'Siyasi hesaplaşma yaşanıyor'

CHP lideri Deniz Baykal, Cumhuriyet tarihinde ilk kez, yargının, yargı karşısına hükümet kararıyla çıkartıldığını söyledi. Baykal "Geldikleri gibi gideceklerdir, hiç merak etmeyin" diyerek sözlerini tamamladı

Salı, 23 Şubat 2010 - 16:05

'Siyasi hesaplaşma yaşanıyor'

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, "Balyoz Güvenlik Harekatı Planı" iddialarına ilişkin yürütülen soruşturmayı, "Bu hukuk süreci değil, siyasal hesaplaşma sürecidir" diye değerlendirdi. Baykal, "faşizmden demokrasiye geçen ülkelerde, bu çapta bir tasfiye, sindirme operasyonu gerçekleşmediğini" belirterek, "Sabaha karşı 4’te kapınız çalındığında ’olsa olsa sütçüdür’ diyebiliyorsanız demokrasi vardır" dedi.

Baykal, partisinin TBMM grubunda ekonomideki gelişmeleri ve eski kuvvet komutanlarının gözaltına alınmasını değerlendirdi.

Konuşmasına, alkışlar ve tezahüratlar arasında başlayan Baykal, salondakilere "Bu hafta başka bir havanız var, hayrola? İş çığırından çıktıkça, özgüveniniz, umudunuz, inancınız daha da artıyor, Türkiye’yi daha çok sahip çıkıyorsunuz" diye seslendi.

Yönetmen Semih Kaplanoğlu’nun, "Bal" adlı filmiyle, Berlin’de Altın Ayı ödülü olmasına da değinen Baykal, Türkiye’deki sanatçıların, sinemacıların, evrensel ölçülerde başarılı çalışmalar yaptığı gerçeğinin bir kez daha sergilendiğini söyledi. Böyle haberlere çok ihtiyaçları olduğunu dile getiren Baykal, Kaplanoğlu ve ekip arkadaşlarını kutladı.

Uluslararası ekonomi derecelendirme kuruluşlarının, sevindirici haberlerine tanık olduklarını belirten Baykal, bugün Türkiye’ye "ekonomik tablonuz iyi" diyerek referans veren uluslararası kuruluşların, kriz öncesinde de dünyayı krize sokan ülke ve kuruluşlara aynı şekilde olumlu notlar verdiğini söyledi. Baykal, "Çünkü onlar başka işle meşguldür, ekonominin temeliyle, üretici, tüketici, esnaf, sanayiciyle meşgul değildir. Onlar işe, borç, alacak, borç ödeme tablosu içinde bakarlar, finans ilgi alanıdır, ekonominin acısını çeken insanlar, onların ilgi alanında değildir" dedi.

Baykal, bir yandan ülke ekonomisiyle ilgili güzel haberler gelirken, diğer yandan Türkiye’nin işsizlikte dünya ikinci olduğunu, ekonomisi daralan ülkeler arasında yer aldığını kaydetti. Baykal, Eylül 2008-Eylül 2009 arasında işsiz sayısının 795 bin arttığını dile getirerek, tasfiye edilen, kapatılan şirket sayısının da artış gösterdiğini anlattı.

Çiftçinin, gübre fiyatlarına gelen ani artışın şokunu yaşadığını ifade eden Baykal, Hükümetin gübre fiyatlarını arttırmasını, kendilerinin suç üstü olarak Türkiye’ye ilan ettiklerini söyledi. Baykal, çiftçinin kan ağladığını, "vurun abalıya" şeklinde eli böğründe perişan olduğunu savundu.

"4-C MASKARALIĞI OLMAYACAK"

Baykal, TEKEL işçilerine, "saygın ve örnek mücadelesi" nedeniyle bir kez daha şükranlarını sunduğunu belirterek, TEKEL işçilerinin, Türkiye’yi sarstığını, insanları, uykudan uyandırmaya başladığını vurguladı.

En kritik döneme girildiğini belirten Baykal, "İnşallah sağduyu, insaf, demokratik sorumluluk duygusu hakim olacaktır. AKP’nin içindeki duyarlılık, inşallah artık harekete geçecektir. Ve bu dayatmacı, zorba, aldırmayan, kaba tavrı, despotik tutumu, inşallah önümüzdeki günlerde hep beraber etkisiz kılacağız" diye konuştu.

Baykal, "CHP’nin yaklaşan iktidarında 4-C maskaralığının" olmayacağını dile getirdi.

