Söylemeli mi söylememeli mi?

Dünyada hızla artan kanser herkesin kabusu. Hekimler kanseri hastasıyla konuşma konusunda büyük sorun yaşıyor

Söylemeli mi söylememeli mi?

Haber: Özgür Köylü

[email protected]

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serdar Turhal:

‘Yalan söylemeyin ama süre de belirtmeyin’

Hasta bir kez kanser olduğunu veya hastalığının metastaz yaptığını biliyorsa durumunu konuşmak kolay. Eğer bilmiyorsa ölümü çağrıştıran bir durumu ilk kez söylemek çok zor. Kötü haberi verme yordamı ve becerisi de işte burada başlıyor. Bu hastalığı anlatırken önce karşı tarafın ne kadarını bildiğini anlamak ardından durumunu anlatmak gerekiyor. Ortamın çok uygun olması gerekiyor. Hastayla asansöre binerken, kapı aralığında, yürürken konuşmak doğru değil. Mutlaka oturarak, iki ayak yere basarak, öne eğilerek hastayı dinlemek şart.

Hastanın bilgi durumunu anlamak için uygun sorular sormak lazım. Örneğin hasta “Akciğerimde duman var” diye konuşmaya başlıyorsa, o seviyeden konuşmayı başlatmak gerekiyor. Siz de cümleyi kurarken hastanın kullandığı kelimeleri kullanılmalısınız. “Akciğerinizdeki bu duman kontrolsüz hücre çoğalmasının işaretidir” demek gibi. Hasta kanser olduğunu ilk duyduğu an itibariyle en azından bir süreliğine sizi dinlemekten vazgeçip ‘Çocuklarıma kim bakacak’, ‘Kocam ne yapacak?’ gibi soruları düşünmeye başlayabiliyor.

Hastanın anlattığınızın ne kadarını anladığını da iyi saptamak gerekiyor. Küçük parçalar halinde anlattıktan sonra durup karşı tarafın sizi anlayıp anlamadığından emin olmak gerekiyor. Hasta daha fazla bilgi almak istemeyebilir ve “Tamam doktor ne gerekiyorsa yapın” diyebilir. Gerekenleri anlattıktan sonra hastaya ‘Bana sormak istediğiniz bir soru var mı” diye konuşmayı sonlandırmak gerekiyor.

Bazı hastalar “Ya doktor bana doğruyu söyle, kanser miyim” diye sorar. İşte bu noktadan sonra siz hastanıza yalan söylemezsiniz. Ancak hastaya ne kadar süre yaşayacağıyla ilgili bir şey söylemek şart değil. Hastaya şu kadar ömrün kaldı denilmemeli. Kesin bir süre söylemek yanıltıcı olabilir.

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Gül Başaran:

‘Hastalığı eksik anlatın ama yalan söylemeyin’

Bir hastaya kanser hastası olduğunu söylemek “Bak sen diyabet hastasısın, hayat boyu ilaç kullanacaksın” demek gibi değil. Bu yüzden hastayla hekimin ilk karşılaşması çok önemli. Hastaya hastalığını ilk etapta anlatmanız gerekmeyebilir. Bazı şeyleri eksik anlatabilirsiniz ama hastaya yalan söylenmemeli. Ben hastaya tanısını söylemek yerine, onun bana durumunu anlatmasını bekliyorum. Çünkü hasta kanser olduğunu bilse bile bu kelimeyi asla duymak istemiyor. Hastalar en çok ‘Ne kadar ömrüm var’ ya da ‘Tedavi işe yarayacak mı?’ diye soruyor. Ben şöyle diyorum: ‘Ne zaman benim tedavilerim bitecek, yapacak bir şey kalmayacak işte o zaman ben size bunu söyleyeceğim. Bunu bilmeye hakkınız olduğunu düşünüyorum.’ Hasta aslında benim ona durumu anlatmamı beklemeden durumunu bilmiyor. ‘Doktorum bana bu bilgiyi verecek’ diyor. Bu nedenle kanser konusunda en önemli konu hastahekim ilişkisi. Bazen hastalar hastalığını biliyor ama bir kısmı ise bilip bilmemezlikten geliyor. Hastalığını bilip karşıma gelen hasta oranı yüzde 20.

