilciye, cam siliciye acımayın, para vermeyin. Çocuğu da horlamayın, kalbini kırmayın, ben arabada, cebimde şeker bulundurup şeker veriyorum! Elbet belediye de, polis de, sivil toplum da mücadele edecek, ama hepimiz önce onlara para vermeyip pazarı daraltarak yardım edeceğiz. Sokaktaki çocuğa hepimiz sahip çıkacağız! Yoksa bir lira ver, vicdanını rahatlat, sonra da olayı okuyup ağla. Kendi kendimizi kandırmaktır.