Şimdi hazır giyime koleksiyon yapıyor

Siren Ertan, İstanbul cemiyet hayatının en şık hanımlarından. 7 yıldır 'Siren Ertan İstanbul' adıyla haute-couture yapıyor. Şimdi de Nişantaşı'ndaki Punto mağazasına hazır giyim koleksiyonu hazırlıyor

Cumartesi, 27 Şubat 2010 - 05:00

Şimdi hazır giyime koleksiyon yapıyor

Nişantaşı’ndaki atölyesinde bu şık koleksiyonu kendi giyerek bana tanıtan Siren Ertan samimi itiraflarda bulundu: 14 yıllık Ralph Lauren ceketini atölyesinde yeniden kalıplayıp modaya uygun hale getirip giydiğini söyledi. Gece davetlerinde sadece kendi koleksiyonundan giydiğini, ertesi gün ise o kıyafeti yarı fiyatına satışa sunduğunu anlattı...

Hep giyime meraklı mıydınız?

Her zaman öyleydim. Babam bilgiye, kültüre, insanların kafasının içine çok değer veren; Saint Joseph’li, 5 dil konuşan bir adamdır. Benim gibi süslü ve görselliğe bu kadar meraklı bir çocuğu nasıl oldu diye dehşete düşerdi. Ama yıllar sonra atölyeme geldiğinde müşterim bana övgüler yağdırınca babam, “Ben çocukken onun bu kadar süslü ve görselliğe düşkün olmasından çok şikayet ediyordum, ama o zamandan belliymiş ne olacağı. Şimdi ondan çok memnumun” dedi. Lise mezuniyet kıyafetimi kendim çizdim ve annemi “Şu tonda yeşil olacak ve şu dikilecek” diye bunalttım. Kadıncağız günlerce o renk tafta kumaş ve onu dikecek terzi aradı. Ne ve nasıl olacağım çocukken belliydi zaten.

Annenizin dikişle ilgisi varmış, siz dikiş diker misiniz?

Annem enstitüde okuduğu için her şeyi dikerdi. Ben 25 yaşıma kadar ailemin evinde yatak bile toplamadım, yemek yapmadım ama kimse bana öğretmediği halde sökülen etek ya da pantolonumun paçasını kendim sürfüle yapar, düğmelerimi kendim dikerdim.

Babanız?

Babam muhteşemdir. O kadar özgür ruhlu ve farklı bir insandır ki. Ben küçükken sanayiciydi, fabrikası vardı. Siren adlı teknemizle her yaz ailece güneye giderdik. Yine güneyde olduğumuz bir yaz dedi ki, “Ben dönmeyeceğim. Bir daha takım elbise giymek, fabrikatör olmak istemiyorum. Ben güneyde yaşamak, yılın çoğunu teknede, denizde geçirmek istiyorum.” Ve babam fabrikasını kapattı, denizle ilgili işlere yöneldi. Uzun zamandır Bodrum’da yaşıyordu, son beş yıldır Kamerun’da teknelere ahşap üretmek üzere bir ahşap fabrikası kurdu.

Neden Kamerun?

Çünkü Afrika’daki o ağaçlar çok özelmiş. O ağaçlar için Kamerun’a taşındı. Bodrum-Kamerun-İstanbul üçgeninde yaşıyor şimdi. Beşinci evliliği ama 20 yılı aşkın süredir devam ediyor.

Anneniz?

Annem İzmir’de yaşıyor, o da daha sonra evlendi. Harika üç kardeşim var. Ben çok uzun yıllar tek başımaydım, iyi ki sonra annem de babam da evlenip kardeşlerimi yapmışlar. Ailemi kimseye değişmezdim, beni ben yapanlar onlar ve ben kendimden memnunum.

 Güzelliğin ayrıcalıkları ne oldu?

Aileniz sizi sadece bilgi ve saygının önemli olduğunu söyleyerek büyütüyorsa ve 38 sene aynı yüze bakıyorsanız bu konu sizin için önemli olmuyor. Bu konuda tek söyleyebileceğim genleri için anne babama teşekkür etmek.

İzmir’den İstanbul’a gelişiniz?

Mustafa Taviloğlu’ndan aldığım iş teklifiyle İstanbul’a geldim.

Neydi iş teklifi?

Mudo’ların içinde çalışmaktı. Mustafa Taviloğlu bir okuldur, bütün hayatımı etkileyen bir fırsat oldu onunla çalışmam. Hala çok sıkı görüştüğüm ve çok sevdiğim bir aile.

Cemiyet hayatına da Mustafa Taviloğlu vasıtasıyla mı girdiniz?

Tabii; zaten onunla çalışınca ister istemez onun bütün çevresini tanıyorsun. Sosyal çevremin bu kadar büyük olmasına sebep Mustafa Abi’nin sosyal çevresi oldu.