"YARGI, YARGININ KARŞISINA HÜKÜMET KARARIYLA ÇIKARILDI"

Türkiye’nin, Cumhuriyet tarihi boyunca isyanlar, darbeler, çok köklü acılar, travmalar, iç çekişmeler yaşadığını, ihtilal girişimleri yapıldığını vurgulayan Baykal, "Ama bu 80 yılı aşkın tarihi süreç içesinde 1 gün bile Türkiye’de, dün, önceki gün yaşanan olaylarla karşı karşıya kalınmamıştır" dedi.

Baykal, ilk kez Türkiye’de, yargının, yargı karşısına Hükümet kararıyla çıkarıldığını öne sürerek, "Kimse bir aldatmacaya alet olmasın, bu olayların arkasında sanmayın ki hukuk duyarlılığı içinde harekete geçen başka hukukçular vardır. Bu olayların arkasında, doğrudan siyaset vardır. Türkiye’nin bu içine girdiği süreç; adaletin, yargının siyasalaşmakta olduğunu, siyasetin, yargıyı kendi amaçları için artık fiilen kullanmaya başladığını bize göstermektedir. Bunun sonucunda Türkiye’de ilk kez kuvvet komutanları, ordu komutanları gözaltına alınmıştır" görüşünü savundu.

"SÜTÇÜ DİYEBİLİYORSANIZ..."

Baykal, bildiği kadarıyla hiçbir demokratik ülkede, bu kadar büyük, çarpıcı bir operasyon olmadığını ifade etti.
Deniz Baykal, ihtilaller, isyanlar yaşayan Türkiye’de böyle bir olay gerçekleşmediğini, büyük olayların yaşandığı ülkelerde dahil böyle bir manzara ortaya çıkmadığını, askeri müdahalenin olduğu Yunanistan’da böyle bir tablonun görülmediğini söyledi. Baykal, faşizmden demokrasiye geçen ülkelerde, bu çapta bir tasfiye, sindirme operasyonu gerçekleşmediğini dile getirdi.

Demokrasi ve hukuk devletini, "öngörülebilirlik rejimi" olarak nitelendiren Baykal, "Sabaha karşı 4’te kapınız çalındığı zaman, ’olsa olsa sütçüdür’ diyebiliyorsanız, demokrasi vardır. Sabaha karşı 4’te ister hukuk adamı, ister siyaset adamı, gazeteci, emekli asker, görevde asker olun, kapı çalındığında ’eyvah geldiler’ demek durumunda kalıyorsanız, eğer korku sizin ruhunuza işlediyse ve bunda haklıysanız, o ülke demokratik ülke olmaktan çıkmış demektir" görüşünü dile getirdi.

"7 YIL BOYUNCA NEYİ BEKLEDİNİZ?"

Tutuklamalar karşısında vatandaşın doğal olarak "Niçin?" diye sorduğunu vurgulayan Baykal, şöyle devam etti:
"(Bunlar, önümüzdeki aylarda darbe yapacaklardı, bir darbe girişimi içindeydiler, şimdi elleri tutuldu, o nedenle gözaltına alındılar) mı diyoruz? Aklı başında hiç kimse bu insanların böyle bir darbe gerçekleştirme çalışması içinde şu anda bulundukları kanaatinde değil. Bunlar, geçmişte güç ellerindeyken, darbe yapmaya fiilen giriştiler ve yapamadılar, bu anlaşıldı, şimdi hesap sormak üzere mi gözaltına alıyoruz? 2003’te bu iş olmuş, 7 yıl boyunca bu insanlar, bu darbe projesini ortaya koyduklarında, bunu kendi Silahlı Kuvvetler düzeni içinde birilerinden mi sakladılar, o zamanki askeri hiyerarşi, Genelkurmay Başkanı, diğer askeri yetkililer bundan haberdar değil miydi? Onların yaptıkları iş, Silahlı Kuvvetlerin bir kurum olarak, ortak sorumluluğu içinde yapılmış bir iş miydi değil miydi? Bunlar onlardan ayrı bir iş yapıyordu, gizli mi yapıyorlardı? Bir askeri tatbikat vesilesiyle, aslında bir askeri darbeye yönelik bir proje ortaya koymuşlar. Bu tatbikattan, Genelkurmayın, bütün yetkililerin, Milli Savunma Bakanı’nın haberi var, saklı gizli bir şey değil. Bu arada ’sen askeri darbe planlaması yapıyorsun’ diye düşünmüşler? 7 yıl sonra mı düşündünüz? O zaman niye harekete geçmediniz? 7 yıl boyunca neyi beklediniz? ’Bilmiyorduk, yeni öğrendik’ Allah Allah, her şey ortada, resmi bir tatbikat uygulaması, gizli, kapalı bir olay yok, açık bir olay var. O açık olay, darbe hazırlığıymış. Bu hazırlığı sadece bu 48 kişi mi yapmış? Bu 48 kişi bunu yaparken, onların kumandanları, amirleri, onların bakanları, başbakanları neredeymiş?"

