'Sizinle yatmış mıydık?'

Yiğit Özşener'in Mert Avunduk'u, Nejat İşler'in Kaan Çaydamlı'yı 'Kaybedenler Kulübü'nün yönetmeni Tolga Örnek'ten bomba açıklamalar...

27 Mart 2011, Pazar 16:16
A A

İki kafadarın radyo programıydı Kaybedenler Kulübü. Biralarını yan yana dizer, başlarlardı sohbet etmeye sanki kimse dinlemiyormuş gibi. Görünüşte serseri ama içerikte son derece kültürlü ve maneviyatları yüksek şahsiyetlerdi Mete’yle Kaan. Ama işin içine aşk mevzuları bir de “istenmeyen” şöhret girince... Artık gerisini beyazperdede seyredin. Yönetmen Tolga Örnek, sadece senaryo olarak değil görsel olarak da sıra dışı bir film yapmış. Sevişme sahneleri, ruhsal çöküşler, felsefi diyaloglar, iç sesler vs... Deyim yerindeyse bu kez “uçmuş”...

Kaybedenler Kulübü’nün kahramanları Kaan Çaydamlı ve Mete Avunduk’la nasıl tanışınız?

 Kaan senaryoyu birlikte yazdığım Mehmet Öztekin’in arkadaşıydı. Mehmet 2002’de bir senaryo yazmış. Kaan, “Programı ön plana koyma ama” demiş. Programın bittiğini duyunca ikna ettik. Bu arada Rıza Kocaoğlu’nun canlandırdığı Murat karakteri Mehmet’in ta kendisi. Rıza görüşmeye filmde üzerinden çıkarmadığı babasının hırkasıyla geldi. “Abi şu hırkayı çekimlerde de giyer misin?” dedim. “Onu düşünmüştüm ben de” cevabını verdi. Film çekmeden eğlenmeye başladık anlayacağın. Mete de Kaan da hayatımda tanıdığım en kendiyle barışık, derin, entelektüel kişiler. İstedikleri gibi yaşayan, ünle dalga geçen... Bunu yansıtmaya çalıştık.

O zaman Nejat İşler sanki kendini oynamış. Gerçek hayatta da Kaan gibidir ya, basını sevmez.

Nejat’la yaptığım görüşme bugüne kadarki en kısa yönetmen oyuncu görüşmesiydi. Oturdu, birbirimize baktık bir süre. “Senaryoyu okudun mu?” dedim, “Kaan’ı ben oynamak istiyorum, başkasının da oynamasını istemem” dedi. “Senin o zaman” dedim.

“Kaybedenler Kulübü”nden kastınız kazandıklarını fark etmeyenler mi?

 Mete filmin başında “Zirveye çıktığın anda etrafına bakıp ne olacak şimdi diyorsan kaybedensin sen. Daha o kazanımın tadına varamamışsın” diyor. Zirvenin etrafında gez ama yaklaştığın anda başka bir amaç bul. Onların kaybetme anlayışı bu ama bence kazanç aslında. Kaan diyor ya “Ne yaptın hayatta? 500 milyon dolarlık satış mı yaptın, Süveyş Kanalı’nı iki kere mi gördün?”

Filmin bir özelliği de Türkiye’de ilk kez Red Camera ve Canon Mark-4’ün aynı anda kullanılması...

Kaan’la Mete radyoda konuşurken birileri onları dinliyor. Eş zamanlı çok şey oluyor filmde. Farklı özellikli kameralar farklı ruh halllerini yansıtıyor. Mesela daha kırmızı görüntü veren kamera kötü ruh halini yansıtıyor. Bizim filme uygun oldu.

Dinleyici rolündekiler de gerçek hayattan mı, kurgu mu?

Karışık. Kaybedenler Kulübü’nün iki fan’ı varmış mesela. Biri sürekli intihar edeceğini söyleyip kapatırmış, diğeri ressammış. İkisini birleştirdik. Hem farklı tipler hem farklı İstanbullar var filmde, Boğaz, Dolapdere, Etiler...

