Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Şimdi adım atma sırası Hamas'ta...

Cumartesi, 12 Haziran 2010 - 05:00

Filistin’de yayınlanan El Kudüs gazetesine göre İsrail Dışişleri Bakanı Leiberman, Gazze’ye uygulanan ambargonun hafifletilmesi için formülü verdi. Eğer Hamas, 2006 yılından beri elinde esir tuttuğu İsrailli asker Gilad Şalit’i Kızılhaç’ın ziyaret etmesine izin verirse; İsrail Gazze’nin boynundaki kementi gevşetecek. Düşünün; bir de serbest bırakırsa neler olur?
Ancak bu çok kolay olacak gibi görünmüyor.
Zira Hamas, Şalit’e karşı bin kadar Filistinli tutuklunun serbest bırakılmasını ve ambargonun kaldırılmasını istiyor.
İsrail ise Yahudi devletinin varlığını reddeden Hamas ile görüşmeyi bile kabul etmiyor. Dahası Hamas ile İsrail arasında “kan davası” var.
İsrail, Gazze’deki operasyonunda 1300 kişiyi öldürdü. Peki bu “kan davası” nasıl bitecek? Ambargo nasıl kalkacak? Acaba Şalit’in salıverilmesi bu konuda ilk adım olabilir mi? Tam bu noktada ve özellikle son iki haftadır yaşananlar düşünüldüğünde, çok şaşırtıcı gelişmeler oluyor. Jarusalem Post’un haberine göre Başbakan Erdoğan, Şalit’in serbest bırakılmasına ön ayak olmak istiyor. Türk kaynakları henüz bunu doğrulamadı ancak Türkiye’nin daha önce de bu yönde girişimleri olduğu biliniyor. İHH (İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı) konvoyu ve İran yüzünden ilişkilerin geldiği nokta düşünülürse bu zor görünebilir ama bana göre İsrail’de bu fırsatın üzerine atlamayacak siyasetçi yok. Zira Şalit, İsrail’de bir sembol. Salıverilmesini gerçekleştirmekse seçimlerde oy bekleyen her siyasetçinin rüyası.
Gelelim Hamas’a.
Hamas, El Fetih ile görüşmelerinde Mısır dışında bir arabulucu alternatifi olmadığını söylese de 9 Türk vatandaşının ölümü ve hükümetin açıklamaları düşünüldüğünde Türkiye’ye son dönemde oldukça borçlanmış görünüyor. İşte bu noktada bence hükümet Hamas üzerindeki etkisini kullanmalı. Gerekirse, borcunu öde demeli. Hamas’a Şalit’in salıverilmesi yönünde baskı yapmalı. Bu fırsatı ne olursa olsun değerlendirmeli. Ortadoğu’da figüran değil güçlü bir aktör olduğunu kanıtlamalı.
Unutmamalıyız. Gazze’ye gerçekten yardımın yolu öfkeli konuşmalardan değil, barışa katkı sağlayacak; ambargoyu delecek değil kaldırtacak akıllı hamlelerden geçiyor. Zira Başbakan’ın hamiliğine soyunduğu Hamas, Gazze’de Şalit ile birlikte kendi halkını da ambargo altında esir tutuyor. Haydi Erdoğan, haydi Gül kan davasını bitirecek ilk adımı atmaya...

Hâlâ bir çözüm yok...

Youtube ve binlerce internet sitesinin ardından şimdi de Google’ın bazı servislerine erişim yasağı ve arama motoruna ulaşımda yavaşlama yaşanıyor. Nedeni ise Youtube yasağı ile bağlantılı. Bu sitelere erişimin yasaklanması veya diğer yollardan yavaşlatılması bana çok komik geliyor. Kendi kendimizi cezalandırıyoruz. Youtube aylar boyunca kapalı kaldı. Peki ne oldu? Gerek DNS ayarlarını değiştirerek gerekse internetteki tünelleri kullanarak aylar boyunca Youtube’a ulaştık. Sadece kendimizi cezalandırmış olduk. Şimdi ise Google’ın bazı servilerine ulaşımda engellemeler var. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, yasakçı zihniyetle siber suç arasında kaldı. Daha önce Google, Çin hükümeti tarafından engellendiği gerekçesi ile servislerini Hong Kong üzerine yönlendirmişti. Ülkemizin adının Çin gibi, İran gibi internet sitelerini yasaklayan ülkelerle anılmaması gerekiyor. 2010 dünyasında küreselleşmeyi hâlâ anlayamamışız, yasaklarla bir yere varılamayacağını hâlâ göremiyoruz.