Devamı 2. sayfada...

"PİJAMASINI GİYMİŞ, AYAĞINDA TERLİKLERİ"

Baykal, yapılan işin arkasında, gelecekte bir darbeyi önlemek için tedbir almanın yatmadığını, geçmişte kimsenin haberdar olmadığı gizli bir darbe organizasyonuyla ilgili hesap sormanın bulunduğunu söyledi.

O zamanki komutanlardan hesap sorulduğunu vurgulayan Baykal, o zamanki komutanların da "pijamasını giymiş, ayağına terliğini geçirmiş, televizyon seyrettiğini" ifade etti.

"7 yıl geçmiş aradan, emekliye ayrılmış, hesabı şimdi mi soruyorsun?" diyen Baykal, şunları kaydetti:
"Şimdi birileri, hangi ihtiyaçtaysa, bu konuda dava açma kararı almışlar. Çok çeşitli teoriler var, o ihtiyacın neden hissedildiği konusunda. Ama hiçbir zaman hukukun gereği budur anlayışı yok. Kimisi diyor ki, ’muhtemel parti kapatma davasına karşı gözdağı vermek üzere düğmeye basıldı.’ İnsanların hayatlarıyla, özgürlükleriyle, kendi siyasi hesaplarınız için uğraşmayı nasıl kabul edebilirsiniz, nasıl bunu gerçekleştirebilirsiniz? Bu kadar ucuz mu bu işler? Türkiye böyle bir manzaranın içinde. Sen, ’darbe düşüncesiyle tatbikat yaptılar’ diye 7 yıl sonra hesap soruyorsun, fiilen askeri müdahaleyi gerçekleştirenler hakkında niçin harekete geçmiyorsun? ’Anayasanın geçici 15. maddesi hukuk koruması getiriyor’ diyorsan, aylar öncesinden ’kaldıralım’ dedik. ’Kafanın arkasında darbe projesi var’ diye insanları toplayıp, hesap sormaya kalkıyorsun. Bu hukuk süreci değildir, bu bir siyasal hesaplaşma sürecidir."

"İNTİKAM ALMA HEVESİ..."

Baykal, bunu 2 gün önce AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın açıkça ifade ettiğini, açıklamaların, ağızdan kaçmış bir söz olmadığını söyledi.

Doğan’ın, "Biraz oyumuz gerilirse, Ergenekoncular çok kötü intikam alır...Bu memlekette kimin kızının başının örtülü olduğu, kimin çocuğu imam hatibe gidiyor, kim namazında, oruç duyuyor, hepsini fişlemişler" dediğini belirten Baykal, aralarında namazında, niyazında, orucunu tutan, muhafazakar milyonlarca insan bulunduğunu kaydetti.

"Kimin haddine bunu fişlemek?" diyen Baykal, partilileri, kendilerini destekleyenler arasında da milyonlarca başörtülü olduğunu söyledi. Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kim kimi fişliyor, ne biçim laf bu? Kendilerini haklılık zemini bulmak için böylesine iftiralar, haksızlıklar yapmaktan geri kalmıyorlar. İnsanları korkutacak. ’Şimdi biz onları fişliyoruz’ diyor. Bu, olayın çok açık, dürüst şekilde ifade edilmesidir. ’Geçmişte bize yapıldı’ dediği işler, hiçbir şekilde bugün kimsenin içine sindirebileceği işler değildir. Hiç böyle bir ayırımı, uygulamayı kabul etmek mümkün değildir. Bugün yaşanan olayları, sakın ha kimse ’hukuktu, demokrasinin işleyişi’ diye izah etmeye kalkmasın. Bunun altında, bir hesaplaşma duygusu, kararı, bir intikam alma hevesi, arayışı var.

