‘Star Wars: Son Jedi’: Özgün sekanslarıyla fark yaratıyor

Cuma, 15 Aralık 2017 - 13:30

Kerem Akça, 13-15 Aralık 2017’de vizyona giren filmleri değerlendirdi
 
KEREM AKÇA / kerem.akca@posta.com.tr
 
‘Yıldız Savaşları’ serisinin 8. filmi “Star Wars: Son Jedi”, yönetmeninin farkıyla yeni üçlemenin ilkini rahatlıkla solluyor. J.J. Abrams’ın getirdiği gülünç öğelerden darbe yemediği sürece Rian Johnson’ın özgün sekanslarından güç alarak keyif veren bir Star Wars filmi karşımızdaki.
 
Fenomenin tarihine ufuk açıcı sekanslar kazandırıyor
 
“Star Wars: Güç Uyanıyor” (“Star Wars: The Force Awakens”, 2015) ile Disney’in ‘Star Wars’ serüveni start aldı. İlk hedef son bölümü 1983’e denk gelen seriden 32 sene sonra bir ‘devam üçlemesi’ne imza atmaktı. Ama açıkçası Prenses Leia önderliğindeki ‘direniş’i takip eden film, J. J. Abrams’ın ‘dizi mantığı’na yatkınlığı ile ‘yeni sürüm başlangıcı’na veya ‘1977 tarihli filmin bu jenerasyona uygun yeniden çevrimi’ne evrildi.
 
Rian Johnson ise yeni milenyumda bağımsız sinemadan çıkan en önemli tür cambazlarından biri. Kara filmden (“Brick”) zaman yolculuğu filmine (“Looper”) her şeyi eğip bükerek becerisini ispatladı. “Star Was: Son Jedi”de (“Star Wars: The Last Jedi”, 2017) boş bir projeye girmeyeceğini ispatlıyor. Yeni ‘Yıldız Savaşları’ üçlemesine beklediği saygınlığı kazandırmak için adımlar atıyor.
 
Carrie Fisher’ın gerçek vefatı, Abrams’ın duygusal rötuşlarının bertaraf edilmesini de sağlamış gibi. Johnson burada senaryoyu da kendi yazmış. “Son Hücum” (“Twelve O’Clock High”, 1949), “Kwai Köprüsü” (“The Bridge on River Kwai”, 1957), “Kelepçeli Aşık” (“To Catch a Thief”, 1955), “Three Outlaw Samurai” (“Sanbiki No Samurai”, 1964) gibi filmleri referans göstermiş. Kağıt üstünde esas kaynaklar: ‘Savaş filmi’, ‘Hitchcockyen gerilim’, ‘samuray filmi’.
 
Bu da sürekli çalıştığı görüntü yönetmeni Steve Yedlin’den buna uygun renk paleti istemesini sağlıyor. Lucas’ın ‘tarihi-epik’ referanslarının daha güncel savaş filmlerine çevrilmesi yaklaşımı modernleştiriyor. Filmde herhangi bir ‘Star Wars’ filmine göre fazlaca ‘çok yakın plan’ var. Bu durum zaman zaman Hu, Leone ve Mann’i hatırlatsa da o kadar baskın değil. Ama ‘gezegen algısı’nı yitirmemizi sağlayan aynalı sekans (“Şangaylı Kadın”a gönderme gibi) ve kumarhane sekansının yanı sıra çöldeki görkemli savaş sekansı da (“Son Hücum”, “Kwai Köprüsü” etkili) parlak renklerin getirdiği ufuk açıcı vizyonu hissettiriyor.


 
Andy Serkis fetişizmi ve yeni eklemeler
 
Kylo Ren’in (Driver) ‘yapay Darth Vader parodisi’ halini bertaraf etmek için çabalayan Johnson, Rey’den (Ridley) de yeni bir ‘kadın savaşçı’ yaratıyor (“Rogue One”daki Jyn Erso gibi). Ama Adam Driver ile Daisy Ridley üzerinden devreye giren ‘baba-kız ilişkisi’ gizemi, arada dokuz yaş fark olduğu düşünüldüğünde düello sahnesinde büyük bir inandırıcılık sorununa yol açıyor. Sadece ilk filmin yegane olumlu taraflarından Supreme Leader Snoke devreye girdiğinde, onun arkasındaki kırmızı perde ile birlikte filmin ‘kötü adam algısı’ renk kazanıyor. Adeta Kurosawa’nın iç mekan sahnelerinin dokusuyla Andy Serkis fetişizmi yapılıyor.
 
Bunun yanında Carrie Fisher’ın yerine gelen Laura Dern, kopya değil de capcanlı dururken, Justin Theroux kumar masasına, Benicio Del Toro kötü adamlığa cuk oturuyor. Domnhall Gleeson alışık olmadığı bir rolde, General Hux’ta döktürüyor. Ama sanki ilk üçlemeden ışıltılar kıvamında araya girilen ruhsal bir ‘Yoda’ ya da ‘Luke Skywalker’ın evindeki sendromu gibi anlar filme katkıda bulunmuyor. Sadece R2-D2 ve C-3PO iyi kullanılmalarıyla bir heyecan getiriyorlar.
 
