Sınavlar kongre merkezlerine alınıyor

Salı, 28 Haziran 2011 - 05:00

Hafta sonunda büyük bir sigorta şirketinin işe alım sınavı vardı. Şirket, geleceğin yöneticilerini yetiştirmek için ‘Management traniee’ (yönetici adayı) programına gençler almak için sınav açmıştı. Alınacak kişi sayısı 20 idi. Sıkı durun, bu sınava tam 10 bin kişi başvurmuş. Daha önce kamu kuruluşu ve belediyelerin açtıkları genel amaçlı sınavların stadyumlarda ya da kapalı spor salonlarında yapıldığına tanık olmuştuk.

[[HAFTAYA]]

Ancak, son dönemde az sayıda kişinin alınacağı özel sektör şirketleri de aşırı talep nedeniyle büyük alanlara kayıyorlar. Hafta sonu gerçekleşen bu sınavı da şirket Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde gerçekleştirdi. İzmir ve Ankara’daki sınavlar için de benzer büyüklükteki merkezler seçilmişti.

20 bin kişinin tutkusu

Bir yakınım, daha önce de büyük bir bankanın sınavına girmişti. O sınav da benzer nitelikteydi ve sigorta şirketinden daha fazla, yaklaşık 20 bin kişi başvurmuştu. Banka yönetimi, bu kadar büyük katılımla başa çıkmak için İstanbul Teknik Üniversitesi ile anlaşmış, hafta sonu yapacağı sınavları onların dev anfilerinde tamamlayabilmişti.

Basına yansıdığı için Ziraat Bankası’nın adını vermekte sakınca görmüyorum. Bu banka 1545 kişi için sınav açtı. Sınava giren sayısı tam 88 bin 206’ya ulaştı. Sadece bu 3 kurum değil, başka özel sektör şirket ve bankalarında da benzer tablolar yaşanıyor. Üniversiteden mezun ya da çeşitli nedenlerle işsiz kalmış gençler, büyük kurumların ‘management traniee’ ya da ‘müfettişlik’ sınavlarına büyük ilgi gösteriyorlar.

Gençlerin durumu çok zor

Haklı olarak artan işsiz ordusundan çıkmak, bir an önce geleceklerini oluşturmak istiyorlar. Nasıl istemesinler ki? İşsizlik oranı yüzde 11’lerin altına inmişken, gençler arasında bu oran yüzde 19.3 düzeyinde seyrediyor. Uzun süredir de gençler arasındaki işsizlik oranı, Avrupa’nın önemli bölümünde olduğu gibi makul bir düşüş göstermiyor.

Bu konu dile getirilince, ‘İspanya, Portekiz, Yunanistan’da daha kötü’ gibi değerlendirmeler duyuyoruz. Kötüyü örnek göstermekle bu ciddi sorunu aşmak mümkün değil. Türkiye’nin hızla işsizliğe, özellikle de genç işsizliğe bir çözüm oluşturması, en azından çözüm umudunu ortaya koyması gerekiyor. Yoksa çok sayıda işadamı ve CEO’nun taşıdığı ‘sosyal endişeler’ giderek artacaktır.

Hüsnü Bey’in battığı iş

Fibabanka’yı kurup yeniden Türkiye’de bankacılığa dönerek ‘girişimcilik ruhunu’ ortaya koyan Hüsnü Özyeğin’in çok bilinmeyen bir girişimini daha öğrendim. Hüsnü Bey, geçen hafta içinde Özyeğin Üniversitesi ve E-Tohum organizasyonuyla yapılan bir etkinlikte konuştu. Ben gidip izleme şansı bulamadım ama konuşmanın videosunu izledim.

Girişimcilik ve gelecek üzerine yine harika bir konuşma yapmış Hüsnü Bey... Yıl 1975 ve Hüsnü Özyeğin Çukurova Grubu’ndadır. Yine aynı grupta çalışan bir arkadaşı arar ve “Hüsnü, biz bir iş yapıyoruz. Çamaşır makinesi lastiği üreteceğiz. Sen de ortak olur musun?” diye sorar. Çamaşır makinesinin henüz yaygınlık göstermeye başladığı ve ithalat nedeniyle yedek parça bulunamadığı yıllardır... Girişimcilik ruhuna engel olamaz ve arkadaşının önerisine ‘Evet’ der.

Lastik atölyesi!

Üretim yeri Maslak’ın arka sokaklarındadır. O zaman için müthiş iyi bir tutar olan 30 bin doları ödeyip ortak olur. Artık aynı zamanda bir şirketin de ortağıdır. Bir süre işi yürütürler, başlangıçta iyi gidecek gibi de görünür. Ancak, sonradan iş batar. Daha 12-13 yaşlarında başlayan, üniversitede devam eden başarılı girişimcilik çabaları ilk darbeyi yer. O tarihte Hüsnü Özyeğin şu dersi çıkarmıştı: ‘Profesyonel yöneticiyken bir yere asla ortak olunmamalı.’

Ders almak lazım

Şimdi ise geçmişe baktığında farklı olarak birkaç noktaya daha dikkat çekiyor. Bunlar gençlere ders olacak nitelikte: 1. Hüsnü Bey, elini attığı her şeyi altına çevirir diye bir şey yok. 2. İnsanın mutlaka zevk alacak bir işe girmesi lazım. 3. Girilen işlerde sonuçta başarısız da olunabilir. Ama bir işi sonuna kadar zorlamamanız gerekiyor. 4. Para kaybeden bir işi, erkenden bırakmak da çok önemlidir. 5. Batacaksanız, ne kadar erken olursa, örneğin 1 yılda batmanız daha iyidir. Beşinci senede batarsanız arkanızdan birçok şirketi de götürürsünüz... 6. Çok para kaybetmeden batmak da bir vasıftır. O zaman insanlar size teşekkür ederler.

İşsizlik oy kaybettirmedi

Amerikan seçimleriyle ilgili yapılan analizlerde, işsizlik oranının kaybedeni büyük olasılıkla belirleyici olduğu söylenir. Aslına bakarsanız bütün ekonomilerde işsizlik en önemli oy kazanma/kaybetme gerekçesidir. Büyüyen ve iş yaratan ekonomilerde iktidar partisinin oy kazanması, işsizliğin arttığı dönemlerde de oy kaybetmesi beklenir. Hafta sonu 2010 yılına ait işsizlik rakamları açıklandı. Bu rakamları 2008 yılıyla, yani ekonomik krizin tam etkisini göstermediği dönemle karşılaştırdığımızda, bazı illerde oranların bir hayli arttığı dikkat çekiyor.

İllerin bir bölümünde oran aynı kalmış ya da iyileşmiş. Oranların yüksek olduğu ve yine arttığı illerin listesini bu sayfada görüyorsunuz. Edirne dışında AK Parti’nin ya da BDP’nin güçlü olduğu iller... Örneğin, AK Parti’nin kalesi Gaziantep... Büyümeye rağmen işsizlik 13.4’ten 16.8’e çıkmış ama vatandaş oyunu değiştirmemiş. Seçimin sonuçlarını okuyanların bir de bu açıdan bakmalarında yarar var. Ekonomiyle açıklamak yetersiz kalıyor çünkü...