www.posta.com.tr
  • Açılış sayfam yap
  • Üye Girişi
  • Canlı Skor
  • RSS
  • Mobil
  • ALTIN87,4930 %-0,34
  • BIST77950 %-1,29
  • EURO2,8625 %0,09
  • USD2,2225 %0,73

Posta.com.tr Yazarları

yazar
 
BU HABERİ PAYLAŞ
  • Arkadaşına gönder
  • Yazdır
 

Dağ Başını Duman Almış

14 Ocak 2012
Yazı Boyutu:

 

"Dağ Başını Duman Almış" marşının ulusal mücadele günlerinde önemli bir yeri vardır. Atatürk ölümünden bir yıl önce, Bursalı gençlere seslendiği konuşmasında, Anadolu'nun içlerine kırık bir otomobille giderken Cevat Abbas ile Salih Bozok'a bu marşı nasıl söylettirdiğini şöyle aktarır:

"Sizler yani yeni Türkiye'nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği gayeye, bizim yüksek ideallerimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir. Biz de bunu görmekten bahtiyar olacağız.

Ben 1919 senesi mayısı içinde Samsun'a çıktığım gün elimde maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milleti'nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk Milleti'ne güvenerek işe başladım. Samsun'dan Anadolu içlerine, kırık bir otomobille gidiyordum. Yanımda öteden beri yaverliğimi yapan Salih veya Cevat Abbas'tan biri bulunuyordu. O kırık otomobil Anadolu yollarında ilerlerken ben daima düşünür ve yaverime şimdi sizin terennüm ettiğiniz şarkıyı söyletirdim. Ben Türk ufuklarından bir gün behemehal bir güneş doğacağına, bunun hareket ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu adeta gözlerimle görüyordum. O şarkıyı okutup tekrar ettirmekten maksadım, Türk'ün bu güneşi doğunca muvaffak olacağını anlatmaktı."(1)

Atatürk'ün Yaveri Cevat Abbas Gürer anlatıyor:

"Samsun'da 6-7 gün kalmıştık. Ordudan kalmış olan dolma tekerlekli üç otomobil bulmuştuk. Bugünkü rahat ve bol, kara, deniz ve hava vasıtalarının huzuru içinde olan yeni nesil, şefinin, bir kağnıda, bir yaylı içinde ve en konforlu vasıta olarak da saatte 14 km yapan bu harap otomobillerle memleket kurtuluşuna başladığını asla unutmamalıdır. Atatürk'ün gençliğe, istiklal ve cumhuriyeti emanet eden büyük direktifindeki, "içinde bulunduğun şartlar" cümlesi, bana hep bu köhne otomobille azami sürat isteyen o zamanki vaziyeti hatırlatır. (2)

* * *

Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919'da Samsun’a geldi. Bir süre çalıştıktan sonra kentin postanesine gitti. PTT memuru Ahmet Remzi Coşkuner için, havanın yağmurlu ve elektrikli olduğu o gün unutulmayacak bir gündür: (3)

“Mustafa Kemal Paşa tek odadan ibaret telgrafhaneye girdi. Ayağa kalktım.

— Buyurun Paşam.

— "Derhal Havza ve Amasya ile görüşmem gerekiyor" dedi.

— Hava elektrikli, telleri toprağa verdik, sizi görüştüremem!

— "Bu, vatanın kurtuluşu ile ilgilidir. Muhakkak görüşeceğim, ya ölürüz ya vatan kurtulur" dedi.

Ceketinin cebinden ipek mendillini çıkarıp maniplenin üzerine koydu. Benim için telleri devreye sokmaktan başka

yapacak bir şey kalmamıştı.

— "Sen ölürsen ben de ölürüm" dedi, elimi tuttu.

Elimi bırakması için söylediğim ısrarlı sözlere aldırmadı, elimi uzun süre bırakmadı. Önce Havza’yı aradım. Derhal

cevap geldi.”

* * *

Türk Tarih Kurumu kurucuları arasında yer alan Tarihçi-Yazar Reşit Safvet Atabinen ( 1884-1965), 19 Mayıs 1932'de, Atatürk'e, Türk Kurtuluş Savaşı'nın örgütlenme ve koordinesinin ilk adımı kabul edilen 19 Mayıs'ı kutlamak için, “Doğum Gününüzü Kutlarım” şeklinde bir telgraf çeker.

