Son gelişmeler kapatma davasını tetikleyecek mi?

Cuma, 19 Şubat 2010 - 05:00

Bir ülkenin yargıçları ve savcıları “onlarınkiler” ve “bizimkiler” diye ikiye bölünmüşse bu çok kötü bir şeydir. Bu durumdan endişe duymak hatta korkmak gerekir.

Buna benzer şeyler geçmişte Latin Amerika ülkelerinde olurdu. Hakimler uyuşturucu kaçakçılarıyla ilgili davalar önlerine geldiğinde bazen hiç beklenmedik kararlar verebilirlerdi.

Türkiye’de geçmişte aralarında polislerin de bulunduğu kurumlarda farklı kamplaşmalar hep oldu ama yargı ilk kez bu kadar bölündü. Türkiye’nin sağ sol kavgası yaşadığı yıllarda da yargı mensupları hakkında “ilerici” ya da “gerici” etiketi yapıştırılırdı ama hakimler ve savcılar hiç bu kadar politize olmamıştı.

Toplumun her kesimine egemen olan ayrışma havası şimdi yargı üzerinden sürdürülen kavga ile farklı bir cepheye taşındı. Bir tarafta öğrencilerin ve ailelerinin yakından izlediği üniversiteye girişteki katsayı tartışması diğer taraftan bir ucu cemaatlere diğer ucu Ergenekon’a bağlanan Erzincan olayı... Her iki mücadele de yargı düzleminde sürüyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi ülkenin en saygın kurumlarından biriydi. Fakat son dönemde önemli oranda güven kaybına uğradı. Benzer grafik düşüşü Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) için de geçerli. Medyaya duyulan saygı ise bu iki kurumdan çok daha önce inişe geçmişti.

Şimdi ülkede belki de saygıya en çok ihtiyacı olan yargı mensupları ağır bir güven bunalımıyla karşı karşıya... Hükümet adına dün bir konuşma yapan Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Bülent Arınç, Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’ın yetkilerini elinden alan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) çok ağır bir dille yüklendi. Adalet Bakanı Sadullah Ergin de HSYK’nin müdahalesinin kabul edilemez olduğunu söylemişti. Yarsav ve Barolar Birliği gibi kuruluşların yanında Yargıtay ve Danıştay’dan da HSYK’ya destek açıklaması geldi.

Ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Deniz Baykal, iktidarı cemaatlerin yanında durmakla suçladı. CHP, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in İsmailağa cemaati ve benzer dini gruplara yönelik çalışmaları nedeniyle hedef haline getirildiğini savundu.

MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı da, hükümetin yargıyı tamamen ele geçirmenin son hamlelerini yaptığını açıkladı.

Aynı yola girmek yanlış olur

Daha önce açılan kapatma davasını karara bağlayan Anayasa Mahkemesi, AK Parti’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiğine hükmetmiş ancak partiyi kapatmamıştı. Bu süreçte Türkiye neredeyse bütün enerjisini bu konuya vermiş bunun dışındaki pek çok hayati konu tamamen gündemin dışına itilmişti.

Ankara kulislerinde Türkiye’nin yakında benzer bir tartışmanın içine girebileceği konuşuluyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın AK Parti’yi kapatmak konusunda dava açmak üzere deliller topladığı bir süredir yüksek sesle dile getiriliyor. Ben yeni bir kapatma davasının Türkiye’yi iyice kaosa sürükleyeceğinden endişe ediyorum. Bu süreç, kapatma davasını destekleyenlerin endişelerini gidermeye yetmeyeceği gibi tam tersine AK Parti’nin bugün eleştirilen icraatlarını güçlendirerek devam ettirmesine neden olur. Seçime doğru hızla yaklaşan Türkiye’de yapılabilecek en büyük yanlışlardan biri AK Parti’yi hedef tahtasına yerleştirip kapatmayı denemektir.