'BABAM ANCAK KORSANI GİDERSE İZLER'

Bir sahnede Kaan ve Mete “Evinde balyoz bulunduranları kınıyoruz” diyor. Şu an tutuklu olan babanız Özden Örnek için bir gönderme mi?

Bilmem...

Seyretti mi önceden?

Silivri’ye korsanı gitmediyse zor. Setlere gelmezdi ama gösterimleri de kaçırmazdı. Sağ olsunlar ilk kez babam gösterime katılamadı. Bunu kim yaptıysa ona müteşekkirim!

Nasıl, görüyor musunuz?

Sağlığı yerinde. Filmi soruyor. Babam hapiste, ne diyebilirim ki?

Filminizin gösterimi babanızın tutuklanmasıyla aynı döneme denk geldi, ne diyeceksiniz?

Geçen hafta duruşmalara gidemedim. Film çıktı. Ama ikisini ayırmak zorundayım. Başkalarının da ayırmasını istiyorum. Bu, 8. filmim ve filmlerimle anılmayı hak ettiğimi düşünüyorum. Babam için çok üzülüyorum, içim kanıyor ama babamı işime dahil etmem.

Ama babanızın tutuklanmasını protesto etmek için gala yapmadığınız gibi haberler çıktı.

Galanın babamla bir ilgisi yok! İşin ruhuna uygun değil. Takım elbise giyip halıda yürüyecek biri yok ki filmde. Barlar sokağına gittik.

İlla ki siyasi mecraya çekilecek filminiz babanızdan dolayı. Devrim Arabaları’nda da Erbakan krizi yaşanmıştı. AK Parti’ye yakın olduğunuz ve sponsorlarınızı ona göre seçtiğiniz söylendi.

Yapacak bir şey yok, işine âşık bir sinemacıyım o kadar. Erbakan’la ilgili çamur atılacak korkusuyla yapmam işimi. AK Parti’ye nasıl bir yakınlığım olabilir, babam içeride benim. Çalık Grubu ilk filmimde sponsordu, Doğan Grubu gibi... O zaman AK Parti iktidarda bile değildi. Bunu konuşmak bile beni üzüyor.

Sizden şöyle bir beklenti var mı; “İçinde olduğumuz siyasi krizle ilgili filmi yapsa yapsa Tolga Örnek yapar.”

Çevremdekiler söylüyor ama kimse inanmaz bu saçmalığa, bilimkurgu gibi kalır. “Senarist ve yönetmen uydurmuş” derler. Bir sonraki jenerasyonu yaşadıklarımızı inandırabileceğimi zannetmiyorum. Çünkü ben bugün inanamıyorum.

Yıllar önce “Komutan çocuğu olduğum için hareketlerime dikkat etmem gerekiyordu” demiştiniz. Bu film bir milat mı?

Bu filmde yapmam gerekeni yaptım. “Başka bir filmde daha da fazla risk alır mısın?” dersen evet, daha rahatım. 10 yıl önce sadece belgesel düşünüyordum. Şimdi farklı bakıyorum. Sınırlarımı zorlandım ve zorlamaya devam edeceğim.

'SEVİŞME SAHNELERİNİ FRAGMANDAN ÇIKARDIM'

Oyuncular içeriğe müdahale etmedi. Sevişme sahneleri senaryoya uygundu ve çekildi. Daha fazla öne çıkarmanın bir anlamı yoktu. O yüzden fragmandan çıkardım. Herkes filmini istediği gibi pazarlayabilir. Sevişme sahnelerini çekmek için bütün ekip soyunmuşuz. Öyle bir şey olabilir mi? Sette 20 kişiyi soyacak kadar yaptırımım olsa başbakan olurdum. Böyle bir haber çıktı ve çalışanlar zan altında kaldı. Evliler, 50 yaşın üstünde çalışanlar çok zor duruma düştü. Ama radyo programındaki diyaloglar doğru. “Sizinle yatmış mıydık?” Mete’yle Kaan’ın kullandığı, tanıdık bir cümle. Nasıl kaldırmış o dönem bu kadar bel altını sorusu geliyor akıllara tabii. Asıl o dönem kaldırmış, bu dönem kaldıramaz! (Habertürk)
 

2

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;