Ve aşk?

Gökhan’la (Çarmıklı) tanışırdık. Ama ben de evliydim, Gökhan da evliydi. Aklımızın ucundan geçmezdi. Benim şahsen hiç geçmedi. Sonra ben boşandım, bir yıl sonra da Gökhan boşandı. Alt komşum Haldun Üstünel eşi Zeynep’e sürpriz doğum günü partisi yapmıştı, orada Gökhan’la karşılaştık. Daha yeni boşanmıştı. “Geçmiş olsun, ben de boşanmıştım, üzüldüm” falan dedim. Ayaküstü sohbet ederken sehpanın üzerindeki cep telefonum çalındı.

Neredeydi doğum günü partisi?

Ulus 29’daydı. Gökhan çok üzüldü. Ertesi gün kapıyı açtım, yerde bir cep telefonuyla, “Cep telefonunun kaybolmasına çok üzüldüm” yazılı bir not vardı. Teşekkür telefonu ettim. Birkaç gün sonra yılbaşıydı, kutlamak için aradı. Sonra ben nezle oldum diye geçmiş olsuna geldi. Tesadüflerle başlayan bir aşk bizimkisi. 9 yıldır da sürüyor. Gökhan’ı bu dünyada herkesten çok severim. Bir insanı bu kadar çok sevebilen bir insan olduğum için çok mutlu ve gururluyum.

 

Arka arkaya aynı tür kanser geçirdiniz... Bunu nasıl karşıladınız?

Çok zor süreçlerden geçtik. O daha yeni boşanmış, sıkıntılı süreci atlatamamıştı ki, sağlık sorunları başladı. Hayat bir paket, içinden güzel şeyleri alıp kötüleri bırakamıyorsunuz. Ben iyisiyle kötüsüyle hayatı sükunetle kabul ediyorum. 38 yaşındayım ve yaşla gelen bir olgunlukla her şey kabulümdür diyorum...

Dışarıdan bakıldığında hastalığı çok güzel, hiçbir şey olmamış gibi geçirdiniz...

İçimi bırakın, dışım da çok felaketti. Hastalığımı çok uzun süre gizlemeye çalıştım. Ama duyulduktan sonra da hiçbir kötü halimi göstermemeye çalıştım. Kemoterapi ve kemoterapinin yan etkilerini çok yoğun yaşadım.

Saçınız dökülmedi...

Yüzde 80’i döküldü.

 Ama öyle görünmüyordunuz...

Tedaviler sırasında bir sürü de talihsizlik yaşadım. Kemoterapi bir koluma sızdı, göğsüme takılan port yanlış takıldı defalarca göğsümden ameliyat oldum. Niye bunu anlatıp insanları da üzeyim ki diye düşündüm. Ben tedavime odaklandım. Şanslıydım, çünkü lenf kanseri türümün tedavi oranı çok yüksekti. Tedavi dönemini okyanus gibi görüyordum. Önemli olan okyanusu aşıp karşı kıyıya varmaktı, çok şükür vardım. Bana teşhis konulduğu tarihten sonra çok sevdiğim 5 insanı kanserden kaybettim. Kendi acılarımdan beterdi. Başka dostlarımın o günleri yaşayıp da karaya ulaşamaması beni çok hırpaladı. Kanser türümde tekrarlama riski var, sürekli kontrol ediliyorum. Ama doktoruma da söylüyorum hiç önemli değil, yine olsa yine yenerim.

Bu nasıl bir güç...

O kadar etkileyici bir süreçti ki, gözlerim doluyor anlatırken. Türkiye’nin her yerinden otlar, ilaçlar gönderdiler. Ne mektuplar aldım. Çok sevildiğimi hissettiğim bir dönemdi. Türkiye beni ne kadar çok seviyormuş. Bunu tüm kalbimle hissettim.

Hep böyle güçlü bir kadın mıydınız?

Vallahi kanserden daha beter badireler de atlattım.

Nasıl?

Bu 38 yıl içinde o kadar üzüldüğüm hadiseler oldu ki. Haksızlık ve çaresizlik insanı daha çok üzüyor. Ben herhalde güçlü biriyim, bu kadar çok şeyden sonra hala ayakta durduğuma göre.

Ne oldu o kadar?

Yıllar boyunca o kadar sıkıldım ki. Hastalıktan sonra “Beni kimsenin kırmasına, üzmesine izin vermeyeceğim” demek iyi olurdu ama diyemem. Ben buyum, incinirim, kırılırım, hayata ve insanlara karşı çok düşünceliyimdir. Yapabileceğim bir şey yok!

Modacı olarak kendinizi nasıl konumlandırıyorsunuz?

