'Sinemadan sadece bir daire parası kazandık'

Nefes dizisinde rol alan Çolpan İlhan, 15 yıl önce kaybettiği eşi Sadri Alışık'ın anılarıyla yaşama tutunuyor...

Pazar, 08 Kasım 2009 - 05:00

'Sinemadan sadece bir daire parası kazandık'

İki güçlü isim, biri Türkiye’nin en büyük edebiyatçılarından Attila İlhan, diğeri Türk sinemasının unutulmaz oyuncularından Sadri Alışık. Bu iki güçlü ismin altında ezildiğinizi hissettiğiniz oldu mu?
Hiç olmadı!

Babanız İzmir Valisi o dönem; siz oyuncu olmak isteyince kabul etmeleri kolay oldu mu?
Bir gece abimin kucağına yatmıştım gökyüzünü seyrediyorduk. “Ben artist olacağım” diye hayallerimden bahsediyorum. Abim, gökyüzündeki en parlak yıldızı gösterdi; yani benim adımın anlamı olan ‘Kuzey yıldızı’nı. “İşte sen de bu yıldız kadar parlak bir yıldız olacaksın” dedi. Ve bir yaz tatilinde İzmir’e beraber gittik ve babama benim oyuncu olmak istediğimi abim açıkladı. Odaya kapandılar, beni ve annemi almadılar, 3 gün sonra babam ikna oldu. 1959-60 yılından bahsediyorum. Babam modern biriydi, kabul etti ama tiyatroyla İzmir’e turneye gittiğimde beni seyretmeye gelmedi.

İlk aşkınız ünlü yönetmen Metin Erksan’mış; öyle mi?
Evet; Metin Erksan abimin arkadaşıydı. Cingöz Recai filminin senaryosunu abimle beraber çalışmışlardı. Akademiye başladığım yıldı. Bir gün abimin evinin kapısı çaldı, ben açtım. Gelen Metin’di, “Siz Attila’nın kız kardeşi misiniz?” dedi. “Evet abim yok, buyurun girin” dedim. Girmedi, ama biz öyle tanıştık. Benden büyüktü Metin, yönetmendi, zamanla aramızda bir bağ kuruldu. Bir sömestrde atladı İzmir’e geldi; babamla konuştu. Annesi hastaydı, ondan babama bir mektup getirdi, babam yine kendisini çok şaşırtan bir durumla karşı karşıyaydı. Hep şaşırttık onu! Ama dediğim gibi medeni bir adamdı, “Siz düşünmüşsünüz, karar vermişsiniz, bize de yüzükleri takmak düşüyor” dedi ve Metin’le nişanlandık.

Sadri Alışık’la nasıl tanıştınız?
Sadri’yle de Metin tanıştırdı beni. Metin bir filmine genç bir hanım arıyormuş, Sadri’nin de bir arkadaşının eşi oynamak istiyormuş. Metin’le Beyoğlu’nda dolaşıyoruz, “Saray Muhallebicisi’nde Sadri Alışık’la bir randevum var, iki dakika uğrayalım, yanında bir hanım olacak sen de bulun” dedi. Sadri’yle öyle tanıştık.

O da evliymiş o sırada değil mi?
Evet tiyatrocu Neriman Esen’le evliydi.

Ne oldu; ilk görüşte aşk mıydı?
Yoo, hiçbir şey hissetmedim. O da hissetmedi. Ben onu inceledim; çünkü kolalı yakalar, takım elbise, koyu bir palto giymişti, “Niye böyle çok ciddi giyiniyor Sadri Alışık” diye düşündüm. Ben okulda talebeyim o zaman; Sadri ünlü bir oyuncu.

Hep öyle mi giyinirdi?
Öyleydi, benimle değişti. Sadri günde üç kere beyaz gömlek değiştirirdi, geçtiği yerde harika kokular bırakan meraklı bir adamdı. O kokusunu yurtdışından getirtirdi. Fiyakasına düşkün bir adamdı. Dublaj yönetmeni Ferdi Tayfur, “Sadri’ye bakın İ harfi gibi bir adam” dermiş. Evlendikten sonra onun giyimini tümüyle değiştirdim, Lion Mağazası vardı, oradan Sadri’ye spor gömlekler, kadife pantolonlar, V yakalı kazaklar aldım. Önce kendine yakıştıramadı, sonra da öbürünü giydiremez oldum.