’Ergenekon’ dediğimiz de aslında budur. Türkiye manzarasına baktığımız zaman, sanki Türkiye’de darbe yapıldı. Duymadık, haberimiz yok ama Türkiye manzarasına bakınca bir darbe yapıldığı duygusu, düşüncesi var. Ya da Türkiye işgal edildi, yabancı güçler, Türkiye’ye el koydu, kendi çıkarları doğrultusunda, bu memleketi allak bullak etmek üzere her yere elini uzatmaya başladılar. Yani Malta sürgünleri yeniden Türkiye’nin gündemine geliyor. Türkiye’yi kendi amaçlarına hizmet eder noktaya sürükleyebilmek için, uydurma suçlamalar dolayısıyla hesap sorabilmek için, yargılayacağız diye geçmişte İstanbul’u işgal eden yabancı gücün girişimiyle bu memleketin evlatları toplanmış Malta’ya sürgüne gönderilmiştir. En ağır suçlamalar ortaya atılmıştı. Daha sonra yargılamalardan hiçbir şey ortaya çıkmadı. Hepsi şerefli vatansever insanlar olarak topluma döndüler. Şimdi Türkiye tekrar böyle bir tabloya doğru sürüklenmek isteniyor. Bu manzara başka türlü izah edilemez. "

"YARGI HEDEF HALİNE GETİRİLDİ"

Baykal, yargının birdenbire hedef haline getirildiğini, bunun rastlantı olmadığını söyledi. Hükümetin bağımsız yargı sözünden hoşlanmadığını, onun yerine "tarafsız yargı" demeye çalıştığını ifade eden Baykal, bağımlı yargının hiçbir şart altında tarafsız olamayacağını kaydetti. Baykal, "Yargı bağımlı ise ’tarafsız yargı’ demek ya cehalettir ya olayları saklamak için karşısındakini geri zekalı zannetmektir" dedi.

"Özel yetkili savcı ve mahkemeler" konusunda eleştiriler yapan Baykal, bunun arkasında DGM’lerin olduğunu söyledi. Baykal, "Yargıyı zaafa uğratan temel konulardan biri budur. İhtisas mahkemelere olabilir ama özel yetkili dediğiniz zaman iş çığırından çıkıyor. Türkiye’de yaşanan yargı facialarının temelinde, bu özel yetkili adli sistem vardır. Bunun artık ortadan kaldırılması lazım. Yargı bir bütündür. Böyle bir şey olmaz" diye konuştu.

Baykal, "kanunsuz telefon dinlemelerinin" de yargıyı zaafa uğrattığını vurgulayarak, Hükümet üyelerinin belli davalara telefonla müdahalede bulunduklarını iddia etti.

Başbakan Yardımcısı’nın (Cemil Çiçek) telefonla Erzincan’da bir soruşturma götüren başsavcıya, o soruşturmayı götürüş şekli ile ilgili müdahale ettiğini, uzun süre bu konuda açıklama yapmadığını, şimdi bunun dolaylı yolla itiraf ettiğini öne süren Baykal, "Neymiş? (Oradaki çocukları tahliye edin...) Çocuklar gözaltında değil ki... Sadece orada mı edildi? Burada ne denk geldi? Gözü pek bir savcı çıktı. Peki çıkmadığı yerlerde ne oluyor? Sistem çığırından çıkmış" dedi.

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı’nın, "JİTEM" iddialarının üzerine cesaretle giden, faili meçhul cinayetlere karşı etkili bir mücadele veren bir savcı olduğunu belirten Baykal, şöyle devam etti:

"Şimdi de Cumhuriyet yasalarını oradaki tarikat ve cemaat örgütlenmelerine karşı uygulamaya teşebbüs ediyor. Suçu bu... Vicdan sahibi herkese soruyorum? Eğer o savcı Erzincan’da 2007 yılında o soruşturmayı başlatmasaydı, bu yaşanan olaylar başına gelir miydi? ’Gelirdi’ diyecek bir tek kişi var mı? İtham edilen suçların tümü ıvır zıvır, uydurma suçlar değil mi? Suç imal ediliyorsa bir hukuk düzeninde ve bunu yargı elemanları marifetiyle yapıyorsanız, o ülkede hukuk devleti ve demokrasiden söz etmek mümkün mü? ’O soruşturmayı yapıyor’ diye hedef haline getirip itham etmeye kalktığın zaman, artık senin ne demokrasiden ne insan haklarından ne insaftan ne vicdandan ne İslamiyet’ten söz etmeye hakkın yoktur. Çünkü, sen amacına ulaşmak için sadece dedikodu yapmıyorsun, tuzak kuruyorsun, iftira ediyorsun, tertip yapıyorsun. Bu neye sığar? Devlet yapıyor bunu, devlet gücüyle bu yapılıyor? Böyle bir devlette her şey olur. Her şey, her an başınıza gelebilir."

Devamı 3. sayfada...

"ADALET BAKANLIĞI YETKİLİLERİ ORADA MI?"

