'Siz de ateşte yürüyebilirsiniz'

Hintli 'küçük dev kadın' Priya Kumar insanlara tahta kırdırıyor, demir büktürüyor, verim arttırıyor

a
a
Cumartesi, 13 Kasım 2010 - 05:00


'Siz de ateşte yürüyebilirsiniz'

Röportaj: Göksel Göksu
goksel.goksu@yahoo.com.tr

Yapamayacağıma kesin gözüyle baktığım bir şeyi yapmamı sağladınız.

Nasıl olduğunu anlamadan bir tahtayı kırdım. İnsanları ateş üzerinde yürütüyor, kalın demiri büktürüyorsunuz... Bu işin sırrı ne? Her başarının bir tekniği vardır. İki şey var: Teknik ve ruhunuz. Yaptığınız her işte bu ikisini bir araya getirmeniz gerek. Ben size tekniği gösteriyorum, siz ona ruhunuzu kattığınız zaman, başarı kaçınılmaz oluyor.

Bir anlamda insanlarda farkındalık yaratıyorsunuz.

Elbette. Çünkü insanlar “Yapamam, istiyorum ama yapamıyorum” diye düşünüyor. Bu çok üzücü bir yaşam. Benim onlara söylediğim şey şu; yapabilirsin, en azından deneyebilirsin. Amaç bu. Siz de ilk sefer yapamadınız ama geri çekilmediniz. Denemeye devam ettiniz ve kırdınız.

Siz ezber bozan biri misiniz? Benim ezberim bozuldu az önce.

Aslında evet. Az önce onu kırmayı ‘siz’ istediniz, bunu ben yapmadım. Ben size “Bu bir tahta, gelin bunu kırın” demedim. Siz başından beri kendiniz isteyerek onu kırdınız.

Yani önce istemek gerekiyor. Ama şirketlerde eğitimler veriyorsunuz. Karşınızda o eğitimi almak istemeyenler ya da göze alamayanlar oluyordur...

Başlangıçta insanlar, “Bilmediğim ne öğretebilir ki?” diye düşünüyorlar. Onlara, orta sınıf bir aileden geldiğimi ve hiçbir şeyimin olmadığını söylediğimde “Ha bu kadın da benim gibi” diyorlar. Yani işe kendi hikayemi anlatarak başlıyorum, onlar da bu hikayeyi kendileriyle özdeşleştiriyorlar. Kendimi anlatıyorum, anlatıyorum, sonra “Sıra sizin hikayenizde” diyorum, “Bakalım kendi hikayenizi kırabilecek misiniz?” Çoğunluk hikayelerle ilgileniyor, öğretilerle değil. Ardından da şu inanç oluşuyor; ‘bir şeyi denememiş olmamıza rağmen yapabiliriz’.

Bu da şirketlerin verimini mi arttırıyor?

Evet. Bir şirketin kazancı 100 milyonsa bir sonraki hedef 200 milyona ulaşmak. “Ben buna ulaşamam” diye düşünmeyecekler. Seminerlerde tahtayı kırdılar, demiri büktüler, ateş üstünde yürüdüler... İmkansız dedikleri şeyleri yapabildiler. “Bunları yaptıysam demek ki o 200 milyona da ulaşabilirim” diye düşünüyorlar.

"İNANIYORUM DEĞİL, YAPACAĞIM"
Sizin zayıf anlarınız yok mu? Olduğunda ne yapıyorsunuz?

Hayatımın bir döneminde işim ve ilişkim dibe battı. Domino taşı gibi her şey yıkılmaya başladı. Böyle zamanlarda “O yaptı, şu yaptı” diye başkalarını suçlarsanız siz ‘kurban’ olursunuz. O yüzden burada soracağınız soru “Ben ne yapıyorum?”, “Benim amacım ne?” olmalı.
Beş sene önceydi. Hindistan’da çok fazla terörist saldırı olmuş, seminerlerim iptal edilmiş, planlarım alt üst olmuştu. İşsiz kalmıştım. Kendime şunu sordum; “Şu an ne yapmalıyım?”. Bütün iş, sormakla başlıyor. “Amacım insanlarla iletişime geçmek” dedim kendime. İletişimin sadece konuşarak değil, yazarak da olabileceğini gördüm. Kitabım böyle oluştu.

“Direnç gösterdiğiniz her şey karşı direnç gösterir” diyorsunuz kitabınızda. Az önce tahtayı kırarken fiziksel olarak ben değil, tahta direniyordu. Ben karşı direnç gösteriyordum.