Peki aşk nasıl başladı?
Sadri ile aynı tiyatroda iki oyunda oynadık; filmlerde karşılaştık. Çok espriliydi, bana çok takılıyordu, kirpiğimi çekerdi “Takma mı?” diye, “Ay ay bizimki alttan bakıyor yine” diye. Sonra Yalnızlar Rıhtımı filminin son sahnesinde patlak verdi.

Nasıl bir sahneydi?
Sarılma sahnemiz vardı. O beni kurtarmak için geliyor, ben de merdivenleri inip ona sarılıyorum. Kriton İliyadis çekiyordu filmi, bizi biraz sarılırken fazla tuttu. Sadri, “Orada bir elektriğin ikimizi de içeri aldığını hissettim. Çolpan’a baktım o oralı değildi” diye o anı anlatırdı.

Oralı değil miydiniz?
Değildim. Böyle bir başlangıç oldu, sonuç evliliğe gitti.

Kaç yaşındaydınız evlendiğinizde? 20.
Nasıl bir aşık, nasıl bir eşti? Çok hoş jestleri olan bir adamdı. Bizim dönem çok romantik ve çok hoştur. Ücra yerlerde film çekerken, gece dağların arasından kilometrelerce yürüyüp jandarma karakoluna gider eve telefon bağlatıp benimle konuşmaya çalışırdı. Sürekli ilgisini ayakta tutardı. Müthiş bir yaşama sevinci vardı, her şeyden müthiş tat alırdı. Geceden, gündüzden, içkiden, renkten, okuduğu senaryodan her şeyden büyük tat alırdı. Evlilik hayatının monotonluğunu hiç yaşamadık. Sadri’yi evde pijamalarını giymiş çorba içerken hatırlamam. Ele avuca sığmayan çok renkli bir adamdı. Gecenin yarısı “Hadi gece kulübüne gidelim”, oradan çıkınca “Bülbül zamanı hadi bülbül dinlemeye gidelim” derdi. Uykum gelirdi ama giderdim.

Sizi kıskanır mıydı?
Belli etmezdi. Rahatsız etmezdi.

Siz onu?
Ben de onu kıskanmazdım, o da ondan çok rahatsızdı. “Beni bir kıskandığını göreyim dişimi kıracağım. Niye beni kıskanmıyorsun?” derdi.

Niye kıskanmazdınız; güvenden mi?
Ona çok güvenirdim.

Hiç aldatmadı mı sizi?
Aldattıysa da ben anlamadım.

Ama çok sert bir babaymış, Kerem Bey çocukken az dayak yememiş!
Kerem burada olsa yine aynı şeyi söyler. Her seferinde bu konuda birbirimize giriyoruz. Ben görmedim ya da benden gizli dövüyorsa bilmiyorum. “İlk mektebe yatılı vermeniz ve dayak bende iz bıraktı” diyor. Bu iki konu içinin derdidir.

Niye yatılı verdiniz çocuğu?
Ben de istemedim ilk mektebe yatılı vermek. Çok mücadele ettim, çok tartıştım Sadri’yle. O da şöyle savundu: “Sanatçılar geliyor evimize, muhabbetler oluyor, evdeki hayattan dolayı kendini okula konsantre edemeyecek. Çok da yaramaz bir disipline alışması lazım. İlkokulu böyle okutalım. Alışamazsa alırız” dedi. Ve onu evin yakınındaki Işık Lisesi’ne yatılı verdik.

Onun için çok zor olmalı, sizin için nasıl oldu?
Anlatamam size, o geceyi nasıl geçirdiğimi bilmiyorum. Sabah hemen okula gittim, sınıfın camından baktım, önlüğünü, yakasını kendi giymiş. Odasına çıktım, yüzünü yıkarken pijamalarının kollarını ıslatmış. Orada çok ağladım. “Dışarıda sokakta bir kedi miyavlıyor, o da herhalde annesini kaybetmiş” diye acıklı mektuplar yazardı anneannesine. Ama Işık’ı birincilikle bitirdi. Bir yandan da hayatın zorlukları, çekilmez anları olduğunu öğrendi. Sadri’nin bir bildiği vardı demek! Ama bunu hayatından atamadı çocuk. Biraz kapalı bir çocuk oldu.