İçişleri Bakanı’nın, eski DTP Genel Başkanı’na gizli buluşmada "Habur için hakimleri ayarladık" dediği iddiasını yineleyen Baykal, "Devletin bütün yetkilileri Habur’da. Bugüne kadar sormadığım bir şeyi soruyorum? Adalet Bakanlığı yetkilileri orada mı? Ne arıyor Adalet Bakanlığı yetkilileri orada? Ayarlamayı kim yapıyor? Hakimlerin ayarlandığı yerde, hukuk devletin söz edenleri ciddiye almak imkanı var mı? Baştan aşağı yaşananlar bir aldatmaca" diye konuştu.

Gelinen noktada "delil"in anlamına kaybettiğini, yerine imzasız mektup ve gizli tanığın aldığını iddia eden Baykal, insanların masumiyetlerini ispat etmek zorunda bırakıldığını dile getirdi. Baykal, ispat mükellefiyetinin savcıya ait olduğunu vurguladı.

Baykal, "Böyle bir yargı düzeni olmaz. Buna bir an önce son vermek ihtiyacı vardır. Hükümet yargının içine doğrudan girmiştir. Erzincan soruşturması dolayısıyla Hükümet yargının göbeğinde yer almıştır. Başbakan, Başbakan Yardımcısı, Adalet Bakanı yer almıştır. Hükümet, Erzurum’da alınacak karar ile ilgili bildiri yayınlıyor. Karar ondan sonra alınıyor. Boğazına kadar bu işin içine girilmiştir" diye konuştu.

12 Eylül döneminde açılan ana davalarda, yargılamaların başlamasına ilişkin süreleri anımsatan Baykal, "Ergenekon" sürecini eleştirdi. Yazar Ergun Poyraz’ın, 3 yıldır tutuklu olduğunu, neyle itham edildiğinin belli olmadığını belirten Baykal, "Ergenekon" sürecinde hala iddianamelerin tamamlanamadığına dikkati çekti. Baykal, şunları söyledi:

"Bu, olmaz. Bu oluyorsa her şey olur. Bunu hazmettirmeye çalışıyorlar. Dalga dalga insanlar tutuklanıyor, ’sen masumiyetini ispat et’ deniyor. Örgütün varlığına dair hiçbir şey ortaya konulmuş değil. 3 yıldır iddia var ama hala bir mahkumiyet yok. İddiayla mahkum ediyorsun, hükümle değil. Böyle dava olur mu? Bu, zulümdür, hukuk değildir. Bu olmaz. Buna bir an önce son vermek lazım.

Deniyor ki ’kimsenin imtiyazı yok, herkes hesabını verecek.’ Ordu komutanı, kuvvet komutanı, gazeteci, profesör verecek. Peki Sayın Başbakan, sen hesabını vermeyecek misin? Onların dokunulmazlığı yok, senin dokunulmazlığın var. Bunca dokunulmazlık dosyası var. Bunların niye hesabını soramıyoruz? Adalet, eşitlik, hukuk yok. Bunlar açık gerçekler. Lafazanlıkla bu işleri örtbas edemezsin. Millet sağduyusuyla bunları görüyor. Sen istediğin kadar nutuk at. Söylediğin lafların dirhem değeri olmadığını, samimi olmadığını millet gözünün içine baktığı an anlıyor."

"HESABI ÖDEMEK İSTEMİYORLAR"

Erzincan olayının arkasında ticaret, tarikat, cemaat, siyaset, ihale ve medyanın olduğunu, bunun resmi telefon dinlemeleriyle tespit edildiğini ileri süren Baykal, "Utanç verici manzaralar... ’Bunu kurcaladı’ diye bu memleketin dürüst savcısı en ağır acıları yaşamaya mahkum ediliyor" dedi.

Gidişatı, "lokantada masa düzüp, yemek yedikten sonra hesap ödememek için hır çıkarıp hesap ödemeden kaçmak isteyenlerin" durumuna benzeten Baykal, sözlerini şöyle tamamladı:

"Kavga çıkaracaklar, dayak yiyecekler, sonra diyecekler ki ’bunlar bizi dövdü, biz şikayetçiyiz, bunları tutuklayın...’ Asıl hesabı ödemek istemiyorlar. Proje bu... Aman sakın ha kavga hazırlığını görün ama müdahale etmeyin. Kavganın içinde yer tutmayın, fırsat vermeyin, bırakın kendi hallerine ne yaparlarsa yapsınlar. Sıkın dişinizi, bugünler gelir geçer. Bütün bunların da hesap vereceği gün mutlaka gelir. Kapıyı iyi tutun, pencereyi iyi tutun. Kaçışa izin vermeyin. Türkiye hepimizindir. Türkiye’yi bunlara teslim edecek değiliz. Geldikleri gibi gideceklerdir, hiç merak etmeyin."
 

 


 

3