Oral Çalışlar

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170725.png

Silahlar konuşunca..

Salı, 23 Ocak 2018 - 05:00

Artık silahlar konuşuyor. Ortadoğu'nun kaçınılmaz kaderi varlığını sürdürüyor. Türkiye, 2003 yılındaki Irak'ın ABD tarafından işgalinden bu yana, genel eğilim olarak, sıcak savaşın dışında kalmaya gayret göstermiş bir ülke. Türkiye, bunun da bir sonucu olarak, "İŞİD'le işbirliği yapıyorsunuz" gibi suçlamalarla karşılaştı.

Batı ile ilişkilerdeki sarsıntıların ilk tohumları, bu konudaki tavır farkından doğdu.

Çözüm süreci, savaşın ve bölgesel çatışmanın dışında kalabilmek adına önemli bir seçenekti. Yanıbaşımızda böylesine kargaşa varken, kıvılcımlar ülkemize sıçrarken, en temel siyasi kriz nedeni olan Kürt meselesine, diyalog yoluyla çözüm aramak, silahların sustuğu bir ortamı hedeflemek, bir siyasi cesaretti.

Çözüm süreci bitince

“Çözüm süreci”nin sona ermesiyle birlikte, siyaset ikinci plana gitti, PKK şiddeti ve devletin güvenlikçi refleksi doğrudan karşı karşıya geldi. Türkiye'nin Kürt meselesine ilişkin barışçı çözüm çabalarının son bulmasının ardından, “çözüm koalisyonu”nun yerine, “çatışma koalisyonu” öne çıktı. Barzani'nin bağımsızlık ilanı, bu gelişmenin bir parçası olarak, Ankara- Erbil ilişkilerini olumsuz etkiledi.

ABD ve Rusya denkleminde

DEAŞ'la mücadele; PYD'ye, Batı ve ABD nezdinde itibar sağladı. PYD, Ortadoğu'nun "seküler" gücü olarak Batı'nın sempatisini kazanırken, ABD'nin askeri desteğini arkasına aldı…

Türkiye ile PYD arasındaki gerilim tırmandıkça, ABD'nin PYD’ye desteği de, paralel olarak yükselişe geçti. Washington-Ankara ilişkileri, belki de yakın tarihin en kötü günlerini yaşadı…

ABD'nin tutumu; Ankara'yı, Rusya'ya yakınlaştırdı. Bölgesel konuların kavranmasında yeni denklemlere yönelim başladı.

Ortadoğu sahnesinin en etkili iki oyuncusu, hiç şüphesiz, hala iki süper devlet. Tabii, bölge ülkesi olmadıkları için, meseleye bir askeri ve siyasi kazanç hesabı olarak bakıyorlar…

Türkiye için durum farklı. Bölgedeki savaş, içeriye şiddet potansiyeli olarak yansıyor. Ayrıca, milyonlarca mültecinin yarattığı ekonomik, siyasi ve sosyal sorunlarla boğuşuyoruz.

Gelişmeleri farklı gözlerle değerlendirsek bile, sonuç olarak, Türkiye’nin, bölgedeki sıcak çatışmanın içine aktif olarak girdiğini görüyoruz. Artık silahlar konuşuyor.

Temennimiz, en kısa sürede çözüm için diplomasinin öne geçmesi. Türkiye'nin Ortadoğu kaosunun bir parçası haline gelmemesi.

Çözüm bölge halklarından geçiyor. Ortadoğu'nun farklı kültürlerden, mezhep ve etnisitelerden oluşan halkları, yeni bir ilişki biçimi oluşturmalılar.

Sorunlarını, kavgalarını, çatışmalarını sonlandırmak için, bölgede dostluğu ve diyaloğu inşa edecek bir iklim yaratmalılar.