Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Şortlulara saldırıyla başlar

Perşembe, 14 Eylül 2017 - 05:00

Şort giyiyor diye minibüsteki kadını önce taciz eden, inerken de kendini tutamayıp bir tokat aşk eden, kadın karşı koyunca döven şehir magandası Ercan Kızılateş 4 yıl ceza almış ama “iyi hal” indirimi alarak tahliye edilmiş. Cesaretlendirmeye devam edin, yakında kolsuz giyen kadınları linç edecekler sokakta.

Bununla ilgili o genç kadına tehdit mesajları yağıyormuş. Sadece ona mı? Haddini bilmez bir meczup, din adamı kisvesi altında kadınlara saldırıyı teşvik eder mahiyette konuştu diye eleştirdiğim yazıma Yakup Kılıç imzasıyla mail atan kişi, “Gayrı müslimlerin ancak azınlık sayıldığı ülkemizde haddinizi aşmamanızı tavsiye ederim.

Zira sizin yaptığınız karalama kampanyasına misilleme yapılabilir kat be kat fazla orantıda tepki alabilirsiniz ve bu tepkinin çok fazla alternatifi olabilir” diye beni de tehdit ediyor.

Yani size saldırılabilinir, öldürülebilirsiniz, vb! Ve gazetemin yönetimini de “vücudunun tüm organları yeterince gelişmiş kişileri köşe yazarı yapmaya” davet ediyor. Ben gelişmemişim de kendi gelişmiş mi? Bu dört ayaktan iki ayağa yeni kalkmış insan müsvettesi, bir kadına kıyafetinden ötürü cinsel saldırıda bulunulması gerektiğini hak görecek kadar beyin ve ahlak yoksunu! Kadının örtünmesi niye isteniyor? Erkek tahrik olmasın diye. Erkeğin iradesi o kadar mı zayıf da, açık görünce saldırganlaşıyor?

Bu düşünce aslında erkekleri aşağılıyor. Günümüzün uygar insanı, kimsenin kıyafetinden tahrik olmaz, ilgilenmez, bu onun zevki, özgürlüğüdür der geçer. Ama bu beyinsiz yaratık, hem müslüman olmayanları azınlık sayıp haklarını umursamıyor, hem müslüman kadınların illa ki örtünmesi gerektiğini düşünüp, örtünmeyenleri de katli vacip ilan ediyor! Mahkemeler de bunlara yol veriyor. Gerçekten kendimizi savunmak için silah taşımalıyız!

Elli yıldır domatesin peşinde!

Vehbi Koç’un, büyük bir öngörüyle, tarımda sanayileşerek katma değer yaratmalıyız, diyerek kurduğu TAT Gıda, 50’nci yılını, elli yıldır birlikte çalıştığı çiftçileriyle kutluyor. 1967 yılında kurulan TAT, Marmara ve Ege’deki çiftçiyle anlaşmalı tarım yaparak salça, ketçap, domates suyu üretiyor ve ihracatta dünya 6.sı. Türk mutfağı, sofrasından domatesi eksik etmez, ama salçanın yeri de ayrıdır, yemekte salça, kadında kalça! İşin şakası bir tarafa, domatesin içindeki, cilde çok faydalı likopeni alabilmek için taze değil, pişmiş domates tüketmek gerekiyor!

Domates üreticisi olmadıkları halde domates suyu tüketimleri yüksek olan Japonlar, uzun yaşamlarının bir sırrını da bu özelliğinden ötürü domateste buluyor ve TAT’ın, küçük de olsa, ortağı olmuşlar! TAT, bölgede tütün eken köylüleri yazılı anlaşmalar ve ön alımlarla domates ekimine yönlendirmiş. Bugün 50’nci yıl reklam filminde rol alan 68 yaşındaki Kadir Kırcı, 45 yıldır TAT’la çalıştığını anlatırken gözleri yaşarıyor.

Kendi kullandığı traktörüyle domateslerini fabrikaya getiren Aliye Hanım da reklam filmindeki 8 gerçek çiftçiden biri. Vehbi Bey’i tanıdığımda çocuktum diye anlatıyor. Domatesin üretildiği Mustafakemalpaşa ilçesindeki 22 bin emeklinin 17 bini TAT’tan emekli olmuş. Bölgedeki 3 fabrika, çiftçisiyle bütünleşmenin sonucunu yüzde 12 büyümeyle alıyor.

Biz salçamızı evde yaparız diyenlere de küçük bir hatırlatma var: Salça yapılırken içindeki ölümcül bakterinin yok edilmesi için 120 dereyece kadar kaynatılması gerekiyor. Evde açık tencerede bu ısıya erişmek mümkün olmadığı için bakteri yaşıyor ve grip semptomları gösterdiği için farkında olunmayarak öldürücü olabiliyor!

Salçanın, plastik değil, cam veya teneke kavanozda korunması da şart ve içinde hiçbir koruyucu madde bulunmadığı için kullanılırken yağla kaplanmazsa küf oluşması sadece ne kadar sağlıklı olduğunu gösteriyor.