Anlaşılamayan bir tutukluluk hali...

İkinci Ergenekon davasında tutuklu olarak cezaevinde tutulan gazetecilerden Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın tutuklulukları 1-1,5 yılı aştı. Hâlâ da içeride tutuluyorlar. Geçen hafta yapılan 70. duruşmada, mahkeme başkanı Köksal Şengün, aralarında gazeteciler Balbay ve Özkan’ın da bulunduğu 23 sanığın “tahliyesi” yönünde oy kullandı. Ama nedense mahkeme heyeti reddetti. Köksal Şengün, iki gazetecinin 12. kez tahliyesini istemiş oldu. Bu bir muamma, neden hâlâ cezaevinde tutuluyorlar anlamıyorum. Acaba mahkeme heyeti Özkan ve Balbay’ın dışarı çıktıktan sonra kendilerini topa tutacakları için mi tahliyelerini engelliyor? Zira başka bir şey aklıma gelmiyor. Bu zamana kadar deliller toplanamadı da, bu iki gazeteci bundan sonra mı delilleri karartacaklar veya kaçacaklar?

Haberde zirveyi Kanal D ve Star paylaştı...

Kanal D, Star, Show ve ATV ana haber bültenleri arasındaki mücadeleyi mayıs ayında Kanal D ve Star kazandı. Mayıs ayında 4 büyük kanalın ana haber yarışı sonuçlandı. Anchor’ların (sunucuların) birlikte ekranda göründükleri saat bölümündeki rakamları çıkarınca sonuçlar daha iyi anlaşılıyor. Bakın bu yarışın mayıs ayı sonucu nasıl? 

* Her kanal farklı zamanda jenerik döndürdüğü için, haber reytingleri AGB listelerine yanlış yansıyordu. Bu nedenle yukarıdaki liste, 4 anchor’ın aynı anda ekranda bulundukları süre dikkate alınarak (jeneriklerin dönüş dakikası dikkate alınmadan) hazırlanmıştır

Reina’ya düğün salonu muamelesi yapamazsınız...

Dünyada birçok yer gezdim gördüm ama Reina gibi bir mekan görmedim. Boğaz’ın kenarında, İstanbul’un gerdanlığı Boğaziçi Köprüsü’nün yanında ve muhteşem İstanbul silüetine sahip bir mekan. Acayip farklı ve etkileyici bir manzaraya sahip ve çok kaliteli bir yer. Hep televizyonlarda ünlülerin, magazincilerle kovalamacaya başlamadan önce çıktıkları mekan olarak bildik. Sonraları ise yüksek ses nedeniyle art arda kesilen cezalar ile. Reina bunları hak etmeyecek, dünyaya ismini duyurmuş bir mekan. Ülkemize gelen yabancı iş adamlarını ağırlamak için çok özel bir yer. Bu özel mekana bir düğün salonu gibi muamele yapıp ikide bir de ceza kesip kapatmak yakışık almıyor. Reina’yı turistik bir yer gibi algılayıp ona göre davranmak gerekir. Böylesine özel bir yere fazla ses kirliliğine neden oluyor diye jandarma sokmak, baskın düzenleyip kimlik incelemesi yapmak ayıptır, hoyratlıktır.

Türk denizcilerinin piri Dirvana

Prof. Dr. Süleyman Dirvana, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde hayata gözlerine açan, cumhuriyetin ilk yıllarını gören, Seddülbahir teknesinin sahibi. Ve bu büyük Türk denizcisi 95 yaşında hayata gözlerini yumdu. Dirvana, 1915 yılında İstanbul Kandilli’de doğdu. Doğumu Çanakkale muharebesinin en ateşli dönemine denk geldi. Liseyi Alman Lisesi’nde okudu üniversiteyi ise Münih’te. Ülkeye döndükten sonra 12 Eylül darbesine kadar Çapa Tıp Fakültesi’nde çalıştı. Tıp alanında büyük başarılar sergiledi. Başarılı olduğu bir diğer dal ise denizcilikti. İlk Türk yelkencilerinden olan Dirvana askerliğini yaptığı yer olan Seddülbahir ismini o muhteşem teknesine verdi. Seddülbahir ile uzun yıllar birçok denize yelken açtı ve geçtiğimiz salı askerliğini yaptığı Seddülbahir’de toprağa verildi. Rahat uyu denizcilerin piri...