Genel anlamda Rian Johnson ritim duygusuna, renk dokusuna çok iyi çalışmış. Evrende yolculuğa çıkılmasıyla hareketlenen ‘video oyunu’ mantığının yerine gelen ‘samuray filmlerinin stilize dokusu’ ile ‘çizgi roman estetiği’ni birleştiren detaycı görsel yapı, ‘klasik savaş filmi kurgusu’ndan destek alıyor. Finaldeki ‘Oliver Twist’vari sürpriz de heyecan verici olabiliyor.
 
“Star Wars: Son Jedi” seride üst sıralarda olmamasına ve “Rogue One: Bir Star Wars Hikayesi” (2016) gibi ufuk açıcı durmamasına karşın, en dipteki “Star Wars: Güç Uyanıyor”u ve “Star Wars: Klon Savaşları”nı (“Star Wars: Clone Wars”, 2008) rahatlıkla solluyor. Johnson’ın enerjisiyle ‘boş bir uzay koşuşturmaca’sı ve “Star Wars: İmparator”un (“The Empire Strikes Back”, 1980) kopyası olmaktan ziyade yeni üçlemeye bir ‘vizyon’ ve ‘duruş’ getirme kaygısında büyük oranda sınıfı geçen bir film izliyoruz.

FİLMİN NOTU: 5.6


 
Künye: 
Star Wars: Son Jedi (Star Wars: The Last Jedi)
Yönetmen: Rian Johnson
Oyuncular: Daisy Ridley, John Boyega, Domhnall Gleeson, Laura Dern, Adam Driver
Süre: 152 dk.
Yapım yılı: 2017

 
‘Godard ve Ben’: Godard’a romantik bir saygı duruşu biyografisi
 
“Artist” ile Oscar’a ulaşan Hazanavicius, “Godard ve Ben”de Godard’ın ikinci eşi Anne Wiazemsky’le tanıştığı yılları ele alan hoş bir saygı duruşu biyografisine imza atmış. 60’ların ruhunu sapına kadar yansıtan eserde Louis Garrel de rolüne cuk oturuyor.
 
Biyografinin ‘romantik-komedi’ parçası
 
Yer Paris, sene 1967. Dönemin en çok konuşulan yönetmeni Jean-Luc Godard (Louis Garrel), Çinli Kız’ı çekmektedir. Filmin başrolünde sevdiği kadın olan, kendinden 20 yaş küçük Anne (Stacy Martin) yer almaktadır. Mutlu çift evlenir ama filmin gördüğü ilgi, arkasından gelen 1968 olayları, Jean-Luc’ün kendini sorgulamasına neden olur. Böylece aşk bambaşka boyutlara uzanacaktır.
 
Sinemada ‘yönetmen biyografileri’ genelde başarısız olabiliyor. Belgeseller bir yana, ama örneğin Hitchcock’la ilgili kurmaca filmler kimseyi tatmin edemedi. Hazanavicius bu alana aradığı canlılığı getirmiş “Godard ve Ben” (“Le Redoutable”) ile. Tam ekran (1.33:1) ve siyah-beyaz çekilmiş “Artist”te (“The Artist”, 2011) bir sessiz dönem oyuncusunun kurmaca biyografisine imza atsa da orijinal durmamıştı. Ama kesif nostalji duygusu ile tüm sinemaseverlerin kalbini kazanabilmişti.
 
Burada Godard’ın militan döneminin hemen akabinde “Çinli Kız”ın (“La Chinoise”, 1967) setinde tanışıp evlendiği ikinci eşi Anne Wiazemsky ile yaşadığı aşka ‘biyografik parça’ olarak bakıyor. Altın döneminde özdeşleştiği Anna Karina’dan ayrıldıktan sonra yeni bir ‘ilham perisi’ni işaret eden bu süreç, yönetmenin aynı zamanda aşırı politik bir evresini de duyuruyor. Ama onunla ucundan dalga geçerken aslında dönemin dokusunu da etkili bir atmosferle destekliyor. Godard, 60’ların Karina’lı filmlerinin ana karakteri olarak canlanıyor burada.
 
Kameranın etkisini hissettirdiği Uzun planlar, arka plan dokusu derken özen ve detaycılık tesir ediyor. Hazanavicius, yönetmenin militan döneme geçişine bir ‘romantik heyecan’ yolu buluyor. Biraz uzasa da keyifli dönem portresi tatmin ediyor. Anadan üryan sahnelerle dönemin özgürlükçülüğü rüya gibi renklerden destek alıyor. Bu açıdan da etkileyici bir biyografik film ürüyor.


 
Anlamlı bir saygı duruşu
 
“Godard ve Ben”, çığır açacak bir film değil. Ama nostaljik dokusuyla, Fransız Yeni Dalgası’nın kurucusu ve sinema tarihinin en önemli yönetmeninin, ‘auteur’ kavramını yedinci sanata armağan eden o kilit sinemacının dünyasına bakıyor. Onun hayatına yakıştırılan ‘romantik-komedi’ dolgusuyla dikkat çekiyor. Bir tutarlılığın sözünü veriyor.
 
