Şirketler, piyasanın hızına ayak uyduramıyor

Cuma, 11 Haziran 2010 - 05:00

Ben 2002 yılında ‘Yeni Normal’ diye bir kitap yazmıştım. Türkiye’ye bu kavram ilk defa bu kitapla girdi ama uzun süre unutuldu. Şimdi piyasalardaki dalgalanmalarla birlikte, hem ekonomi hem de iş dünyasında ‘Yeni Normal’ tekrar gündeme oturdu. Bugünün ‘normalinden’ bir başka zaman ‘normaline’ ne zaman geçeceğimizi bilmiyoruz. O nedenle CEO (üst yönetici) ve işadamlarına düşen, mevcut ‘oda sıcaklığında’ ayakta kalacak önlemler alıp, gemiyi sağlam limana yanaştırmaktır. Çünkü, bir gün ABD’den, bir gün Avrupa’dan, bir başka gün Asya’dan gelen haberlerle dalga boylarının yükseldiği ortamda şirketlerin yol almaları da zorlaşıyor. Sevgili dostum Donald Sull, Türkçe’ye yeni çevrilen ‘Türbülans’ adlı kitabında, bu konuya çok güzel bir açıklama getirmiş.

Ortalama ömür beklentisi düşüyor

Prof. Sull’a göre, şirketler, yeni dönemde piyasa değişim hızına ayak uydurmakta zorlanıyorlar ve bu da onların performanslarını etkilemekle kalmıyor, bazılarının ‘yok olmasına’ neden oluyor. Şöyle diyor Sull: “S&P kapsamındaki şirketlerin ortalama yaşam ömrü beklentisi, 1930’lu yıllar boyunca 90 yıl iken, 1990’ların sonlarında 25 yılın altına düştü. Ayrıca halka açık bir firmanın herhangi bir on yıllık dönemde batma olasılığı, 1960’lar ile 1990’lar arasındaki periyoda kıyasla iki kattan fazla arttı. Yüksek performanslı bir şirketin, endüstri liderliği tahtından indirilmesi olasılığı ise 1970’ler ile 1990’lar arasında üç kat yükseldi.”

Van ya da Vancouver!

Bu harika saptamaların yansımalarını, son birkaç yıl içinde, çok yakından gözlemledik. Artık Van’daki de Vancouver’deki de dünyanın bir köşesindeki dalgalanmalardan neredeyse aynı ölçüde etkileniyor. Sull’un deyişiyle, artan global entegrasyon, şirketlerin kaderini iç içe geçirdi ve çoğu kendi menzillerinin dışında oluşan çok büyük değişiklikler yelpazesiyle/riskiyle karşı karşıya kaldılar. Böyle bir ortamda, iş yapmamız ve risk coğrafyasını bütün dünya olarak kabul edip, ona göre yola devam etmemiz gerekiyor. Yoksa, akşam uyuduğunuzda 1.30’da bıraktığınız euro/dolar paritesini, sabah 1.20’de gördüğünüzde, işinize etkisi beklediğinizden daha fazla olacaktır.

Yarım puanlık küçülmenin bilançosu

Şimdi yanıtı aranan en kritik soru şu: ‘İki dip olur mu?’ ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Ben Bernanke, bunun olasılık dahilinde olmadığını çarşamba günkü konuşmasında açıkladı.

Ondan önce dünyaca ünlü yatırım şirketi Black Rock’ın başkan yardımcısı Bob Doll’un analizini okudum. O, ABD piyasaları ve ekonomisi için olumlu. Sözüne güvenilir bir isim olan Doll, ‘ikili dip’ bekleyenler arasında değil. Açıkçası, ben de ‘ikili dip’ bekleyenlerden değilim. Dün de Dünya Bankası’nın Global Ekonomik Görünüm Raporu’nun yaz edisyonu yayınlandı. Orada küçük bir olasılık da olsa ‘ikili dip’ riskine dikkat çekiliyor. Ama tahminler, 2010, 2011 ve 2012 yıllarında dünya ekonomisinin büyüyeceğini, sırasıyla şu oranlarla ortaya koyuyor: Yüzde 3.3, yüzde 3.3 ve yüzde 3.5...

Dünya Bankası’nın raporunda, dünyayı yine gelişmekte olan ülkelerin taşıyacağına, bu ülkelerin 2010’da yüzde 6.2, 2011’de ise yüzde 6 gelişme göstereceğine yer veriliyor. Türkiye için ise yüzde 4.5 ve yüzde 4.8 rakamları tahmin ediliyor. Benim esas dikkatimi çeken, risklerin gerekleşmesi ve ekonomilerin beklenenden düşük büyümesi halinde ortaya çıkacak tablo oldu. Bir senaryo çalışması yapan Dünya Bankası uzmanları, ‘Yüzde 0.5’ oranındaki bir düşüşün, dünyadaki yoksulluk oranını ne kadar yukarı taşıyabileceğini hesaplamışlar.

Şöyle ki, diyelim ekonomi önümüzdeki 5 yılda, yıllık yüzde 0.5 küçülsün... Bu tempo, günlük 1.25 dolar altı yoksulluk sınırındaki insanların sayısını 22.4 milyon artırır. Günlük 2 doların altında gelirle yaşayanların sayısındaki artış ise 56 milyonu buluyor. Tabloda da gördüğünüz gibi en büyük darbeyi yine Asya, Afrika ve Ortadoğu’daki ülkeler yiyor. Türkiye’de de yoksulluğun son yılların en önemli sorunu olduğunu düşünürsek, aynı riskin bizi de beklediğini tahmin etmek zor olmaz. 2001 ve son krizde, küçülmelerin, yoksulluğa yaptığı katkıyı içinde yaşayarak gördük. Bunu bizden daha iyi bilenlerin sayısı fazla değildir.

En güçlü lider kimdir?

Türkiye’de en çok çalışanı olan grup, 72 bin kişiyle Koç Holding’dir. Onu 55 bin kişiyle Sabancı ve 34 bin kişiyle Türk Telekom izler. Dünyada birkaç yüz bin kişilik çalışanları olan şirketler vardır. Sadece Wal Mart 2.1 milyonluk bir insan ordusu çalıştırır.

Bu gruplarda işin başında bir CEO, şirketlerin başında genel müdür ile çalışanı yöneten bir İK (insan kaynakları) sorumlusu vardır. Örneğin, 72 bin kişiyi anında yönlendiren Koç’un CEO’su değildir.

Bunları niye yazdım? Bir kitapta okudum. Bir kovandaki 40 bin arıyı yönlendiren ve yöneten tek başına ‘ana arı’ imiş. Ana arıyı kovandan alınca, onlar da dağılıp, bir daha toplanmıyorlarmış. Sorgusuz, sualsiz tam itaat... Bundan daha güçlü bir lider daha olabilir mi diye düşündüm? Hangi lider, 40 bin üyesini bu denli yönlendirip, etkileyebilir?