Sıradışı adama sıradışı düğün

Güney Asya'daki Bhutan Krallığı'nda evlenen Nasuh-MineMahruki çifti dualarla mutluluğa uğurlandı

a
a
Pazar, 26 Eylül 2010 - 05:00


Sıradışı adama sıradışı düğün

RÖPORTAJ: EYLEM KESKİN
Nasuh Mahruki hayatımıza 1999 yılında ‘Gölcük Depremi’yle girdi. Sonra da kuruculuğunu ve başkanlığını yaptığı Arama ve Kurtarma Topluluğu’yla (AKUT) nerede bir doğa felaketi olsa karşımıza çıktı. AKUT’la yaptığı arama kurtarma çalışmalarıyla pek çok hayat kurtardı, sayısız kişiye umut ışığı oldu. Yaptığı tırmanışlarla ‘kar leoparı’ ünvanını alan dağcının evliliği de sıradışı oldu. Güney Asya’daki Bhutan Krallığı’nda evlenen Nasuh ve Mine Mahruki çifti, 7 lamanın bütün gün ettiği mutluluk dualarıyla yeni bir hayata adım attı. Bhutan Krallığı’nda evlenen ilk yabancı çift olan Mahrukiler’in, duyan herkesi özendiren seyahatleri bitecek gibi görünmüyor...


9 yıldır birlikteymişsiniz. Neden evlenmek için bu kadar beklediniz?

N.M.: 2001’de tanıştık. Aslında ben 40 yaşından sonra ve yurt dışında evlenmek istiyordum. Benim hayalimdeki gibi oldu her şey.

Neden 40 yaşından sonra ve yurt dışında?

N.M.: Bilmem, içimden öyle geliyordu. Bhutan Kralllığı’nda, hem de motosikletle çıktığımız çok özel bir seyahatte, 41 yaşında evlendim. Kendi açımdan baktığımda fotoğraf tam istediğim gibi oldu.
M.M.: Benim açımdan da öyle. Zaten evlenmeyi çok isteyen biri değildim. Evlenmeden biraz daha yaşayayım, farklı coğrafyaları göreyim, kültürleri tanıyayım, kariyerimi getirebileceğim yerlere kadar getireyim istiyordum. Benim tarafımdan da fotoğraf istediğim gibi oldu.

Nasıl tanıştınız?

M.M.:
2001 yılında Nasuh, Avrupa Rallisi’nde co-pilottu (yardımcı pilot). Ve ralli İzmir’de yapılacaktı. Ben de İzmirli’yim. İstanbul’dan gelen arkadaşlarıma lojistik destek veriyordum. Bende araba olduğu için Nasuh’u havaalanından almaya gittim. Böylece tanıştık. “Düğüne iki hafta kala Mine’nin haberi oldu”

Aşk ne zaman başladı?

N.M.:
Çok iyi anlaştık. Çok medeni, seviyeli, kaliteli bir iletişimiz oldu. Geçen süreyle daha keyifli olmaya başladı. Bir yerden sonra da ilişkiye dönüştü.

Mine Hanım, Nasuh Bey’e önceden bir hayranlığınız var mıydı?

M.M.: Onu basından tanıyordum. Çok da takdir ediyordum. Ama fiziksel anlamda herhangi bir hayranlığım yoktu.

Evlenme teklifi nasıl geldi?

M.M.:
İkimiz de evlilik karşıtı değildik. Ama ‘hemen evlenelim’ gibi bir sorunumuz da olmadı. Evlenmek için acelemiz yoktu.
N.M.: Sürecin gideceği yer bir şekilde evlilikti. Zaman zaman konuşuyorduk da. Bhutan seyahati çok hoş bir fırsat oldu. Nepal’in Fahri Başkonsolosu Günseli Malkoç’la sohbet ederken böyle bir şeyi gerçekleştirebileceğimizi öğrendim ve onun da yardımıyla harekete geçtim. Bhutan hem çok görmek istediğim bir yerdi hem de yurt dışında evlenmek istiyordum. Başlangıçta Mine’nin haberi yoktu. İki hafta kala söyledim.

Bir anlamda bu bir evlenme teklifi de olmuş...

M.M.:
Gitmeden önce teklif etmişti. Çok romantik değildi ama çok hoştu. Konuşurken birden hayatını benimle devam ettirmek istediğini söyledi. İki hafta sonra da yola çıktık. Önce Delhi’ye uçtuk. Arkadaşlarımızla birlikte motosiklet kiralayıp Bhutan’a gittik.

