'Seslendirme nankör iştir'

Bütün Türk filmlerinin başrol kadın oyuncusunu Jeyan Ayral Tözüm'ün sesinden dinledik, onun sesiyle sevdik. Şıkır şıkır, berrak sesi kalbimizin derinliklerinde yer etti

a
a
Cumartesi, 27 Kasım 2010 - 05:00


'Seslendirme nankör iştir'

RÖPORTAJ: Bülent Kınay

Jeyan Ayral Tözüm bugün 72 yaşında. Ama ses, aynı ses. 60 sene seslendirme yaptı, beklediği sadece bir teşekkürdü ama onu bile alamadı. Hale Soygazi, Safiye Filiz ve Aşkın Nur Yengi dışında. Jeyan Hanım’da anı çok. Onu en çok üzen de hatırının sorulmaması... Unutulmak.

Sizi genç kızken Jeyan Mahfi Ayral olarak tanıdık, sonra evlenince Jeyan Mahfi Tözüm oldunuz; şimdi de Jeyan Ayral Tözüm’ü kullanıyorsunuz. Neden Mahfi adını çıkardınız?

Genç kızlık soyadımda bir de büyük babamın adı Mahfi vardı, onu artık kullanmıyorum. Jeyan’ın manasını pek kimse bilemez; Farisi bir kelimedir. Babam sözlüğü açmış, bu kelimeyi bulmuş. Kimsede olmayan bir isim arıyormuş. Jeyan kükreyen demek. Tözüm kocamın soyadı, ben onu kullanmayı tercih ediyorum.

Nasıl bir çocukluktu sizinki?

Sanatçı bir ailede büyüdüm. Babam Necdet Mahfi Ayral tiyatro sanatçısıydı, filmlerde oynuyordu, dublaj yapıyordu. Hemen tiyatroya başladım. Sokakta da oynadım, bebeklerim de vardı ama o kadar erken çalışmaya başladım ki okul ve tiyatro birlikte yürüdü.

Kaç yaşında sahneye çıktınız?

İlk kez 1939’da 8 yaşındayken ‘Peer Gynt’ isimli dünya çapında bir eserde sahneye çıktım. Bir hayali canlandırdım. Ve hiç durmadan 50 sene çalıştım. Bizim zamanımızda konservatuar yoktu; alaydan yetiştik. Ama o kadar büyük sanatçıları seyrediyorduk ki. Onlardan çok şey öğrendim.

Sizi bütün Türkiye, Türk filmlerindeki başrol oyuncularına verdiğiniz o berrak, şıkır şıkır sesinizle tanıyor. Sesinizle para kazandınız yıllarca. Kim bilir kaç filmde Türkan Şoray’a, Hülya Koçyiğit’e sesinizi verdiniz. Sesinizi korumak için özel formülleriniz var mıydı?

Sesim için hiçbir şey yapmıyorum. Bunu bana Allah vermiş; ben kullandım da kullandım.

Dublaja kaç yaşında başladınız?

Tiyatroya da dublaja da babam elimden tutup götürdü. Ağacamii’nin karşısında şimdiki Sadri Alışık Sokağı, o zaman Bursa Sokağı idi. O sokakta Marmara Stüdyosu vardı. Dublajı Mahmut Moralı idare ediyordu. O zamanlar Arap filmleri gelirdi, 10 yaşında başladım dublaja. Bir çocuğu konuşacağım, küçüğüm, boyum mikrofona yetmiyor. O zamanki mikrofonların boyu şimdiki gibi ayarlanamıyor. Bir sandalye getirdiler, iskemlenin üzerine çıkıp dublaja başladım.

Para kazandırdı mı?

Çok az para alırdık seslendirmeden.

Aşk filmlerinden en çok hangisinin etkisinde kaldınız?

Hepsi çok etkileyiciydi. O zamanın aşkı şimdiki aşklara benzemiyordu. Bambaşkaydı. Romantik bir aşk vardı.

Sesiniz size aşkı da getirmiş, onu da anlatır mısınız?

Eşim Rauf Tözüm ses mühendisiydi. Onunla evlendim; bir kızım, bir torunum var. Ben tek evlattım, kızım da tek, torunum da tek.

Yeni oyuncuları beğeniyor musunuz?

Evet. Dizilerde, tiyatroda, sinemada gayet güzel sanatçılar yetişti.

Yeni dizi projeleri var mı?

Pek fazla para vermiyorlar, ben de artık bu yaştan sonra ucuza yapmak istemiyorum.

60 yılda çok şey kazandınız, ne kaybettiniz?

Maddi durum tatmin edici değildi. Oynayan 200 bin alırken biz bin lirayı zor alırdık.

Çok sıkıntı çektiniz mi?

Az para aldığımız için koşullar üzüyordu bizi. Büyük yıldızları konuştuğum için yine de iyi para alıyordum. Arkadaşlar 400, 500, 600 gibi alırlardı. Ama yine de tatminkar değildi aldığım para.

Sosyal güvenceniz var mı? Geçim sıkıntısı çekiyor musunuz?

Sosyal güvencem emeklilik maaşı. Onunla geçiniyorum. Ek iş olursa biraz rahatlıyorum.