Babasının mezarına çok sık gittiğini biliyorum; siz de sık gider misiniz?
Sadri’yi kaybedeli 15’inci yılın içindeyiz. Dizi olmadığı zaman her gün gittim. Aynı şeyi Kerem de yaptı. Her gün, içtiği sigaranın aynısını aldım, orada yaktım, yanan sigarayı mezarına koydum, ona hayattan, yaşadıklarımızdan, arkadaşlarımızdan haberler verdim. Yavaş yavaş o sigara yanıyor külü uzuyor, bana sanki o içiyormuş gibi geliyor. Her yılbaşında mezarlığa giderim mutlaka. Oradakiler de bilir, arabanın farını mezara çeviririm, “Sadriciğim, şu yıla giriyoruz, sen gideli bu kadar oldu. Şimdi senin yanındayım, iyi yıllar” derim. Yeni yıla önce onunla girerim.

35 yıldan sonra yokluğuna hakikaten nasıl dayanabildiniz?
İşte böyle dayanabildim yokluğuna... Ayrıca adına ödüller düzenleyerek, adına tiyatro kurarak onu yaşatmaya çalışıyorum. Yetiştirdiğimiz öğrencilere onu anlatıyorum.

Size son bir söz söylemiş miydi?
Amerika’ya karaciğer nakli için giderken, uçakta ona bir yatak yapılmıştı. Bana “Bak şimdi yatakta gidiyorum, dönüşte kargoda olabilirim; kendini hazırla. Tatmadığım duygu yok, ne istedimse yaptım. Karşılığını da gördüm buna inan. Sen kendini buna hazırla, sakın üzülme. Neticede hepimiz öleceğiz. İş ki yarım bırakılmış, yapılamamış, harcanmış bir hayat olmadı benim hayatım” dedi. Nakilden sonra 5 seneye yakın yaşadı.

Sadri Bey’i kaybettiğinizde kaç yaşındaydınız?
52-53.

Daha sonra hayatınızda büyük bir boşluk oldu; hiç yeni birini sevmeyi, hayatınıza almayı düşündünüz mü?
Hiç düşünmedim. Aklıma bile gelmedi. Düşünmek gerektiğini bile düşünmedim. Sadri’nin gözlüğü orada, çakmağı orada. Ben hala Sadri’nin elbiselerini dolapta saklıyorum. Gömlekler yıkanır ütülenir asılır, giysiler havalanır, naylonları değişir. Ona hala yaşıyor muamelesi yapıyorum. Aynı hava yürüyor evin içinde...

Sadri Alışık’ın bu kadar çok sevilmesinin nedeni sizce neydi?Bizden tipleri canlandırmasıydı. Bu yüzden belki de seyircisi onu hala unutmadı. Onu rüyalarında görüyorlar, mezarını ziyaret edip mektuplar bırakıyorlar.

Şimdi ‘sanatçıdan dost olmaz’ deniliyor; oysa Sadri Bey’in en iyi arkadaşı Ayhan Işık’tı...Ayhan, Sadri’nin en iyi arkadaşıydı, eşi de benim arkadaşımdı. Eskiden arkadaşlıklar da şimdiki gibi değildi. Ayhan’ın ani ölümü, Sadri’nin hayatının en az 10 yılını götürdü.

Ayhan Işık’ın eşi Gülten Hanım’la hala arkadaş mısınız?Hala çok iyi arkadaşız.

Mesleği modacı olmayan ama bu alana geçiş yapan ilk kuşaktansınız...
35 seneyi buldu. Yılmazlar Pasajı’nda bütün ünlülerin dükkanı var demiş, zaman değerlendirmek için başlamıştım. Herkes bıraktı; ben ısrarla kaldım. İstanbul dışından; Gaziantep’ten bile bir günlüğüne uçağa atlayıp prova için gelen müşterilerim var.


Filmlerde, dizilerde kendi kıyafetlerinizi mi giyiyorsunuz?Her zaman kendi kıyafetlerimi giyerim.

Nefes dizisinde babaanne rolündesiniz. Siz de bir babaannesiniz; hayattaki bu rolünüzün dizideki rolünüze katkısı oluyor mu?
Hayatın bir yerinden bir kesit o da. Bir çok kişi hem Nefes karakterinde, hem diğer karakterlerde kendilerini bulacak. Ben de Nefes’in babaannesini oynuyorum. Evet ben de bir babaanneyim. Benim kuşağımın evlatları için, torunları için neler yaptıklarını, nasıl kol kanat gerdiklerini, kendilerinden
çok onları düşündüklerini seyirciye biraz olsun anlatabilirsem mutlu olacağım...

RÖPORTAJ: Seral CUMALI
[email protected]