Sirke deyip geçme!

a
a
Pazar, 28 Kasım 2010 - 05:00

Karşımda oturan orta yaşlı kadının turkuaz mavisi gözleri ışıl ışıl. O anlattıklarıyla beni şaşırtacağını biliyor, ben onu ağzım açık dinliyorum! Kısa bir öğle yemeği için buluşmuşuz, saatler geçiyor, kalkamıyoruz. Bazen bir iş yemeği insanın kafasında ne kadar geniş ufuklar açıyor. Marie-France Muller, bütün ailesini kanserden kaybettikten sonra klasik tıptan soğumuş, tedavide doğal yolları ararken bir tür Şaman büyücüsü haline dönüşmüş, doktor, psikolog, araştırmacı bir bilim insanı.

[[HAFTAYA]]

Araştırmalarına dayanan 20’den fazla kitabı arasından biri, ‘Sirke: Gençlik ve Sağlık İksiri’ Kemal Kükrer Sirkeleri’nin üreticisi Sabri Bey’in dikkatini çekmese, şu an karşımda oturmayacak. Sabri Bey yaptığına iman etmiş, girişimci bir iş adamı. Sirkenin işkembe çorbası ve salata dışında sağlık için de kullanılması gereken önemli bir ürün olduğunu tüketiciye anlatabilmek adına ne lazımsa deniyor. Bu ilginç Fransız kadınının kitabını okuyunca, sirkelerinin yanında onu hediye edecek bir kampanya hazırlıyor. Şimdi şık bir kutu içinde iki şişe halis elma ve üzüm sirkesi alana Muller’in kitabı bedava! Üstelik de hepsi sadece kitap fiyatına, yani yedi lira mı ne! Dharma Yayınları’ndan çıkan ve herkesin anlayabileceği dille yazılmış kitapta sirkenin akneden baş ağrısına, obeziteden nasıra, hayvan parazitlerinden cilt kırışıklıklarına kadar nelere nasıl iyi geldiği anlatılıyor. O küçücük kitap içindeki tarifleri okudukça şaşıp kalıyorsunuz! Oysa bizim sirkeyle ilgili her türlü algılamamız kötü: “Keskin sirke küpüne zarar verir”den tutun da sirke deyince yüzümüzü ekşitmemize kadar her şey zavallının ekşi olmasından ötürü. Aynı tepkiyi Marie-France Muller her tür ilaç için gösteriyor! Ve neredeyse her hastalık için doğal ürünler, doğal yollar öneriyor. Anlattıklarına bakılırsa günümüzün güç dengeleri içinde bunları uygulamak o kadar kolay değil. Tepesine hemen ilaç tröstleri, denetim mekanizmaları, bürokrasi biniyor. Onlara başka bir sefer değiniriz de şu bizim bildiğimiz sirke var ya, hafife almayın. Ama merdiven altı üretim değil. Yüzde yüz doğal fermentasyon yöntemi ile üretilmiş sağlıklı sirke! Kötü üretilmiş bir sirke sadece küpüne değil, size de zarar verebilir. Önce şu küçük kitabı okuyun. Sonra ben size bu ilginç doktorun başka doğal ürün tavsiyelerini de anlatacağım.

Baba Zula’yla masal gibi

Film müziği yapmak için kurulmuş bir müzik topluluğunun sessiz bir filme canlı eşlik ettiği konser nasıl olur? Muhteşem! İKSV Salon’a gittiğimde Baba Zula’yı izleyeceğimi biliyordum ama tam olarak neyle karşılaşacağımdan habersizdim. Gösteri, İstanbul’da çekilmiş ilk yabancı film ‘Enis Aldjelis’in sessiz gösterimiyle başladı. Baba Zula’nın müziğiyle eşlik ettiği filmi izlemek başlıbaşına bir olaydı. Paşazade Ahmet ve Paşa kızı Enis’in entrikalı aşkları, o dönemin tekniği ve ayılıp bayılma sahneleriyle yeterince çarpıcıyken kulağımızda da hep o derinden gelen Baba Zula müziği... Film bitti, başka bir masal gösterisi başladı: Anadolu’nun yerel kıyafetleriyle Baba Zula ve ekibinin müziği ve dans... Hele o dansöz! Ah o dansöz! Sanki biraz kapalı gibi ama gizli dekolteli, zilli, pullu, oyalı dansöz kıyafeti bir kadına bu kadar mı yakışır, o müzikle böyle mi dansedilir?.. Gösteri bittiğinde herkes ayakta alkışladı. Biz içiçe olmaktan mutluyduk ama Baba Zula ve sine konseri, çok daha büyük kalabalıklarla buluşmalı, bu keyfi, müzik ve sinema tutkunu herkes yaşamalı!