Valla ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz diyeceğim. Kimin daha çok takip edildiğine, kimin daha çok ürettiğine bakmak lazım. O zaman da cevap vermedim, zaten ürettiklerim en güzel cevabı verdi. Biz atölyede yedinci yılımıza girdik, hiçbir gün oturup müşteri beklemedik.

Kimler müşteriniz?

Sizin tanıdığınız insanlar müşterilerimin yüzde 10’u. Yüzde 90’ı benim daha önce hiç tanımadığım insanlar. Türkiye’nin her yerinden, hatta yurt dışından bile müşterilerim var.

Hangi kesimden daha çok?

İş ve ev kadınları, sanatçılar. Her yaştan, her mevkiden müşterim var.

 Bugüne kadar sadece haute-couture yaptınız. Siz de hep haute-couture mü giyersiniz?

Gece kıyafetlerimi kendimden giyerim. Tuvaletlerimin hepsi bana aittir. Günlük kıyafetlerimin de büyük çoğunluğu bana ait. Ama alışveriş de ederim, çünkü her tasarımcıya saygı duyarım. Bu yüzden de desteklerim. Bu marka olur ya da olmayabilir.

Gardrobunuzda daha çok kendi tasarımlarınız mı vardır?

Gece kıyafetlerimde hiç yoktur. Çünkü kendi yaptığım gece kıyafetlerinden giydiğimi ertesi gün atölyeye getiririm, tadilat görür ve yarı fiyatına onu satışa sunarız. Bunu bilen müşterilerimiz vardır, elinde dergide çıkan bir fotoğrafımla gelir. Kendi giydiklerimi böyle değerlendiriyorum. Böylece gardrobumda da gece kıyafetleri hiç yer kaplamıyor.

Neye para verirsiniz?

Daha çok ayakkabı, çanta ve aksesuar alırım.

Yine de gardrobunuz geniş midir?

Eşimin gardrobu benimkinden daha geniş. Ona bu konuda sataşırım zaten.

Moda işiniz olduğu için, giydiğiniz bir kıyafete ‘rüküş’ diye yazıldığı zaman daha çok üzülüyor musunuz?

Bu çok az oluyor. Genelde gazete ve dergilerde eleştiri alan kıyafetlerim benim yaptıklarım değil marka kıyafetlerim. Onun için de hiç üzülmeye gerek görmüyorum.

Bu kadar sosyal olmak, sürekli davetlere katılmak, orada en güzel şekilde görünmek yorucu değil mi?

Bugün Paris’e yerleşsem 6 ay sonra bütün Paris beni tanır, ben bütün Paris’i tanırım. Çünkü sosyal böcek derler ya ben öyleyim. Sosyalim, elimde değil. Belki İzmirli olmanın verdiği genetik özellikten?

Bir davete nasıl hazırlanıyorsunuz?

Benim için hiç zor değildir. Gelirim atölyeye bakarım üstüme göre ne var, hemen onun tadilatı yapılır. Bu arada kuaföre giderim ya da kuaför gelir. Her zaman arabada makyaj yaparım. Zaten karı-koca çok uzun saatler çalıştığımız için çoğu düğüne, nikaha yetişemem. Oysa çok romantiğim, nikahlarda ağlarım.

Kendi nikahınızda da ağladınız mı?

Hayır, orada şaşkındım. Çünkü bana sürpriz yapılmıştı. Apar topar iki gün içinde paketlediler beni! Gökhan yüzüğü güzel bir seremoniyle vermek için bir şişe içki içti. Yüzüğü verirken, “4 yılda bunu becerebildim, evlenmeyi de daha beklemeyelim” dedi ve iki gün sonra Sevgililer Günü’ydü, o gün evlendik.

Nasıldı?

Rotterdam’da kafede otururken karşıdaki mağazaya girip nikah için krem rengi elbise aldım. Çünkü valizimde sadece blue jean, kazak vardı. Saçımı, makyajımı konsolosluğun tuvaletinde yaptım. Sevgililer Günü’nde sürpriz şekilde evlendim.

Şimdi Punto’ya koleksiyon hazırlıyorsunuz?

Evet ek işim var.

Haute couture müşterisini hazır giyime çekme gibi bir düşünceniz mi var?

Hem tekstilci büyüklerim, hem müşterilerim hem de sokakta rastladığım hanımlar, günlük kıyafet de yapmam konusunda ısrar ediyordu. Ama günlük kıyafeti de haute couture yaparsam maliyeti çok yüksek olur. Kaç kişiye yapabilirim ki? Arkadaşım İdil Atakol iki yıldır Punto ile çalışıyor. “Hadi artık hazır giyim işine başlamanın zamanıdır” dediler. 6 ay süreyle kreatif direktörlüklerini yapacağım ve onlara 3 farklı koleksiyon hazırlıyorum.

 Nasıl koleksiyonlar?

