Sevgilim, bizim günümüzmüş bugün

Cumartesi, 14 Şubat 2015 - 05:00

‘Aşkı sessizce yaşamak’ geride kaldı artık. Cep telefonları, sanal mecralar, çiçek siteleri, sokak panosu reklâmları, büyük jestler ve hediyeler olmadan aşkını ‘ıspat’ edemiyor kimse. İlk karşılaştığın gün, ilk çıkmaya başladığın gün, ilk elini tuttuğun gün, evlendiğin gün, bebeğinizin doğduğu gün...

Bunlar hayatımızın en güzel günleri. Yine de bakalım; büyük jestler ile sevgisini göstermek isteyenler neler yapıyor: Bir arkadaşım, sevgilisine evlenme teklif etmek için bu akşamı bekliyor aylardır. Yüzük, çiçekler, yemek rezervasyonu... En çok da heyecan. “Evlilik tekliflerinin topluluk içinde yapılmasının riski başka bir yazı konusu olsun” der, onlara mutluluklar dilerim.

Amerika’da bir erkek, sevgilisine kumsalda evlenme teklif ederken arkasından gelen kocaman bir dalga ile yüz üstü kumsala kapanmış, maalesef yüzük de denize karışıp gitmiş. Ama üzülmeyin, mutlu son! Yine Amerika’da, eşine Sevgililer Günü serenadı yapmak isteyen bir erkek, yatak odalarının camına taş atarak camı açtırmak istemiş. Biraz büyük olan taş camı kırınca; karısı korku içinde polisi aramış. Niyetin romantik olduğu anlaşılınca olay tatlıya bağlanmış. Çift, camı kıran taşı saklıyormuş.

Yine Amerika’dan bir hikaye: Evlenme teklif edeceği yüzüğü sevgilisinin içeceğine saklayan erkek; bu romantik jestinin acil serviste sonuçlanacağını düşünememiştir elbette. Kızcağızın yuttuğu yüzük doğal yollarla çıkmış. İngiltere’de, Sevgililer Günü’nde sevgilisine ‘kırmızı bir balonun içine koyduğu yüzük ile evlilik teklif etmek isteyen kişinin hem plânları hem de parası boşa gitmiş. Kuvvetli rüzgârın etkisiyle balon uçunca, aracı ile tam 2 gün boyunca balonu arayan romantik sevgili, sonunda yenilgiyi kabul edip başka bir yüzük almış. Sıra, doğa aşığı bir çiftin, nefis manzaralı bir tepede gerçekleşen evlilik teklifinde. Tekliften heyecanlanan genç kız, dengesini kaybedip kayalık tepeden düşünce; bu romantik jest de kızın helikopterle kurtarılıp hastaneye kaldırılması ve aylar süren bir tedavi ile sonuçlanmış.

En son da; kendi kullandığı uçağa ‘benimle evlenir misin?’ yazarak, sevdiği kızın evinin üstünden uçmaya çalışan romantik aşığa değinelim. Minik uçak, evin yakınındaki tarlaya düşünce hem uçma ehliyetini kaybetmiş hem de müstakbel kayınpederinin ekinini mahvetmiş. Uçağın hurdaya çıkması ve kendi canını tehlikeye atması da cabası. Neyse ki maliyeti 160.000 dolar civarında olan kaza, çiftin mutluluğuna gölge düşürmemiş. Siz siz olun, Sevgililer Günü’nde riskli jestlerden uzak durun. Zaten pek çok kadın bir çift tatlı söz, bir güler yüz, belki de bir demet çiçekle mutlu oluyor. Gerçek sevgiler hepimize.

Proje liseleri?..

Hafta başında duyulan bir haberde Ankara Atatürk Lisesi, Ankara Fen Lisesi, Ankara Çankaya Sosyal Bilimler Lisesi, Ankara Çankaya Güzel Sanatlar Lisesi, İstanbul Vefa Lisesi, Cağaloğlu Anadolu Lisesi, Kadıköy Anadolu Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi gibi en başarılı 41 Fen ve Anadolu lisesinin özel ‘proje okulu’ seçildiği ve ‘idari hiyerarşinin’ dışına çıkarılarak direkt Milli Eğitim Bakanı’na bağlandığı belirtildi.