‘Hastaların birbiriyle konuşması faydalı değil’

Bu hastalıkta hastaların birbirleriyle iletişim kurmalarını sağlıklı bulmuyorum. Zannediyorlar ki herkesin hastalığı, kanserin evresi aynı. Aralarında ‘Sana ne yapıldı, bana ne yapıldı’ diye konuşuyorlar. Farklı tedaviler uygulandığı ortaya çıkınca da hasta karşımıza gelip ‘Şu hastaya bu tedaviyi vermişsiniz, bana neden vermediniz?’ diyor. Kanser hastalarına bir bilgilendirme kitapçığı veriyorum. Orada ne yiyip nasıl yaşayacaklarına dair temel bilgiler yer alıyor. Ama hasta çok farklı şeyler duymak istiyor. Hastalarıma şöyle diyorum ‘Lüften bu kitapçıkta yazanlar dışında bir şey yapıyorsanız beni bilgilendirin. Biz yeni bilgiler edinmiş olsak bunu size söyleriz’. Bazı hastalar çevreden duyduklarına inanıyor. ‘İyi gelecek’ diye ısırgan otu yiyor ama karaciğer fonksiyonları bozuluyor. Kontrole geldiğinde ’Acaba hastalık metastaz mı yaptı?’ diye üzülürken öğreniyorum ki hasta ısırgan otu yemiş.

Memorial Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Derin Kösebay:

‘Hastanın travması en aza indirilmeli’

Kanser teşhisi bir insanın beyninde ciddi bir şoka neden olacak kadar büyük sarsıntı yapabiliyor. Yapılan bir çalışma şöyle: Hasta kanser teşhisi söylendikten sonra konuşulanların ancak 15-20 saniyesini hatırlıyor, konuşmaları beyin algılamıyor. Bu tabii kanserin ne olduğunu yeterince bilen entelektüel seviyesi belirli düzeydeki insanlar için...

Amerikan filmlerindeki gibi hastaya ‘Kansersiniz ve 6 ay süreniz kaldı’ demek bana sağlıklı gelmiyor, acımasız bir durum. Buradan hastalığın saklanması gerektiği anlamı çıkmasın. Hastalığın adı net söylenmese de hasta bir süre sonra o adı özümsüyor. Hastalığın düzelmediği ve sona yaklaşıldığı zamanlarda da çoğu hasta her şeyi bilmesine rağmen sanki böyle bir hastalığı yokmuş gibi davranır. Hastaya ömür biçmek her zaman doğru sonuçlar vermiyor.

Hastalığın kanser olduğunu anlayan veya tahmin edebilen hasta çoğu kere başka soru sormaz. O sormadıkça da açıklama yapmaya çalışmak gerekli değil. ‘Bana her şeyi tam olarak anlatın’ diyen birine gereken bilgileri doktor vermeli. Amacımız hastanın geçireceği travmayı en aza indirmek.

Medical Park Göztepe Kanser Hastanesi Medikal Onkolog Prof. Dr. Mustafa Yaylacı:

‘Alıştırarak söylenmeli’

Hastanın kanser olduğu bence alıştırılarak mutlaka söylenmelidir. Hastalar hastalıklarını bilmeli. Çevrelerinde sürekli gizli saklı konuşuluyor. Hasta kendisini neyin beklediğini bilmiyor, endişeli oluyor. Bunların dışında hasta ne kadar cahil, eğitim seviyesi düşük de olsa zaten kanser teşhisi konulana kadar birçok tetkik yapılıyor. Hastaya “Siz kanser değilsiniz” deseniz bile hasta buna inanmıyor, ‘Niye ben iyileşmiyorum?’ diye sorguluyor. Hastaya uygun bir dilde söylenirse, hasta teşhisinin paylaşılmasının huzurunu yaşıyor, hekime daha çok güveniyor, tedaviye sarılıyor.

Medicana Hastanesi İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Mehmet Salih İyikesici:

‘İntihar riski varsa söylenmeyebilir’

Aileye kanserin, kontrolsüz hücre büyümesi olduğu ve tedavi olanaklarının yüksek olduğu söylenmeli. Kanserin eşittir ‘ölüm’ veya ‘amansız hastalık’ olmadığı vurgulanarak tedavi olanakları, hastalığın evresi gibi durumu aydınlatıcı konuşulmalıdır. Hastaya hastalığın hangi evrede olduğu ve tedavi olanakları; hastanın psikolojisine uygun, umudu yok etmeyecek ve gerçekçi kabullenişi sağlayacak bir biçimde anlatılmalı. Ancak aile ile yapılan görüşmede hastanın daha önce depresyona girip girmediği, tedavi görüp görmediği gibi konularda bilgi alınması sonucu, eğer hastanın, tanıyı öğrenmesi bir intihar riski taşıyorsa, hasta o an ciddi depresyondaysa ya da yaşam kaygıları varsa, gerçek hastaya söylenmeyebilir. Ayrıca, ‘hastanın kendisiyle ilgili bilgileri ‘öğrenmeme’ gibi net bir tavrı varsa buna da özen gösterilmeli.

Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı:

‘Sevdikleriyle vedalaşmak için zaman tanımak lazım’

Hastanın eşiyle, dostuyla bu durumu paylaşıp hastayla paylaşmamak tıbbi bir hatadır. Tabii hastanın bilinçli tercihi bu değilse. Hastanın, girişimler hakkında riskleriyle birlikte anlatıldıktan sonra olur demesi gerekiyor. Her hasta, işlerin iyi gitmediğini, öleceğini ya da ölme riskinin yüksek olduğunu bilir. Bir şekilde umut olduğunu anlatmak olumlu bir davranıştır. Durumu ölümcül olmasına rağmen siz ona ‘İyi olacaksınız’ dediğiniz sürece hastahekim ilişkisinde de zedelenme olur, iki taraf da tiyatro oynar. Ayrıca o hastanın gerçekten sizinle ve ailesiyle konuşmak istediği şeyler olacaktır. Ömrü boyunca belki de konuşamadığı... Onları konuşmak için de hastaya bir fırsat vermek lazım. Aklı başında bir hastaysa, yakınlarının “Şunu söyleyin ya da söylemeyin” şeklinde müdahaleye hakkı yoktur.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Başak Oyan Uluç:

‘Kişi tanısını bilmeli, tedavisini seçmeli’

Karşımızda erişkin biri varsa ve söylediklerimizi anlayabilecekse, tedavisine karar verebilmek, hayatını düzenleyebilmek, tedavi ile ilgili yan etkilerle mücadele etmek için tanıyı bilmeli. Yakınları kendisinden bunu saklarsa, hasta bunu farklı yollardan anlar, en azından şüphelenir. Hastaya hastalığı söylenmediğinde, anlasa da yakınlarını üzmemek için bilmiyormuş gibi davranır. Ayrıca kanunen hasta hastalığın gidişi ve sonuçları konusunda bilgi alma hakkına sahiptir. Hasta ne kadar bilgi istiyorsa o kadar bilgi verilmelidir.

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Bölümü’nden Medikal Onkolog Doç.Dr. Faysal Dane:

‘Ailenin değil hastanın isteği önemli’

Yapılan testleri gördükten sonra hastaya ilk sorduğum soru genellikle ‘Niçin buradasınız?’ oluyor ki burada hasta zaten durumunu çok kabaca da olsa anlatıyor. Hekim hastalığı anlattıktan sonra kanser olduğunu pek çoğu anlıyor ama anlamak istemiyor, hiçbir şekilde ‘kanser’ kelimesini telaffuz etmiyor. O zaman çok üzerine gitmiyorum. Hasta geldiğinde bir kistten bahsediyor. Ben de o kistin çoğalma, başka yerlere sıçrama potansiyelinden bahsediyorum. Hasta ne bilmek istiyorsa onu anlatıyorum. Bazen hasta durumunu bilse bile hasta yakınlarının tepkileri farklı oluyor. Hastayı ilk teşhisi koyan cerrahla ya da onkologla karşılaştırmamaya çalışıyor. Hastaya durumu anlattıktan sonra hastanın bir isteği varsa onu yapmak gerekiyor. Çünkü hasta yakınları hastadan daha tepkili oluyor, saklamak istiyor. Hastaya yalan söylememek gerekiyor. Bir de aile fertleri haberi verme sırasında sorun yaratabiliyor. Hastama anlayabileceği türden her şeyi anlatıyorum ve ‘Hastam beni anladı’ diyorum. O sırada hasta yakını araya girip ‘Bak gördün mü kanser yokmuş’ diyor. İşte o zaman her şey daha da zorlaşıyor ve başladığı yere dönüyor.

İstanbul Cerrahi Hastanesi Cerrahi Direktörü Mehmet Ali Yerdel:

‘Umutsuz durumda gerçek hastaya değil en yakınına söylenmeli’

hastaya, kanseri erken evrede yakalamışsak durumun direkt olarak anlatılması uzun dönemde herkesin işini kolaylaştırır. Bu özellikle kesin tedavisi olan erken evre kanser hastaları için doğrudur. Hastayı ameliyat edip sonra da kemoterapi ve radyoterapiye yollayıp ‘Sen kanser değilsin’ demek hasta -doktor güven ilişkisini zedeler. Öte yandan çok ileri bir aşamada tanı almış ve beklenen yaşama süresinin 6 ay ya da 1 yıl gibi kısa bir süre olduğu bir ileri evre kanser hastasına ‘Sen şu zaman öleceksin’ demek çok doğru değil. Birey haklarının her şeyden önde olduğu modern Batı toplumlarında bu bilginin bile hastaya direkt olarak aktarılması zorunludur. Aile bağlarının bizdeki kadar güçlü olmadığı ve daha ‘yalnız’ insanlardan oluşan Batı toplumlarında bu bilginin hastaya verilmemesi doktoru ciddi yasal yükümlülük altında bırakabilir. Kanımca ülkemizde bu tarz bir bilginin hastanın en yakın aile bireyine verilmesi daha olumlu sonuçlar doğurur.