Kış sonu, ilkbahar ve yaz koleksiyonu. Şu an vitrinde çok sınırlı üretilen kış sonu koleksiyonu var. Bu koleksiyon bir ay Nişantaşı Punto mağazasında olacak, daha sonra Antalya Mardan Palace’ta Ruslar’a, Türki Cumhuriyetleri ve Avrupalı müşterilerine hitap ettikleri mağazalarına inecek. Onun için İstanbul’da almak isteyenler elini çabuk tutsun. Nisan başında Nişantaşı’ndaki mağazaya ilkbahar koleksiyonu gelecek.

Bu yaz galiba deri de giyeceğiz?

Evet, ince deriler giyeceğiz. Ben zaten ince deri ve süeti çok giyerdim. Gardrobumda çok vardır. 20 yıllık deri ceketlerim, 30 yıllık süet ceketlerim var. 2-3 sene önce Paris’teki Zara’dan aldığım bir deri elbisem vardır, her giydiğimde herkes “Nereden aldın?” diye sorar. Şimdi tüm kadınların gardrobunda olmasını arzu ettiğim ürünleri Nişantaşı Punto mağazası için yapıyorum.

 Derinin dışında tüm kadınların gardrobunda bulunması gereken ürünler neler?

İlkbahar ve yaz koleksiyonunda sadece süet, güderi ve deri olmayacak. 6 yıldır yaptığım nakışlı tişörtlerim, nakışlı gömleklerim, hırkalarımın çeşitli versiyonları da olacak. Şallar, yaz akşamları davetlere giderken üzerlerinize alacağınız şık bolerolar, minik ceketler olacak.

Siz hazır giyim alır mısınız?

Tabii. Paris’e her gittiğimde Champs Elysee’deki Zara’ya uğrarım. Amsterdam’da H&M’den çıkmam. Amerika’da vintage dükkanlarım vardır. Belki bir zaman vardı ama şimdi şıklığın; zarafetin para ile hiçbir alakası yok. O kadar iyi ve uygun fiyatta hazır giyim markaları var ki. Chanel cekete 10 bin dolar vermek zorunda değilsiniz. Chanel tarzı ceket alabilirsiniz. Bir klasiktir ve her kadının tüvit Chanel tarzı bir ceketi olmalı. Ben de Punto’ya Chanel tarzı ceket yaptım. Pantolon üstüne, elbiseye yakışır, tuvaletin üstüne giyip düğüne, bol pantolonun üstüne giyip sabah kahvaltısına gidebilirsiniz. Her yerde her bütçeden hanıma hitap edecek giysi bulmak mümkün. Yeter ki siz görmeyi bilin.

Hanımlara başka neler önerirsiniz?

Ceketler çok önemlidir, her kadının gardrobunda olmalıdır. Bu işimi kurmadan önce 10-15 yıl önceki ceketlerimi mahalle arasındaki terzilerde tadilat yaptırır değerlendirirdim. Şimdi de 15 yıl önceki Ralph Lauren ceketlerimi atölyemde yeniliyor ve giyiyorum.

Sizce Türkiye’de en şık kim?

Birine şık demek için o kişiyi 24 saat görmek lazım. Ben onun gece uyurken nasıl giyindiğini, sabah evde dolaşırken nasıl giyindiğini bilmiyorum ki size şudur diyebileyim.

Siz gece uyurken nasıl giyinirsiniz?

Ben uyuyuncaya kadar evde topuklu ayakkabılarımla dolaşmayı seviyorum. Ama eşimin pijamalarını giymeyi de seviyorum. Çünkü ikisi de başka türlü ruhumu okşuyor. İkisinin de verdiği haz başka.

 Gerçekten hacca gidecek misiniz?

Umre’ye gideceğim inşallah. Çünkü bu anneannemin bir dileği. Geçen sene kız kardeşini kaybetti ve onun için çok büyük bir yıkımdı. “Ben artık çok yaşamam” dedi bana. Onu biraz neşelendirmek için “Beraber seyahate gidelim mi?” dedim. Düşündü, dedi ki, “Ben seninle ölmeden dünya gözüyle Umre’ye ya da Hacca gitmek isterim.” Eğer toparlanırsa bu ilkbaharda dileğini yerine getirmekten onur duyacağım. Belki çok uzun yıllar içinde başka Umre’ye gitme fırsatım olmayacak bunu kaçırmak istemiyorum...

 Hayattaki öncelikleriniz neler?

İstesem işimde daha da büyüyebilir, çok daha ön plana çıkabilir, alkış alabilirim. Ama bunun yerine ben beynimi ve enerjimi eşime, evime, sosyal sorumluluk projelerime ve atölyelerime bölüyorum. Çünkü tercihim bu yönde!

 

RÖPORTAJ: SERAL CUMALI

scumali@posta.com.tr

8