Şirketleri 'tahsilat süresi' öldürüyor!

Salı, 27 Nisan 2010 - 05:00

Özellikle KOBİ’lerden gelen mesajlarda ‘tahsilat’ konusuyla ilgili şikayetler dikkatimi çekiyor. Her ne kadar kriz dönemindeki kadar ‘derin olmasa’ bile, Türkiye’de hâlâ bir ‘tahsilat’ sıkıntısı var. Geçenlerde Sanayi Bakanı Nihat Ergün’den dinlemiştim. Marketlere yönelik yasa taslağının arkasında, gıda üreticilerinin perakendecilerden tahsilat yapmada yaşadıkları büyük sıkıntının olduğunun altını çizmişti. “Bazen 1 yıla varan vadelerle ödeme yapılıyor” diyerek, önemli bir konuya dikkat çekmişti. Gerçekten de kriz döneminde ya da normal zamanlarda, şirketleri hayattan koparan faktörlerin başında ‘vade’ ve ‘tahsilat’ sıkıntıları geliyor. Güçlü şirketler, vadeleri ya uzun tutuyor ya da gün geldiğinde ödeme yapmıyorlar. Bu da ‘altta kalanın canı çıksın’ sözünü doğrularcasına, küçükleri ölüm döşeğine gönderiyor.

Avrupa’da aynı sıkıntı var

Girişimciler, bu tür sıkıntıların sadece Türkiye’de olduğunu düşünürler. Oysa, kriz gündeme getirdi ama Avrupa’daki KOBİ’ler de yıllardır bu sorunu yaşıyorlar. Krizde ‘tahsilat’ sıkıntısı daha da keskinleşti ama hep vardı. Creditforum’un verilerine göre son 5 yılda Avrupa’da 800 bine yakın şirket ödeme güçlüğü içine düşmüş. Bu nedenle 7 milyon kişi işini kaybetmiş. Bunların arkasında ise büyük oranda ‘tahsilat’ sorunu yatıyor. Çünkü, AB’de bile ortalama tahsilat süresi 52 güne kadar uzanmış. Şirketlerin yüzde 31’e yakını ise tahsilat süresinin 90 günü aştığını belirtmiş.

Devlet eli gerekiyor mu?

Nakit, şirketler için kan ile eşit anlamlıdır. Özellikle bazı sektörlerde vadenin uzaması, kan kaybından ölümlere yol açabiliyor. Sanayi bakanı, perakende yasası kapsamında önlem alınacağını söylemişti. Orada alınacak önlemleri görmek lazım. Bundan daha fazlasını ise belki iş örgütlerinden, örneğin TOBB’dan beklemek gerekebilir. En azından üyelerine bu konuda çağrı yapıp, anlayış ve destek isteyebilir.

Kredi kullanmamak, gurur kaynağı mıdır?
Başarılarıyla öne çıkan, belli büyüklüklere gelen işadamlarıyla yaptığımız söyleşilerde, çok sık şu cümleyi işitirim: “Bütün yatırımlarımızı kendi öz kaynaklarımızla yaptık, beş kuruş kredi kullanmadık.”
Genelde ‘Kredi kullanmadık’ sözünün altını çizdikleri, bu konuyla gurur duydukları izlenimi vardır hep bende.
Geçen hafta içinde Kadın Girişimciler Ödülü’nün jüri toplantısında, finale kalan iş kadınlarını dinlerken, aynı sözleri bir daha, çok sayıda girişimciden duydum.

Krediden korkulmalı mı?

Gerekçelerini sorunca, şunların öne çıktığını gördüm:
1. Krediye ihtiyaç duymadım, kendi olanaklarımla yapmak istedim.
2. Korktuğum için, hiç banka kredisi almak istemedim.
3. Banka kredisinden hep korkarız, o nedenle uzak durdum.
4. Bankaların vermeyeceğini düşündüğüm için aklımın ucundan geçmedi.
5. İşler biraz büyürse, belki ileride korkmadan banka kredisi alabiliriz.

Tablo ortada... Bir tarafta ‘kendi kaynaklarıyla’ yapmayı ‘gurur’ vesilesi olarak görenler var. Diğer tarafta, banka kredisinden korkan girişimciler...

Bankacılara mesaj

Buradan iki mesaj çıkıyor: Birincisi, bankalara... Biraz imajlarını düzeltmeleri, korkulan değil, dost iş ortağı algısını yaymaya başlamalarında yarar var.
İkincisi, iyi bir girişimci için, banka kredisi korkulacak değil, büyüme yolunda destekleyici bir araçtır. Eğer şirketin işi ve nakit akışı düzgünse, krediden korkmanın da anlamı yok. Önemli olan, alınan krediyi yerinde kullanmaktır. Çünkü, kredi kullanıp, jip alanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz.

Elektrikli aracın önü açılmalı
Dünya otomobil sektörü ‘elektrikli’ araçları konuşuyor. Geçen hafta Sanayi Bakanı Nihat Ergün ve Boyner Sanayi’nin CEO’su (İcra Başkanı) Osman Boyner ile sohbet ederken, Türkiye’de elektrikli araçların plaka alamadığını, mevzuatın buna uygun olmadığını öğrendim. Boyner, bu konuya kendini adamış, bakanlık ile yakın çalışıyor. Sohbet sırasında bu sektörün beklediklerini ona da aktardı ve basit bir düzenlemeyle işin önünün açılacağını söyledi. Ama benim izlenimim, o kadar kısa sürede çözülemeyeceği yönünde...
Bizde bunlar olurken dünyada önemli gelişmeler yaşanıyor. Büyük şirketler, 2012 yılına kadar elektrikli modellerini sunmuş olacaklar. Çin’de ise devlet, 47 otomobil şirketine, ‘Dünya elektrikli araçlar sektörünü yönlendirme’ hedefini koymuş. Bunlardan BYD, e6 EV modelini piyasaya sunacak. Şirket, 2025 yılında Toyota’yı geçme gibi bir hedefle yoluna devam ediyor. Güney Koreli LG, Chevrolet için pil yapıyor. Dow Chemical, Compact Power, EnerDel ve Johnson Control de pil yatırımına devam ediyor.

Türkiye’deki öncüye katkı

Türkiye’de de Osman Boyner ve Alphan Manas gibi bu işe yatırım yapmak isteyenlerin önünün açılması gerekiyor. Boyner’in, şu anda İtalya’da elektrikli araçları dönüştürme yatırımı var. Onu Türkiye’ye taşıma ve yeni yatırım planlıyor. Üstelik bu işin geleceğine inanıyor. Bana göre, elektrikli araç işinden, yeni bir GSM benzeri sektör, yeni değerli şirketler doğabilir. Bu işe girecekleri desteklemek ve teşvik etmek gerekiyor.