Marmara Üniversitesi Psikiyatri Bölümü’nden Doç. Dr. Kemal Kuşçu:

Hasta yakınları durumu zorlaştırıyor

Öncelikle hastaya söylemek için bir ilişki şart. Yani doktor hasta ilişkisinin kurulması gerekiyor. Ayrıca hastaya da bu durum anlatılırken şartların en iyi şekilde hazırlanması gerekiyor. Kanser hastası bize geldiğinde zaten durumunu onkolog ya da cerrahından öğrenmiş oluyor. Geçtiğimiz günlerde bir grup çalışması yaptık. Hastaların hastalığı nasıl karşıladığı ile ilgiliydi. Öncelikle durumun hastaya nasıl söylendiği çok önemli. Bir hastaya kanser olduğunu doktor asansör kapısında söylemiş. Hastanın tepkisini anlatırkenki ilk kelimeleri şöyle: ‘Yer sanki ayağımın altından kaydı’.

‘Körlerle sağırlar birbirini ağırlar durumu işleri zorlaştırıyor’

Kanser hastasına hastalığı söylenmeli. Çünkü hastalığın söylenmediği ailelerde ‘Körlerle sağırlar birbirini ağırlar’ durumu ortaya çıkıyor. Aile fertleri ‘Hastamız üzülmemeli. Onu üzersek hastalığı gün geçtikçe kötüye gider’ diye düşünüyor. Bu nedenle hastayı tüm kötü, olumsuz haberlerden uzak tutmaya çalışıyorlar. Ama bu durum hayatı daha da zorlaştırıyor. Bu sefer evde salatanın sirkesi ya da tuzluğun yeri yüzünden kavga çıkabiliyor.

‘İpler hastanın elinde olmalı’

Bazen de hasta yakınları yanlış anlıyor, panik yapıyor. Yaşadığım bir olayı şöyle anlatabilirim: Bir hastam intihar edeceği düşüncesiyle geldi. Aslında böyle bir niyeti yok. Yakınları ‘İntihar edecek’ diye getirdi. Oysa hastam ‘Ben intihar edeceğim demedim. Öleceğim dedim’ diyor. Eğer hastanın hayatı başka birileri tarafından yönlendirilmeye çalışılıyorsa işler daha da karmaşıklaşıyor. Ama hasta durumunu biliyorsa, işte o zaman ipler onun elinde oluyor.

‘İnkar edersem hastalık yok olur gibi geliyor’

Hasta durumunu kabul ettiği halde bazen aile fertleri bunu reddediyor. Kanser hastası kadın hastam dert yanıyor: ‘Kemal Bey, eşim benimle hiç ilgilenmiyor. Doktora benimle gelmiyor, tahlil yaptırıyorum sormuyor’ diyor. Erkek de şöyle diyor: ‘Doktor bey, her akşam yatağa yatıyorum, ben sanki o hastalıkla ilgilenmezsem, sormazsam o hastalığın yok olacağını düşünüyorum.’ Yaşadıklarımızı özdeşleştirmek, olağanlaştırmak çok önemli. Bu pek çok şeyi sıra dışı olarak algılıyoruz. Durumu ne kadar olağanlaştırırsak hem yakınları hem de hasta rahat eder.

Amerikan Hastanesi Psikoloğu Elvin Aydın: 

‘Saklanırsa hasta panikler’

Hastaya hastalığını ve tedavisinin nasıl olacağını anlatılmalı. Hastaya sorunu söylerken bir yandan da bu sorunla nasıl başa çıkabileceği söylenmeli. Birçok hasta yakını hastasına hastalığının kanser olduğunu söylemeyerek onu koruduğunu zanneder. Oysa ki hasta olumsuz bir durum olduğunu hisseder ve kendisine açıklama yapılmadığı için durumu olduğundan da kötü olarak görür. Bu durum hastada kaygı, gerginlik ve panik hissi yaratır. Oysa hastalık tanısını uygun bir şekilde doktorundan öğrenen kişi, şok, üzüntü, panik gibi hisleri yaşasa da kısa bir süre sonra toparlanıp hastalığıyla savaşma isteği gösterir.

 

 

6