Sizin kahkaha efektinizi yiyeyim!

Çarşamba, 18 Ağustos 2010 - 05:00

Maşallah dediğimiz dingilinden çıkıyor. Atv’nin Şen Yuva dizisini beğendiğimi daha önce not düşmüştüm. Kaliteli mizahın iyi bir müşterisi sayılırım çünkü. Ama önceki akşam ne olduysa, diziye resmen nazar değmişti kardeşim. Sesler o kadar yüksekti ki, her diyalog birbirine karıştı. Onu da bırakın her kelimeden sonra basılan kahkaha efekti aslında neye gülmemiz gerektiğini bile unutturdu bize...
Kahkaha efekti olur olmaz yerlere konulunca bende iki duygu uyanır. İlki montajcının mizahtan anlamaması olasılığıdır. İkincisi ve en kuvvetlisi de yapılan mizahın bir halta benzememesidir. Artık hangisi doğru reyting listelerinde göreceğiz. Bu arada dizinin lokomotif isimlerinden Altan Erkekli, TRT’de yeni bir diziye daha başlıyor. Benzer bir komedi hattında olacak Yerden Yüksek isimli bu yeni dizide. Yani bir Altan Erkekli başına iki komedi dizisi düşecek. Bana göre yanlış. İki ipte bir cambaz oynamaz(!) çünkü...

Bu hattan garantili reyting çıkar!
Önceki akşam iki önemli televizyon olayı vardı bana göre. İlki Ahmet Çakar, Erman Toroğlu ve Reha Muhtar’ı bir araya getiren Son Kale isimli programdı (Kanaltürk). Çakar’ın kendini ve Erman hocayı “büyükbaş hayvana” benzettiği (Aslan ve Kaplan olarak düzeltti) mücadelede Reha Muhtar da Arenanın tribününde oturan Sezar pozisyonunda kaldı. Onun sessizliği iki fenomen hocaya yaradı. Sırasıyla Lig TV, kulüpler birliği, federasyon, Alman meslektaşları Marcus Merk, Galatasaray Teknik Direktörü Rijkaard ve birbirlerine sallayıp durdular...
İşin en komik yanı Erman Toroğlu’nun Çakar’ın hakemliği için “vasat”, Çakar’ın da Erman hocanın hakemliği için “kötü” demesiydi. Birbirlerinin üstünden silindir gibi geçen iki fenomene stüdyo dar geldi o akşam. Ve asıl bomba da finalde patladı. Meğer Toroğlu ve Çakar 25 yıl önce ortak işe girip Toroğlu’nun ticari önsezileri sayesinde batmaktan kurtulmuşlardı. Bir yaşına daha girdi, o an programı izleyen kim varsa...Toplarsak; Son Kale bu yılın en düşük maliyetli ama en etkin işi olacak. İlk deneyimin unutulmaz olmasından hareketle rahatlıkla söylüyorum bunu...

Yiğit Bulut’u nasıl bilirsiniz?
Önceki akşamın ikinci TV olayı Habertürk ekranında gerçekleşen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan söyleşisiydi. “Sansürsüz Özel” isimli programı sunan Yiğit Bulut, bir dönem en sıkı muhaliflerinden olduğu Erdoğan karşısında çanak çömlek ustası portresi çizdi. Başbakan’ın yaklaşık 45 dakika gecikmeyle katıldığı programda Bulut boş koltuk karşısında ne yapacağını bilmez bir halde havadan sudan bahsetti bir süre. Sonra da her biri “Evet” propagandası gibi hazırlanmış görüntüler verildi yayına arka arkaya. Neden sonra, Başbakan’ın gelişiyle rahatlayan Yiğit Bulut gevşeyip, Erdoğan’ın bile yapmaya çekindiği muhalefet eleştirilerini ardı ardına patlattı. Bir süre Başbakan’ın hangi koltukta oturduğunu anlayamadı izleyici... Neyse. Başbakan’ı bire bir canlı yayına çıkarmak herkesin harcı değil. Bu başarısı için kutluyoruz Bulut’u. Ama hazır böyle bir ortam yakalamışken sormadığı/ soramadığı sorular için “tarih” kendisine ne diyecek; bakın onu çok merak ediyoruz işte!

NEYİ OYLAYACAKSIN BİRADER?
Anladığım kadarıyla yaklaşan referandum bir anayasa oylamasından ziyade bir siyasi tercih yarışına dönüşecek... Beyaz TV’de Sizce diye bir program var. Sunucu çeşitli illerde seçmene mikrofon uzatıp oyunun rengini soruyor.
Maşallah bizde de mahrem diye bir şey yok, pabuç kadar da dil var üstüne...
Herkes “Evet diyeceğim çünkü hükümetten memnunum” ya da “Hayır diyeceğim çünkü maaşımla geçinemiyorum” gibi referandumla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir mecrada dolaşıp duruyor... Allah aşkına şu siyasi liderler alanlardan birbirlerine desteksiz sallayacaklarına, seçmenlere neyi oylayacaklarını doğru dürüst bir lisanla anlatsınlar. Neyi oyladığını bilmeden net oyunu açıklayan kaç ülke vardır dünya üstünde? Komik oluyoruz vallahi, bıraktık bir kenara rezil olmayı artık!

Bizden açları da varmış ayol!
Survivor’da (Show TV) ödül yarışı vardı önceki gece. Merve, Oğuzhan ve Ertan ödül olarak felekten bir Panama City gecesi çaldılar. İlginç olanı, yarışmacılar adadaki kıyafetleriyle Hummer cipe bindirilip kentin en lüks restoranına götürüldü. Bizde olsa o kıyafetle gelen müşteriyi değil içeriye sokmak arabadan indirmezler.
Orada da farklı bir şey olmazdı ama sanırım kamera ışığı filan ilginç geldi ağabeylere. Sonra yürüyen disko içinde Oğuzhan ve Ertan’ın onlarca kızın arasında kendinden geçtiklerini filan gördük. Ama ben hâlâ kılık kıyafetlerine takılı kalmıştım...
O halleriyle Romalı askerlerin savaştan dönüp üzerlerindeki ağır zırhı çıkardıkları andaki durumlarına benziyorlardı. Saç sakal bir karış, giysiler pislikten rengini kaybetmiş filan... Zaten sanırım bu yüzden Panama halkı bol bol fotoğraflarını çekti bizimkilerin. Artık birbirlerine gösterirler; “Dünyada bizden daha aç milletler de var, bak fotoğrafa da Allah’a şükret” diyerek!

Aman elde patlamasın da!
TRT’nin sağlam kadrolu yeni işlerinden Elde Var Hayat önceki gece görücüye çıktı. Ben kendi adıma sadece Emre Altuğ, Erdem Akakçe ve birkaç iyi adam için bile olsa sonuna kadar izleme kararındaydım diziyi. Ama olmadı. Hikaye o kadar ağır aktı ki oyunculukları bile gölgede bıraktı. Aslında sakin bir aile dizisi hali vardı Elde Var Hayat’ın. Ama mevzua bir türlü giremiyor oluşu sabır taşırdı. İlkin günahı olmaz.
Bakalım ikinci bölümün sonuna kadar sabredebilecek miyiz? Yoksa elde mi patlayacak hayat; göreceğiz?