Sosyal yardımlarla ayakta duruyoruz!

Salı, 06 Nisan 2010 - 05:00

 Dün ajans bir haber geçti. TÜİK’in (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerine göre vatandaşların yüzde 16.9’u geliriyle ‘çok zor’, yüzde 36’sı ‘zor’ geçindiğini belirtmiş. Bu hane halklarının yüzde 52.9’unun zar zor hayatını sürdürdüğü anlamına geliyor.
Bu haberi görünce, Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) yayınladığı ve arşivime aldığım bir araştırma aklıma geldi. ‘Türkiye’deki sosyal yardımları’ değerlendiren bu araştırma, devlet ve vakıflar aracılığıyla gerçekleştirilen yardımlar ile bunların kaç kişiyi ‘hayata’ bağladığını ortaya koyuyor.

Akraba ekonomisi katkısı

TÜİK’in açıkladığı ‘zor geçim’ istatistikleri ve ‘açlık sınırındaki’ insan sayısının arttığına ilişkin verilere rağmen Türkiye’de neden sosyal patlama olmadığı tartışılır.
Bunun bir yanıtını, geçmişte ‘Para ile Akraba’ adlı kitabı yazan Jenny White, ‘Türkiye’deki akraba ekonomisine’ bağlayarak vermişti. Uzun süre önce konuştuğumuz Jenny White, ‘Akraba ekonomisini’, köyden erzak getirme, zor zamanlarda birbirine borç verme ve akraba yanında tatil gibi alışkanlıklarla açıklamıştı.

10 milyon yardımla yaşıyor

DPT’nin ‘sosyal yardımlarla’ ilgili araştırmasını okuyunca, Türkiye’nin ‘nasıl patlamadan’ ayakta durabildiğini bir daha görmek mümkün oldu. Rakamların ayrıntısını tabloda veremedim. Ancak, devlet, yılda 20 milyonun üstündeki kişiye yardımda bulunuyor. Bunlardan 10 milyonunu kitap yardımı alan öğrenciler olarak ayırırsak, 10 milyon kişi hayatını bir şekilde ‘sosyal yardımla’ sağlıyor. Hakikaten önemli bir rakam... Hem Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu göstermesi açısından önemli... Hem de devletin ‘sosyal’ gücünün bir şekilde devrede olduğunu göstermesi açısından çok önemli... Örneğin, 2.4 milyon kişi yakacak yardımı alamazsa, nasıl ısınabilecek? Ya da 2.1 milyon kişi gıda yardımı almadan nasıl beslenebilecekti? En azından bu yardımlar var... Eleştirilse bile!

Krizde neden vazgeçilmez?
‘Bir hipermarkette en çok hangi ürün satılır?’ sorusunun yanıtını hiç merak ettiniz mi?
Bu soru daha önce çok defa aklıma gelmiş, ancak kategori bazında yanıtlar bulabilmiştim. Migros Genel Müdürü Özgür Tort ile sohbet ederken bu sorunun yanıtını bir daha aradım.
Tort, 1300’e yakın mağazadan gelen veriler ve deneyimlerin ışığında en çok satan ürünün, hiç şüphesiz ‘domates’ olduğunu söylüyor. Üstelik, Türk tüketicisi için vazgeçilmez olan domatesin, kriz ve durgunluk dönemlerinde de ilk sıradaki yerini koruduğunun da altını çiziyor. Marketlerin ilk 5 ürününü tabloda da görüyorsunuz. Sigarada pek değişim olmuyormuş. Muz, ithal ve ucuz olduğu için tüketiciden ilgi görmeye devam ediyor. Rakı, kriz dönemlerinde bir miktar aşağıya doğru kayıyor. Ette ise değişim kendi içinde gözleniyor. Kriz ya da etin fiyatının yükseldiği dönemlerde, kırmızının yerine, beyaz et alıyormuş. Tıpkı şimdi olduğu gibi... Kırmızı et fiyatlarının 25 liralar civarına çıkması nedeniyle, vatandaş beyaz ete ilgi gösteriyor.

Rusya’ya tavuk ihracatı hayal mi?
Bir süre öncesinde ‘borsada bir tavuk bayramı’ olmuştu. Yakından izleyenler anımsayacaktır. Rusya’nın Türkiye’den 500 bin ton tavuk alacağına yönelik haberler, beyaz et üretici şirketlerinin değerlerini uçurmuştu... İşin doğrusu yılda 1 milyon 260 bin ton üretim yapan bir sektör için, 500 bin ton ithalat müthiş bir haber... Borsacılar, beyaz ete hücumda haksız sayılmazlar... Ancak, CP Piliç Başkan Yardımcısı Nezih Gençer ile konuşuncaya kadar ben de borsacılara yakın düşünüyordum. Ama anladım ki erken sevinmişiz. 500 bin adetlik ithalat gerçekleşebilir ama kısa vadede değil.
Nedenini, anladığım kadarıyla şöyle ortaya koyabilirim:

Rusya çok da kolay değil

1. Türkiye’nin tavuk eti üretimi 1996’da 390 bin tondu, geçen yıl 1 milyon 260 bin tona ulaştı.
2. Uzun yıllar maliyet yüksekliği nedeniyle ihracat çok mümkün olmuyordu. Son 2 yıldır başladı ve 2009’da 114 bin ton ya da 150 milyon doları buldu.
3. Rusya’nın 2010 yılında 700 bin tavuk eti ihracatı yapması bekleniyor. 1 Şubat 2009 itibarıyla Türkiye’den ithalat yapacakları açıklanmış olsa da Rusya’dan henüz bir kota bildirimi gelmedi.

Geleceğe yatırım

4. Gelse bile Türkiye’nin fiyat sorunu olacak. Çünkü, Rusya, ağırlıklı olarak ABD ve Brezilya’dan tedarik yapıyor. Onların fiyatlarıyla da Türkiye’nin rekabet etmesi mümkün değil.
5. Rusya, ABD’den butu 1300 dolara, Brezilya’dan da 1750 dolara alabiliyorlar. Türkiye’de tavuk etinin maliyeti 2 bin 100 doları buluyor. İhracat teşviki ise sadece 26 dolarda kalıyor.
6. Buna rağmen Türk üreticiler, Rusya pazarına girmek ve eldeki stokları eritmek için, ihracata hazırlanıyorlar. Arz fazlasını verip, Türkiye’de fiyat düşüşünü de böylece önlemeye çalışacaklar. Ancak, uzunca süre bu işi kâr etmeden yapacaklar.