Esasen bu yapılan, Atatürk'ün maddi anlamda dünyaya geldiği günün kutlanması değil, Atatürk'ün 19 Mayıs'ta Samsun'a çıkışının önemini belirten manevi bir jesttir.

19 Mayıs 1919'un önemini gösteren bu jest, Atatürk'ün çok hoşuna gider.

Bunu izleyen günlerde, 1932 yılının Temmuz ayında, Birinci Türk Tarih Kongresi sıralarında, Aydın Halkevi'nden bir öğretmen, bir Gazi Günü tertiplemek istediklerini söyleyip, ona doğum gününü sorar.

Atatürk : "Bana sormayınız, doğum günümü bilmiyorum. Gazi Günü olarak da, Samsun'a çıktığımız günü Gazi Günü yapabilirsiniz" diye cevaplar. O gün, Atatürk'ün de doğum günü olur.

* * *

77 yıl boyunca statlarda kutlanan 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in 81 ilin milli eğitim müdürlüklerine gönderdiği genelge ile sınırlandırıldı. Kutlamalar Ankara dışındaki illerde sadece okullarda yapılacak.

Ana Britannica Ansiklopedisi Kurtuluş Savaşı'nı,"Anadolu'da Mustafa Kemal'in önderlik ettiği, ulusal direniş hareketi. Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) sonunda, Osmanlı Devleti'ne ağır koşullar dayatan Mondros Mütarekesi'ne ve ülkedeki yabancı işgaline karşı yürütülmüş, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla sonuçlanmıştır" diye tanımlar.

19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Samsun'a çıkışı ile başlayan Kurtuluş Mücadelesi, dünya üzerinde emperyalistlere karşı kazanılmış zafer olması nedeniyle çok özeldir ve bir genelge ile içi boşaltılamayacak kadar değerlidir.

Tarihçi Sinan Meydan, dün akşam TV8'de katıldığı bir programda, 19 Mayıs törenlerinin başlangıcının Osmanlı'ya dayandığını, 1916 yılından beri Osmanlı’da mayıs ayında kutlanan “İdman Şenliği”nden esinlenerek 19 Mayıs törenlerinin bugünkü halini aldığını, bunun "faşist İtalya'dan alıntı" eleştirilerini boşa çıkarttığını anlattı.

Milli Eğitim Bakanı törenleri, "faşizan ya da demode" buluyorsa, kaldırmak yerine daha modern ve etkileyici hale getirmenin yollarını arayabilirdi. Ya da demokrasi gereği böyle bir kararı vermeden önce halka danışabilirdi.

Bir hafta önce öğrencileri sömestr tatilinde umreye götürme projesine onay veren Bakanın, 19 Mayıs kararıyla ilgili "havadan sudan" bahaneler sunması iç acıtıcı.

Haberi, gösterilerde öğrencilerin yaptığı kuleye indirgeyip, "Cumhuriyet'in bir kulesi daha yıkıldı. Sadece Kuzey Kore'de kalan faşizan törenler kaldırıldı" coşkusuyla verenler, Olimpiyat Oyunları'nın, Avrupa ve Dünya Futbol Şampiyonaları'nın, Erzurum'da düzenlenen Dünya Üniversiteler Arası Kış Oyunları'nın açılış - kapanış törenlerini izlediklerinde de aynı şeyleri düşünüyorlar mıdır acaba?

3 gün önce manşetlerinde kendilerini "sahibinden satılık"a çıkaran taraflardan, manevi bir hassasiyet beklemek de abes olurdu doğrusu!

Atatürk'ün perişan hale düşmüş bir milleti ayağa kaldırmak için "Dağ başını duman almış" diyerek yola çıkışını "faşizanca" bulanlar, 20 yıl önce Turgut Özal'ın "Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek" şarkısını söylemesini, bugün Başbakan Erdoğan'ın "Beraber yürüdük biz bu yollarda" nağmesiyle partililerini motive etmesine de aynı eleştiriyi getirebilirler mi dersiniz?

Yoksa "makam" farkına mı sığınırlar?


1 Atatürk'ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, Cepheden Meclise Büyük Önder ile 24 yıl, sf: 249
2 Atatürk'ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, Cepheden Meclise Büyük Önder ile 24 yıl, sf: 246
3 http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi75/sayi75/fuat%20ovat.pdf

YASEMİN KAPTANBAŞ

twitter:@ykaptanbas
e-posta: yasemin.kaptanbas@posta.com.tr