Seminerlerimde katılımcıların pek çok şey yapmasına olanak veriyorum. Onlara ‘yapmaları’ için işler veriyorum. Bir seferinde seminerde, tahtayı kıramayan bir kız vardı. Sonra tahtayı kırmasını değil, tutmasını söyledim. Karşısındaki, tahtayı kırdığında bana “Anlıyorum” dedi. Tahtayı tutan da kıran kadar önemlidir. Hindistan’da kadınların çoğu çalışmazlar ama çok güçlüdürler; çünkü onlar tahtayı tutanlardır. Onların yerinin de önemini belirtmek istiyorum. Sen kendi hayatında tahtayı kıran olduğun için önemlisin, o ise tahtayı tutan olduğu için önemli.

Peki, birden çok öğretiyi incelemeye neden gerek duydunuz?

Şamanizm, Budizm... Yogi’lerle yaşanmışlıklar var... Ben her zaman çok meraklıydım. Her zaman “Orada ne var? Bir şey olmalı” dedim. Bir tane ile tatmin olamazdım. Siz daha önce hiç Yogi gördünüz mü? Nasıl hırpani göründüklerini biliyor musunuz?

Hayır, görmedim. Saçları çok uzun ve biraz da kirli olur. Henüz arayış içinde değilken karşılaşmıştım bir Yogi’yle. Bana çok fazla konuştuğumu söyledi. Şaşırdım. Bana artık ne yapmak istiyorsam onu yapmamı söyledi ve yapmak istediklerimi anlattı. Çok şaşırdım, bunları nereden bildiğini sordum. O da “Sen hala ne yapmak istediğini bilmiyor musun?” diye karşılık verdi. Anladım ki hayatta para kazanmak, evlilik gibi şeylerle o kadar meşgulüz ki gerçek isteklerimizi dışarıdan bakan kişi görebiliyor, biz göremiyoruz.

Ateş üzerinde yürüme nasıl gerçekleşti?

Küçüklüğümde, 1988 yılıydı galiba, Hindistan’da biri bana ateşte yürümemi söylemişti. Ben yanmaktan korkuyordum. Bunu deneyerek öğrenebileceğimi söylemişti. Daha önce yanıp yanmadığımı sordu. Evet, yanmıştım. “Bunu istemiş miydin?” dedi. “Hayır, kazaydı” cevabını verdim. O da “Öyleyse dene ve gör” deyip gitti.
Ben de odadan kaçtım. 10 yıl sonra, 25 yaşımdayken ateşte yürümeye karar verdim. Gerçekten ayaklarım yandı. “Yanacağımı biliyordum” dedim. Adam “Yanacağını biliyorsan, yanarsın” cevabını verdi. Bilmek, önemli. Şimdi biliyorum ki kitabım çok satanlar listesinde olacak. “Yazabileceğimi biliyorum”, “Yazacağıma inanıyorum”dan daha kuvvetlidir. Ağaç, büyüyeceğine inanmıyor, bunu biliyor.

"BEN BAŞARDIYSAM SEN DE BAŞARABİLİRSİN”
Hiç pes etmez misiniz?

Hayır, asla. Bir şeyi istiyorsam alana kadar devam ederim.

Sizi mutlu etmek kolay gibi...

Anlatmak istediğim şu; Bir adam bana karşı nazikse mutluyum, kabaysa mutsuzum. Hava güzelse mutluyum, değilse mutsuzum. Oysa çadırın içinde de olsam dışında da, mutlu olmalıyım. Adam bana nazik davransa da davranmasa da hava güneşli de olsa yağmurlu da, mutlu olmalıyım. Başka şeyleri dert etmeden mutlu olabilmeliyim.

Nasıl olacak bu?

Pollyanna gibi. Mutluluğu koşullara bağlamamalısınız. Güneş her zaman parlayamaz, her zaman hava açık olamaz. Güneş de sonunda batmak durumunda. ‘Şu an bütün ailem Hindistan’da’ diye hayıflanabilirim ama siz varsınız. Sizinleyim ve mutluyum.

Ne güzel... Peki arada bir mutsuz olmanın ne sakıncası var?

Bazen mutsuz olsak da mutluluğun tadını bilsek... Ben de bazen mutsuz olurum. Ama o sadece bir duygu benim için. Üzerinde durmadığım. Çabuk geçen bir evre benim için mutsuzluk. Bir yolunu buluyor ve mutlu olmaya dönüyorum.

Türkiye’de bize şu öğretilir: Yapamayacağın şeyleri isteme ki sonradan üzülme. Ama siz bu sınırı zorluyorsunuz.

Evet. Hindistan’da biz yeteneği zorlamaya inanırız. Bunda sınır tanımamalısınız. Sonunda para gelecektir.