Bhutan’da evlenmek Nasuh Bey’in hayaliymiş; sizin fikriniz neydi?

M. M.:
Nasuh’un bile hayallerinin ötesinde bir evlilik oldu. Bir de beni düşünün. Benim hayallerimin çok çok ötesiydi. Her yapılan hareket, her yapılan dua bizi şaşırttı. Dünyada çok az insana nasip olacak bir şey. “Dualarımızı rüzgara bıraktık dünyayı dolaşacaklar”

Yerel halkın farklı adetleri var mıydı?

N. M.:
Bir kere Bhutan’da ilk defa bir yabancı çift evlenmiş oldu. Seremoni de çok keyifliydi. Sonuçta bir köy düğünüydü. Bütün köyü yemeğe davet ettik.
Kazan kazan yemek pişti. 50-60 kişi geldi. Geleneklere göre din adamları lamalar ‘Bu evlilik hayırlı olsun, evrene faydalı olsun, iyilikle dolsun’ diye bütün gün dua ettiler. 7 lama bizim için dua okudu. Bhutan kıyafetleri giydik. Kelimenin tam anlamıyla müthişti.
M.M.: Oranın halkı genelde ot, sebze yiyor. Et onları için çok değerli. Yemekte üç çeşit et vardı. Onlara tam bir ziyafet oldu. Tören iki saat sürdü. Bir çam dalı vardı, okunmuş suyun içine sokup dışarıya serptik. Dua edilen yere girdikten sonra pirincinden sularına kadar bir sürü şey yiyip içtik. Tabii hepsi dualıydı. Bayraklarının üzerinde pek çok dua yazıyor. Bayrakları rüzgara karşı açıyorlar. Böylece duaları rüzgarla dünyaya göndermiş oluyorlar.

Bütün köy halkı sizin mutluluğunuz için çalışmış anlaşılan...

N.M.:
Zaten çok farklı insanlar. Bhutan bambaşka bir yer. Herkes İngilizce konuşuyor. Yemyeşil bir ülke. Kral “Gayri sayfi milli hasıla yerine gayri safi milli mutluluğumuz önemli” diyor. Ülke mutluluk üzerine kurulmuş. Sigara içmek önemli ölçüde yasak. Sadece turistlere serbest.

Ne kadar kaldınız?

N.M.:
Motosiklet seyahatimiz Bhutan, Sıkkım, Nepal ve biraz da Hindistan’ı kapsıyordu. Sıkkım’ın en büyük manastırına gittik. Her yeri gezdik, Nepal’e geçtik. Katmandu biraz kalabalıklaşmış. Pokara çok güzeldi. Tekrar Hindistan’a geldik. Motorları Delhi’ye bırakıp döndük. Toplam 6 hafta sürdü.

Nasuh Bey motosiklet üstünde seyahate alışkın. Mine Hanım siz zorlanmadınız mı?

M.M.:
Benim de ilk seyahatim değildi ama en uzunuydu. Türkiye’de motosikletle çok tatile çıktık. Ege’ye gittik, Avrupa turu yaptık. Motorun arkasında olmak bana çok büyük keyif veriyor. Çıplak gözle her yeri görebiliyor, resim ve video çekebiliyorsunuz. Kaldığım yerler, yemek ve hijyen konusunda problemler yaşadım sadece.

Yeni evlisiniz, balayında olmanız gerekirken motosiklet üzerinde seyahattesiniz. Hiç isyan etmediniz mi?

M.M.:
Hayır, çünkü bu balayı değildi. Zaten sonra balayımızı Filipinler’de yaptık.
N.M.: Sonra da Everest’e çıktık.

Balayı dönüşü mü?

N.M.:
Evet, benim hayalimdi. Arkadaşlarımla birlikte Everest ana kamp yürüyüşü yaptık. “9 gün yıkanamadık”

Mine Hanım, sizin ilk çıkışınız mıydı?

M.M.:
Evet, daha çok bir doğa yürüyüşüydü. Ama inanılmaz sertti. Birkaç arkadaşımız devam edemedi. Çünkü fiziksel anlamda çok hırpalanıyorsunuz. Sonuçta dümdüz yol değil. Doğayla yarıştığınız bir yürüyüş oluyor. Yine hijyen problemi var. Sadece patates ve makarna yiyebiliyorsunuz.
Sırtınızda 7-8 kiloluk yükler oluyor. 9 gün yıkanmadım. Ama hayatınızda ya bir ya da iki kere yapacağınız bir şey. Kendinizle baş başasınız. Nasuh’u ana kamptan Everest’in zirvesine yolcu etmek bir eş olarak herkese nasip olmaz.