Henüz kamuoyuna ‘öğretmen ve yönetici atamalarının şahsen Milli Eğitim Bakanı tarafından yapılacağı’ dışında bir açıklama sunulmadı. Proje kelimesi Latince projectum’dan gelir ve “bir şeyi ileriye taşımak” demektir. Mevcut eğitim sistemimizde, bahsi geçen okullar diğer okullardan ‘daha ileride, daha önde’ eğitim vermekte. Amaç, başarılı öğrencileri ilerleme sağlayacak projeler ile buluşturmak ise üst düzey öğrencilere ileri eğitim veren bu liselerin ‘öğretmen ve idari kadrolarını’ değiştirmek, ‘hedef’ alınmamalıdır.

Bunun yerine; söz konusu liselerin, yurtdışı eğitim kurumları ile, uluslararası projeler ile buluşturulması, burslar ile desteklenmesi, laboratuar, araştırma-geliştirme koşullarının modernleştirilmesi; ‘proje’ sözcüğünün anlamını veren uygulamalar olacaktır. Ayrıca; tüm eğitim sistemi için yapılması gereken pek çok reform varken gözde okullarda bizzat bakan tarafından yapılacak kadro atamaları dışında bir açıklama olmaması, son derece hayal kırıcıdır. Tüm iyi niyetimle diliyorum ki; bu güzide okulları bilime, başarıya taşıyacak ilerici bir uygulama olsun. Aksi takdirde ülkemizin ve yeni nesillerin kaybı çok büyük olur.

KUŞLAR GİBİ


‘Belki kuşlar çok derin, eski bir içgüdüyle buraya, o zaman kesilmiş olacak olan şu ulu çınarın üstüne, göğüne uğrayacaklar, bir an duraklayıp bir şeyler arayacak, bir şeyleri anımsamaya çalışacak, beton yığını evlerin üstünde küme küme dolaşacak, konacak bir yer bulamayıp bir uzak keder gibi başlarını alıp çekip gidecekler.’ Bazı söz ustaları vardır; dilin kıvraklığını, sıcaklığını, varlığını ve yaşamsallığını öyle bir kullanır ki, onunla el el, göz göze dolanırsınız yarattığı dünyada.

Mükemmel bir dünya değildir bu, sadece mükemmel anlatılmış; özü ihtimamla avuçlanıp okurun kucağına tüm gerçekliği ile bırakılmış bir dünyadır. İçinde insan vardır, kuş vardır, bebek vardır, dağ vardır ama en çok da bilgelik ve sevgi vardır. İnsan sevmek kolay değildir bu coğrafyada. Yine de bazen bir kişi çıkar, kocaman yüreği ile, en çok da ‘insan sevmeyi’ bildiği için, yazdıkça hepimizi birleştirir, anlamamızı, dinlememizi öğretir. Yaşar Kemal’den bahsediyorum.

Gönlümüzün kenarına iliştirdiğimiz ‘el oyası’ birkaç isimden biridir Yaşar Kemal. Cümleleri; Anadolu yemenilerinin etrafındaki yeşil, mavi, pembe, sarı mekik oyası minik çiçekler gibi güzelleştirir edebiyatımızı. Okuru olarak, benim için ‘eşsiz bir anlatıcıdır’ Yaşar Kemal. Yaşar Kemal ‘Kuşlar da Gitti’ demiştir. Rengârenk, farklı türde kuşların varlığının, insan ruhuna/gözüne/gününe kattığı zenginliği anlatmıştır. Aslında anlattığı ise, birbirimizin renklerini görmenin, farklılıklarımızda bütünleşmenin güzelliğidir. Kuşlar gider, insanlar gider, günler, mevsimler, yıllar geçer ama yazı kalır, söz kalır, umut kalır dünyada. Okuyalım, okutalım büyük ustayı.

Yandex.Metrica