‘Altın Portakal’ın yarısı benimdir’

Anılarınızda neler var?

Burgazada’da geçen bir filmde Türkan kör. Babası balıkçı. Oya Peri de meyhanecinin Rum kızı. Ben Türkan’ı konuşuyorum. Oya Peri’yi konuşmak için bir arkadaş geldi, Rum taklidi yapamıyor. Ben ona öğretmeye çalışıyorum. Olmadı. Biri daha geldi, o da olmadı. Dublajı idare eden Sacide Keskin “Sen konuş” dedi bana. “Aman nasıl olur, ikisini nasıl konuşurum?” dedim. Sonra ikisini de konuştum, kimse ikisini aynı kişinin konuştuğunu anlamadı. Bir anımı daha anlatayım: Cahide Sonku ile o yıllarda tiyatroda ‘Yavru Kartal’ diye bir eserde oynuyordum. Napolyon’un oğlu o kadar güzel ki eserde, bütün dünyada o rolü kadınlar oynuyor oyunda. Bizde de Cahide Hanım o rolde, ben de nişanlısıyım. Cahide Hanım’ın Sonku diye bir film şirketi var. “Bir delikanlı var, radyoda şarkı söylüyor, adı Zeki Müren. Sen filmde genç kızı oynar mısın?” dedi. O zaman Zeki o kadar meşhur değil. “Tabii oynarım” dedim. Zeki de kendi konuştu. Zaten tiyatrodan olanlar kendisi konuşurdu. 

 O yıllarda kendi sesiyle konuşan kimse var mıydı?

Vardı, mesela Adile Naşit, Münir Özkul, Zeki Müren...

Seslendirdiğiniz karakterlerden en çok hangisini sevdiniz?

Fatma Girik’in ve Hülya Koçyiğit’in oynadığı iki Rabia’yı da ben seslendirdim. Kalbî bir sesle oynadığım için o karaktere çok severek ses verdim. 

En çok Türkan Şoray’ı seslendirmişsiniz. Türkan Hanım’la aranız nasıldı?

Doğru. Fakat o devirlerde Türkan’la ahbaplığımız yoktu. Ancak yıllar sonra Türkan ‘Tatlı Hayat’ adlı bir dizide oynuyordu, benim de bir rolüm vardı. Orada karşılaşınca Türkan “Ah Jeyan Hanım, ne güzel konuşuyordunuz beni” dedi. Hepsi bu.

O kadar dublaj yaptınız, teşekkür almadınız. Sitem ediyor musunuz?

‘Sokak Kadını’ adlı filmde Fatma Girik’i konuştum. Antalya’da Fatma Girik, Altın Portakal aldı. Nevzat Pesen’e “Fatma’ya Altın Portakal verdiniz ya; o portakalın yarısı benim” dedim. “Niye?” dedi. “Niye olacak Nevzat Bey; sesini ben verdim, canını ben verdim; portakalın yarısı benim. Sesi kapatıp öyle portakal verseydiniz” dedim. Yani bu kadar önemsenmeyen bir işti.

“Ne nankör bir meslek seçmişim” diyor musunuz?

Tiyatroda oynadığınız müddetçe varsınız. Yıllarca oynadığım ve emekli olduğum İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan bir ‘merhaba’ bile almıyorum, kimse aramıyor. Dublaj çok daha nankör bir iş. Canınızı veriyorsunuz, karşılığında bir şey alamıyorsunuz.

‘Bütün ünlülere sesimi verdim’

Bu işin eğitimini aldınız mı?

Yoktu eğitimi. Muhsin Ertuğrul Bey’i, Vasfi Rıza Zobu Bey’i, Bedia Muvahhit Hanım’ı, bütün büyükleri örnek aldım, onlar bizim hocalarımız oldu. Biz okul görmedik, usta-çırak ilişkisi gördük. ? Şimdi var mı? Varmış; diksiyon okulları açılmış.

Kimleri seslendirdiniz?

Saymakla bitmez. Bütün ünlüleri seslendirdim.

 Bir çok dublaj sanatçısının şikayeti “Bir teşekkür bile etmediler” olmuştur. Size teşekkür ettiler mi?

Yok; teşekkür edenler sayılıydı.

 Kimler?

Mesela Hale Soygazi’yi ‘Vurun Kahpeye’de konuşmuştum. Hale geldi, bir buket çiçek getirdi, teşekkür etti; hanımefendilik yaptı. Bir de Safiye Filiz diye bir hanım vardı, Allah rahmet eylesin, radyoda şarkı söyleyen çok güzel sesli bir hanımdı. İki filmde oynamıştı, ben seslendirmiştim onu da. O da bana teşekküre gelmişti stüdyoya. Ha, 5 sene önce de oynadığı ‘Ömerçip’ diye bir filmde Aşkın Nur Yengi’yi konuştum. O gazetelerde bile “Belgin Doruk’u konuşan ses beni de konuştu” diye bana teşekkür etti. Çok güzeldi...

(Bu yazı 20.11.2010 tarihli Cumartesi Postası'ından alınmıştır.)

4