Şimdi sıra başka koşuda!

a
a
Salı, 28 Aralık 2010 - 05:00

Her yıl 27 Aralık’ta Atatürk’ün Ankara’ya gelişi nedeniyle garnizon koşusu yapılır, askerler, Kara Harp Okulu’ndan Anıtkabir’e doğru ‘rap rap’ koşarmış. Hatırlıyorum, TV haberlerinde de 15 saniye gösterilirdi. Bu sene yapılamadı. Çünkü Ankara Valiliği, nedense bu yıl güzergah göstermemiş koşu için. Türkçesi; izin vermemiş! Türk ordusunun değersizleştirilme operasyonlarından biri daha; generalleri Silivri’ye tıkarken askerlerin Ankara caddelerinde koşması hoş olmaz, farklı anlaşılabilir korkusu! Şimdi yeni bir koşu hazırlanıyor: Başbakan’ın İstanbul’a gelişi ve Dolmabahçe Sarayı’nın bölümlerinden birinde çalışmasının yıldönümü koşusu. Önde protestocu öğrenciler, arkada biber gazı ve copla kovalayan polisler, izleyen medya ordusu eşliğinde. Yalnız, bu temsili koşuda kimse polis rolüne girmek istemiyormuş!

[[HAFTAYA]]

İstanbul Senfonisi kimin için?

Geçtiğimiz hafta, dünyaca ünlü sanatçımız Fazıl Say, İstanbul’da, Gürer Aykal yönetimindeki Borusan Orkestrası eşliğinde mini bir festival verdi. Üç gün süren festivalin son gecesi İstanbul Senfonisi’nin Türkiye Galası’na ayrılmıştı. Fazıl Say, bestelediği bu senfoninin hikayesini anlatırken “Dünyadaki pek çok büyük kent için bestelenmiş senfoniler vardır, İstanbul için yoktu. İşe bakın ki İstanbul için bir senfoniyi bana Almanlar sipariş etti, yazımı iki yıl sürdü, ilk seslendirilişi de İstanbul’un kardeş şehri, Köln Senfoni Orkestrası’yla siparişi veren Dortmund’da oldu. Bu İstanbul’da ilk seslendirilişi” dedi. Gözlerim, ilk sıralarda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ı aradı. Kadir Bey’i severim, sayarım, İstanbul beyefendisidir, bu şehre olan sevgisi tartışılmaz. Sanata da klasik müziğe de aşina, diye biliyorum. ‘Keşke bu siparişi o vermiş olsaydı’ diye düşündüm. ‘Verememiş, gelip de dinleseydi’ dedim. Yoktu! Fazıl’ın menajeri, protokol davetlini kendilerinin yapmadığını söyledi. Borusan’ın ise kimseye davetiye yollama adeti yokmuş. Belki burada Başkan Topbaş’ı haberdar etmeleri ve çağırmaları yerinde olurdu. Tabii şöyle bir durum da var: Hatırlarsanız, İstanbul 2010 Kültür Ajansı’nın Fazıl Say ve Borusan’la konserleri konusunda bir tatsızlık yaşanmış ve Fazıl konserlerden vazgeçmişti. Üstelik de malum medyada bunun istenen fahiş fiyat yüzünden olduğu konusunda haberler çıkmıştı. Oysa bu konserler için istenilen para, sadece ses, ışık, orkestra, organizasyon giderleri içinmiş ve başta Fazıl olmak üzere sanatçılar, şehrin çeşitli kenar semtlerinde verilecek konserler için ücret talep etmemişlerken, bu tavır yüzünden konser projesinden vazgeçmişlerdi! Böylece İstanbullular, Fazıl Say ve Borusan Orkestrası kalitesinde klasik müzik dinleme fırsatını da kaçırmış oldu.

GÖZLERİM YAŞARDI

O gece İstanbul Senfonisi’ni Fazıl Say’la birlikte dinledik! İstanbul’un 7 tepesine atıfta bulunarak 7 bölümden oluşan senfoni muhteşemdi! Benim gibi sulu gözleri ağlatacak kadar muhteşem! Salon, ayakta kaç dakika alkışladı bilemiyorum, hiç bu kadar uzun alkış görmedim. Biz İstanbulluların, böyle bir sanatçıyı ve eserini bağrına basarken başkanını ilk sırada görmek istemesinden daha doğal ne var? Ama Fazıl sadece piyanosunu çalıp beste yapmıyor, mevcut iktidara muhalif ya, demek ki tu kaka! Oysa sanat başka, yaratıcılık başka, siyaset başka. Onun siyasi fikirlerine kızabilirsiniz ama yarattığını görmezden nasıl gelirsiniz? Hep bizden, hep bizimkilere, nereye kadar? Hele ortak konu İstanbul’sa?.. Tam tersine yanında olmak, Fazıl’a değil, karşıtı olduğu iktidara puan kazandırmaz mıydı?