Nasuh Bey sizin için Mine Hanım’la olmak nasıl bir deneyimdi?

N.M.:
Dünyanın en güzel yürüyüşlerinden biriydi. Kuzenim Mehmet, Mine ve arkadaşlar birlikteydik. Bunu onun yaşamasını istiyordum. Çünkü çok özel bir deneyim. Mine şaşırtıcı derecede uyum sağladı. 4 kişi pes etti, Mine devam etti.

Mine Hanım aslında çok kibar ve narin görünüyor ama galiba çok güçlü.

M.M.:
Doğada insan değişiyor. Hayatta kalmak için yürümek zorundasınız. Bir de ben hayata karşı, her şeye karşı çok inatçıyımdır. Başarmayı severim.
N.M.: Arnavut inadı...
M.M.: Babam Arnavut, bir şeyleri başarmayı, elde etmeyi çok severim. Sonuçta hayatta bir kere karşına çıkabilecek bir şey. Asla pes edemezsin. Aslında pes edeceğiniz pek çok nokta oluyor. Dizlerinizde, sırtınızda derman kalmıyor, oksijen azalıyor. Ama oraya kadar gitmişim, yarı yoldan dönmek olmazdı.

Sizin böyle meraklarınız var mıydı? Yoksa Nasuh Bey’le tanıştıktan sonra mı doğaya yöneldiniz?

M.M.:
Ben çocukluğumdan beri gezerim. Çok şanslıyım, Nasuh da öyle bir adam. Nasuh’unkiler biraz alternatif ama onlar da çok hoşuma gidiyor. Farklı kültürler tanımayı seviyorum.

Başka nerelere gittiniz?

M.M.:
Tanzanya’ya safari yapmaya gitmiştik, onu da çok sevmiştim. Uzakdoğu, Amerika, Avrupa’nın birçok şehrine gittik. Türkiye’de Van’a kadar her yeri gezdik. Ama Tazmanya benim için gerçekten ayrıydı. Safari yapılan alanda çadırlarda kalıyorduk. Çadırın başında eli silahlı adamlar bekliyordu. Hava kararınca yatıyorsunuz, av da gece başlıyor. Acayip hayvan sesleri geliyordu.

Evliliğe alışmak kolay oldu mu?

N.M.:
40 yıl yalnız yaşadım, çok da keyif aldım. Hayatımın hiç bir döneminde yalnızlıktan şikayet etmedim. Evlilik bambaşka bir şey. Hep tek başına bir hayat sürdürdükten sonra bir anda iki kişi oluyorsunuz. Başka bir düzene giriyorsunuz. İkimiz açısında da köklü değişikliklerin olduğu bir süreç.
Ama biz birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Birbirimize saygı, sevgi, anlayış gibi pozitif duygular beslediğimiz için sorun olmuyor. Mine hayatında çok büyük bir değişiklik yaptı. İzmir’i bırakıp İstanbul’a geldi. Fedakarlığın büyüğü onda.

Mine Hanım güzel yemekler yapıyor mu?

N.M.:
Çok güzeldir yemekleri. Ben de sofrayı toplarım. 10 yıldır tanıştığımız için benim damak zevkime uygun yemekler yapıyor.
M. M.: Nasuh sürekli yalnız yaşadığı için dağınıklığını kendi toparlıyor. Ben de yemek yapmayı sevdiğim için sorun olmuyor.

Çocuk düşünüyor musunuz?

Tabii ki. Acelesi yok. Süreç kendi kendine gelişecek.

Kar Leoparı’ndan yeni kitap ‘Kendi Everest’inize Tırmanın’
Nasuh Mahruki’nin yeni kitabı 1 Ekim’de piyasada olacak. Bir kişisel gelişim kitabı. Mahruki şöyle diyor; “15 yıldır kişisel gelişim üzerine seminerler veriyorum. İsmi ‘Kendi Everest’inize Tırmanın’. Uzun zaman çalıştım. Everest’e çıkarken bile kitap için uğraştım. Önsözünü Doğan Cüceloğlu yazdı. Pratik süreçlerden süzülmüş bir kitap. Önce işin kuramsal tarafını anlattım, sonra hayat tecrübeleriyle pekiştirdim”.