Seyirci ile Aşk Yeniden

Perşembe, 19 Şubat 2015 - 05:00

Sezonun ikinci yarısında geçtiğimiz yılın zirve reytinglerini görebilen yeni bir dizimiz daha oldu. “Aşk Yeniden” (FOX) geçtiğimiz salı gecesini tüm izleyici gruplarında birinci olarak bitirdi... Dizinin bir romantik komedi olduğunu hatırlatmakta fayda var. Romantik tarafıyla “Kaderimin Yazıldığı Gün” (Star TV), “Sevdam Alabora” (atv) gibi dizilerden, komedi tarafıyla da “Küçük Ağa” (Kanal D) ve kısmen “Filinta” (TRT 1) gibi dizilerden seyirci çaldığı çok açık... Bu arada ilk bölümü bir sinema filmi tadında seyrettiği için bayılmıştım. Bu bölümde biraz alışıldık dizi hattına girdi. Ama reytinglerini yükselterek... Seyirci dizi hikayelerinde boşluk ve tekrar sevmiyor. Çok çabuk fikrini ve alışkanlığını değiştirebiliyor... “Aşk Yeniden” bir kumanda başarısı yarattı ve bunu sürdürürse belli ki diğer kanallara göre çok daha sadık olduğunu düşündüğüm FOX izleyicisinin baş tacı olacaktır!

[[HAFTAYA]]

Bir milyondan fazla izlenince...

“Ulan İstanbul”un (Kanal D) reyting karnesi sağlam çıktı. Yayın hayatına internet üzerinden devam eden dizi ilk 24 saat içinde 1 milyondan fazla hit aldı. Dijital dilde buna “rekor izlenme” diyebiliriz. Mesele o değil. Bu başarısı önümüzdeki haftalarda bölüm başına belli bir ücret karşılığı izlenmek durumunda olacak diziye reklam verenin de ilgisini arttırdı... Dizinin yeni bölümüne ünlü bir marka sponsor olarak, izleyiciye o bölüme de ücretsiz erişimi sağladı. Bu rüzgar böyle giderse “Ulan İstanbul” sadece sponsorluklarla final yapması tasarlanan sezon sonunu rahatlıkla görebilir... Bu arada sansürsüz yayınlanan dizinin bir de aileler için gözden geçirilmiş versiyonu da Kanal D tarafından yayına verildi. Diziyi isteyen ailesiyle, isteyen kafasına göre izleyebilecek. Böylece dizilerin yeni bir kurtuluş hattı oluşacak; bir mecrada 45 dakikada olması gerektiği gibi izlenebilecek...

Koy kamerayı gör gerçeği!

Şu stil yarışmalarında çıkan kavgalara bakınca kimi zaman başkası adına utanç duyuyorum. Toplum olarak fazlasıyla gerildiğimiz şu ortamda bir de buradaki gürültü kirliliğiyle sinirler iyice tavan yapıyor... Yarışmacıların çoğu birbirini kuliste yaratılan şiddet ve nefret ortamıyla suçluyor. İftira ya da her ne haltsa artık ağızlarda sakız gibi çiğnenip duruyor... Jüri kime inanacağını şaşırmış durumda. Birinin ak dediğine diğeri kara diyor çünkü. Bunun bir çaresi var ama... Koyacaksın kulise kamerayı, yaşananları kayıt altına alacaksın. Kimin yalan söyleyip, kimin izleyeni sazan yerine koyduğu ortaya çıkacak. Vereceksin diskalifiye notunu yalancının eline, göndereceksin ekrandan. Durduk yere küfür yemek istemiyorsan!

Silahlar sussun!

Şiddeti tartışıyoruz değil mi? Geçen hafta “Paramparça”nın geçtiğimiz akşam da “Kaderimin Yazıldığı Gün”ün (Star TV) esas oğlanları kurşunlandı... Dizi icabı da olsa silahların konuştuğu sahneler beni giderek tedirgin etmeye başladı. RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) şu günlerde çok ciddi bir ayar çalışması yapmaya başlamışken, sevilen dizilerin bu türden klişelerle kendilerini riske atmasını manalı bulmuyorum... “Diziler gerçek hayata nüfuz edemez” diyen fazla saf arkadaşlara da bir çift lafım var. Açın gazetelerin arşivlerini bakının biraz. 3’üncü sayfa geçmişleri dizi karakterlerinden etkilenerek beline silahı koyanların haberleriyle dolu... İşte bu yüzden bir şeyleri değiştirmek için bir yerden başlamak gerekiyor. Bu denli ilgi odağı olan dizilerin hikayeleriyle ufacık bir oynama bile hayat kurtarıyor artık. Hafife alıp, gülüp geçmeyin; dünya en hafif nedenle cinayet işleyebilenlerin dünyası artık!

Keşke rüya olsaydı...

Bir gazeteci kartopu oynarken öldürüldü. Bir insan “doğayla eğlenirken” katledildi. Arkadaşım olmasını bir kenara koydum, sıradan bir vatandaş olarak bile akıl tutulması yaşatan bir mesele bu... Nuh Köklü dünya güzeli bir adamdı. Naif, sevecen, sıcak ve sahici bir masa arkadaşıydı. Hiç düşmanı yoktu. Aksine çok da sevilirdi ilk ve son bakışta... “Deli raporum var, sizi öldürür ertesi gün serbest kalırım” diyebilecek kadar “akıllı” bir adam tarafından bıçaklandı. O adam iddia ettiği gibi raporu cebine koyarak serbest kalırsa Nuh’un kalbindeki bıçak kamu vicdanına saplı kalacak diye düşünüyorum... Son sözlerinin “Ne olur bu bir rüya olsun” olduğunu öğrendiğim Nuh’a “nur içinde yat” diyorum. Toplumu böyle şiddet manyağı yapan her kim varsa onlar için de dileğim hazır; “yatacak yeriniz olmasın”! Dünyaya kar düşmeye, çocuklar, çocuk hissedenler, “insanlar” kartopu oynamaya devam edecek. Ama bir Nuh daha gelmeyecek. Yazık, günah; çok günah!

Fısıldaşmalar anlaşılmıyor!

“Patron” (Star TV) isimli yarışmada ciddi bir durgunluk var. “Patron”da rakipleri gibi bir kalabalık yok. Ve açıkçası geçtiğimiz haftaya kadar daha çok modanın konuşulduğu içeriğiyle, ilgilisi için de eğitici bir kuşak formatı olduğunu söyleyebilirim... Fakat bu hafta ne olduysa meselenin içine yarışmacı ve modelleri arasında aşk söylentileri girdi. Söylentileri çıkaranların atölyedeki fısıldaşmalarından bir şey anladığımız da yok. Çünkü sesler boğuk geliyor... Eh, TV ekranını sessiz film izlemek için kullanmadığımız da çok açık. “Patron” teknik arızaları gidermek ya da bu aşkmeşk- dedikodu üçgeninden çıkmak zorunda... O filmin adı gibi “Patron Mutlu Son İstiyor” ve patron artık bizzat izleyicinin kendisi. Bilmem anlatabildim mi?