www.posta.com.tr
  • Açılış sayfam yap
  • Üye Girişi
  • Canlı Skor
  • RSS
  • Mobil
  • ALTIN89,6120 %0,79
  • BIST80467 %0,00
  • EURO2,8535 %0,32
  • USD2,1605 %0,23

Oh be 'dünya' varmış'

12 Eylül 2010
Yazı Boyutu:

'12 Dev Adam' göğsümüzü kabarttı, dünya spor tarihine Türkiye'nin adını altın harflerle yazdırdı. Basketbolun Türkiye'deki 100 yıllık tarihi; hüzünlerle, sevinçlerle doluBu yol kolay yürünmedi. Basketbola ömrünü adayan, başarılı olmak için her şeyi yapan o müthiş insanları anmadan olmaz. İşte size geçmişten günümüze bir ‘pota’ demeti...

50 yıllık yazı hayatına hezimetler ya da hüzünler yer etmiş bir kişinin gerçekle yüz yüze kaldığında neler hissettiğini size anlatabilseydim. Bunun bir düş olmadığını biliyor ama yine de düşler aleminde geziyordum. ‘Dünya’ çocukları pota savaşı veriyor, gözlerim her molada ponpon kızlar yerine, bu çocukların dedelerini, babalarını ya da ağabeylerini görüyordu. Şair, “Dünya kaçtı gözüme” dizesini bu günler için mi yazmıştı? Sanki asırlık bir resmi geçit içinde beni ve dünyayı selamlıyorlardı.

Gülümseyen gözlerinde 100 yıllık bir iz bırakmanın ve galiba biraz unutulmuş olmanın hüznü vardı. Ama buna rağmen “Olsun ,biz olamadık ama bizim çocuklar başardılar” demenin coşkusu içindeydiler. Süreyya Genca, Kerim Bükey, Vedat Abut, Feridun Koray, Turgut Atakol, Faik Gökay, Uğur Erel ve Osman Solakoğlu’nu, şimdiki başkan Turgay Demirel öpüyordu, “Sizler olmasaydınız ‘dünya’mız kararırdı” diyerek. Sonra Tanyeviç’i gördüm. Yanında kimler yoktu ki? Yuda Çerasi, Samim Göreç, Osman Kermen, Naili Moran vardı. En kalbi hisleriyle onlara gülümsüyordu. Baba Kemal Erdenay, oğul Harun Erdenay’ı kutluyor, Amerika’dan gelip milli takıma giren Hüseyin Öztürk, Hidayet ve maskeli süvari Ersan’a el sallıyordu. Cem Atabeyoğlu, Erdoğan Arıpınar’a “Şükür ki görebildik” diyor, Namık Sevik, Necmi Tanyolaç, Kahraman Babçum ve tabi ki Hıncal Uluç “Biz demedik mi, yazmadık mı” diye seviniyordu.

Başarı potaya zembille inmiyordu. Hüsamettin Topuzoğlu’dan Ertan Anadol’a, Arman Talay ve Necip Kapanlı’dan Doğan Ersavaş’a, Ömer Araz’dan Esat Yılmazer, Ünal ve Çetin Yılmaz’a yazılması ve aşılması çok uzun bir yolda yürüdük. Biz Spor ve Sergi Sarayı’ndan geldik. Duşumuz akmaz, kaloriferimiz yanmazdı. İnancımızdan başka bir şeyimiz yoktu bizim..Ama şimdi artık bir ‘dünya’mız var...

BASKETBOLDA AMERİKAN YARDIMI

James Naismith aslen Kanadalı idi. Amerika’da Springfield’de YMCA da spor öğretmenliği yapıyordu. Beyzbolculara yararlı olacak bir kış idmanı düşünüp, basketbolu ilkel biçimde oynatmıştı. Oyun zamanla gelişip kış idmanı olmaktan çıkacak ve Naismith 13 maddeye dayalı basketbolü salonda oynatacaktı (20 Ocak 1892). Hızla yaygınlık kazanan basketbolun Türkiye’ye girişi için yıllar geçmesi gerekecekti. YMCA 1920’de İstanbul Müdürü Diver’in öncülüğünde Selim Sırrı Tarcan ve Öğretmen Okulu öğrencileriyle harekete geçmiş ve çalışmalar tamamlanınca 4 Kasım 1921’de Darülmuallimin-i Aliye yani Yüksek Öğretmen Okulu’nun Cağaloğlu’ndaki binasının karşı bahçesinde ilk ciddi basketbol maçını oynatmıştır: YMCA: 18 Türk Takımı: 14 (Kaptan Ahmet Robenson).

BASKETBOL MINTIKASI

Galatasaray ve Fenerbahçe’nin çalışmalarına Nişantaşı da eklenmiş ve Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı (Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü) kurulması ile (1923) İstanbul Basketbol Mıntıkası oluşturulmuştu. Kurtuluş, Beyoğluspor Maccabi, Protkeba İtalyan Kartal, İstanbul Ligi’nde yer almışlardı. Musevi vatandaşların oluşturduğu Maccabi takımı şampiyonluğu kimseye bırakmamıştır. Türkiye’de ilk basketbol, İstanbul’da Robert Kolej’de oynanmıştı (1904). Amerikalı bir öğretmenin bu oyunu öğrencilerine göstermesi ülkemizdeki basketbolun yaygınlaşmasında ilk adımlar olmuştu. Milli Takım Naili Moran’ın öncülüğünde oluşmuştu. Sporcular ve basketbola gönül verenler aralarında topladıkları para ile Yunanistan’ı ülkemize getirmişlerdi. Beyoğlu Halkevi Salonu’ndaki bu ilk milli maçta, takımımız Yunanistan’ı 49-12 yenmişti (24 Haziran 1936). Bu sonuç Milli Takım’a olimpiyat oyunlarının kapısını açmıştı. Milli Takım Şili ve Mısır’a yenilecek ama uluslararası alanla tanışacaktı.

EFES PİLSEN’İN YILDIZLARI

Başkan Vedat Abut’un çabaları, Faik Gökay döneminde hızlanmış yıldızlar ve kızlar kategorilerinin oluşturulması, bu spor dalının yaygınlaşıp büyümesinde etkin rol oynamıştı. 1966-1967 sezonu basketbol için yeni bir dönemdi. Türkiye Basketbol Federasyonu, Deplasmanlı Ligi oluşturacak, başta Osman Solakoğlu olmak üzere, salonlar kaygan zeminden kurtulacaktı. “Kolay ve geçici“ yerine, “Zor ve sürekli” anlayışı benimsemek, zaten sporun temel hedefi olmalıydı. Basketbol da bu anlayışın dışında değildi. Müesseseler içinde çağdaş atılımı Eczacıbaşı başlatmış, ısrarlı takipçisi ise Efes Pilsen olmuştu. Köklü zirve bakışını, zamanla alt yapıya indirmiş ve en güçlü oyuncu ve koçlarla sadece ülkenin değil, Avrupa’nın da yıldızlar takımı olmuştu.

ÖNEMLİ NOT: Spor hayatımız boyunca başarıları, skorla değerlendirenlerden olmadık. Övgüler için ne final, ne de şampiyonluk gününü bekledik. Başarıyı kupa ve madalya ile ölçmedik. Bu yazıyı Fransa maçından önce yazdık. (E.H.)

BU HABERİ PAYLAŞ

Yazarın diğer yazıları

YORUMLAR

Bu haberle ilgili hiç yorum yapılmamış. ilk yorum yazan siz olun