Ya yeteneğiniz yoksa?..

En temel düşünce bu; herkesin yeteneği vardır. Hindistan’da şuna inanırız; hepimiz Tanrı gibiyizdir. Ben yapabiliyorsam sen de yapabilirsin. Aynı türden gelen hayvanların hepsinde aynı yetenekler vardır. Benim köpeğim yüzebiliyorsa diğerleri de yüzebilir.

Hayvanlarda öyledir belki de insanların kimin sanatta yeteneklidir, kiminin matematik zekâsı vardır.

Aslında yetenekli oldukları alanlardan çok, ilgili oldukları alanlardır onlar. Farkı yaratan da bu, ilgi alanları.

İlgi alanlarımız mı yeteneklerimizi açığa çıkaran?

Evet. İlgi, seçim yapmanızı sağlar.

“KİTAPLARIMI FİLM YAPMAK AMACINDAYIM”
Sürekli içinde bulunduğunuz anı yaşamak gerektiği yönünde mesaj veriyorsunuz. Gelecek planlaması yapmaz mısınız hiç? Olur mu hiç?

Her zaman planlarım vardır. Ama şu anda orada değilim, bakın, buradayım. Çoğu zaman insanlar uçaktayken “Ne zaman varacağız?” diye düşünürler. Ama uçak kalkmamıştır bile ya da havadadır. E o zaman film izle, kitap oku, birileriyle sohbet et. Belki de yanında kaderini değiştirecek biri oturuyordur ve sen bunu fark etmiyorsundur. O yüzden anı yaşa.

Hedefiniz ne?

Kitaplarımdan filmler yapmak istiyorum, başka kitaplar yazmak istiyorum. Ve Hindistan’da kendi programımı yapmak istiyorum.

Evlenmeye ve çocuk yapmaya vaktiniz mi yok, istemiyor musunuz?

İstiyorum, o yüzden kitap yazacağım ki daha sakin bir hayatım olsun.

“ÜLKENİZİ SEVİYORUM”
Kitabınız yeni basıldı. Hindistan’daki yankıları nasıl?

Çok çok iyi. Her akşam maillerime bakıyorum. Benim ödülüm bu. Binlerce değil ama haftada 80-100 arası e-posta alıyorum.

Neden Türkiye?

Hiç buraya gelip de bu kitabı çıkaracağımı düşünmezdim. Her zaman Türkiye’ye gelmeyi istemiştim. Arkadaşlarım teklif ettiler. Evimde de Antalya’ya ait bir fotoğraf vardı. “Haydi gidelim” dedim.

Türkiye’ye ilk gelişiniz mi?

Beşinci gelişim. Ülkenizi çok seviyorum. Türkiye’deki satışlardan beklentiniz var mı? Bir beklentiyle yaklaşırsam hayal kırıklığına uğrayabilirim. Şunu biliyorum ki kitap ihtiyacı olanlara ulaşacak.

“DOKTORA GİTMEM”
Hayat her zaman ateşte yürümeye benzemiyor. Tamam, ateşte yürümek büyük bir simge ama çaresizlikler de var.

Bir seferinde bacağımı çok kötü incittim. Yürüyemiyor, ayakta duramıyordum. Ertesi gün çekimim vardı. “Gelemiyorum” demedim, gitmem gerektiğine karar verdiğimde ağrı ya da acı kalmamıştı. Verdiğim bir söz vardı ve bu sözü tutmam gerektiğine olan inancım tamdı. Kabullenmiyorum pes etmeyi.

O zaman hiç doktora gitmiyorsunuz.

Hiç. İhtiyaç duymuyorum. Bacağım incindiğinde de kalkmaya çalıştım ve ‘hop’ diye kalktım. Kalktığımda iyileşmiştim.

Hiç doktora gitmediniz mi bugüne kadar?

Sağlık üzerine çok fazla araştırma yapıyorum. Güzel besleniyorum, vitaminlerimi alıyorum. Her şey mide ile başlıyor. Sağlıklı bir miden varsa sağlıklı olursun. Hepsi bu.

En son ne zaman doktora gittiniz?

Dişçi, gittiğim tek doktordu. Şişeyi açarken dişimi kırmıştım, o yüzden gittim. Çürüklerim de var.

Çürükleri engellemek elinizde değil o halde.

Hayır.

Dişlerin nasıl çürüdüğünü biliyor musunuz?

Şekerle çok fazla alakası yok. Çiğnediğiniz, ısırdığınız zaman dişiniz çatlar ve oluşan boşluklara giren yiyecek artıkları çürüğü başlatır.

4