Agnès Varda’nın onun egosunu da ucundan iğnelediği “Mekanlar ve Yüzler” (“Visages, Villages”, 2017) adlı samimi belgeseli çektiği seneye denk gelmesi şaşırtmıyor. Ama karton durmayıp boyutlu bir yönetmen biyografisine dönüşüyor. Sinematografi-kurgu-sanat yönetimini bütünlüğü Hazanavicious'un retro dokusuna çok yakışıyor.
 
Fransız Yeni Dalgası’nda kendi yaratıcılık krizini anlatan yönetmenler oldu. Godard’ın “Nefret”i (“Le Mépris”, 1963), Truffaut’nun “Amerikan Gecesi” (“La Nuit Américaine”, 1973) ‘meta-film’ olarak o akıma çok yakıştı. Ama açıkçası “Godard ve Ben”, Godard’ın aranan biyografisi. Hazanavicius’un için ise belli dönemlere güzelleme yapma arzusunu yeniden geri getiriyor. Aradaki aşırı gerçekçi ve yapay Çeçen draması “Arayış”ın (“The Search”, 2014) fayda etmediği çok açıkken sarılma arzusu ile noktalanıyor. “Godard ve Ben”, bir ustanın özüne, ruhuna, dünyasına dair anlamlı bir saygı duruşu.

FİLMİN NOTU: 6.5


 
Künye:
Godard ve Ben (Le Redoutable)
Yönetmen: Michel Hazanavicius
Oyuncular: Louis Garrel, Stacy Martin, Bérénice Bejo, Micha Lescot, Guido Caprino
Süre: 107 dk.
Yapım yılı: 2017

The Party: Teatral ve geveze bir kutlama filmi
 
Sally Potter’ın 8. filmi “The Party”, 2017 Berlin Film Festivali’nin ana yarışmasının en zayıf halkalarındandı. Patricia Clarkson’dan Timothy Spall’a, Kristin Scott Thomas’tan Bruno Ganz’a uzanan kaliteli oyuncu kadrosuna karşın ‘sinema’ tadı vermekte zorlanıyor.
 
Janet (Kristin Scott Thomas), terfi etmesini kutlamak için bir parti düzenler. Altında çalışan Marianne ile eşi bankacı Tom’un (Cillian Murphy) yanı sıra; Alman sevgilisi Gottfried (Bruno Ganz) ile April (Patricia Clarkson), yaşam koçu, ruhsal şifacı ve akademisyen Martha’yla (Cherry Jones) aşçılık yapan partneri Jinny (Emily Mortimer) de bu kutlamaya katılır. Janet’in eşi Bill (Timothy Spall) yemekten önce rahat bir şekilde şarabını yudumlayıp müzik dinlemektedir. Konukların gelmesiyle ise gerçekler ortaya çıkar. Janet’in gizli telefon konuşmalarının da dahil olduğu ilişkiler yumağı, her şeyin tıkır tıkır işlemediğini duyuracaktır.
 
‘Kutlama/buluşma filmleri’ sinemada sevilen yönetmenlere malzeme olmuştur ve bazen başarılı yapıtlarla anılabilir. Bir çırpıda Lawrence Kasdan’in “Yıllar Sonra”sı (“The Big Chill”, 1983), Thomas Vinterberg’in “Şölen”i (“Festen”, 1998) ve onun rüzgarıyla üreyen Alan Cumming-Jennifer Jason Leigh imzalı “The Anniversary Party” (2001) örnek verilebilir. Ama çoğu zaman da ‘teatral tatmin’den öteye gitmez. Sally Potter’ın özündeki ‘tiyatro’ ve ‘edebiyat’ etkisiyle kariyerinde çokça yara aldığını, amacını ulaşmadan yarı yolda kaldığını biliriz. “Orlando” (1992) dışında klasikleşecek bir filmi de yoktur.


 
Yönetmen, “The Party”de (2017) sahne önünde farklı kılıklarda konuşan oyunculardan ibaret “Rage”deki (2008) modern sanat kaygısının ardından bir kez daha ‘müzelik’ bir işe imza atıyor. Filmi izleyince hangi dönemde çekildiğini anlamak zor. Elbette eşcinsel aileden klasik aileye, aldatmadan takılmaya uzanan buluşmada kendini paralayan oyuncular var. Emily Mortimer, Cherry Jones, Patricia Clarkson başarılı. Spall kilo vererek tanınmayacak hale gelip çok farklı bir karakter yaratmış. Fakat Bruno Ganz ne yapıyor tartışılır.
 
Potter, en zayıf filmine imza atarken “Orlando” (1992) ve “Evet”te (2004) çalıştığı, “Gel ve Gör” (“Idi i Smotri”, 1985) ile tanınan görüntü yönetmeni Aleksei Rodionov’dan da katkı alamamış. Onu post-prodüksiyonda çevrilen yapay ‘siyah-beyaz’a mahkum bırakmış. Hedef ise ucuza üretilmiş bir tek mekan filmini devreye sokmak. Ama “The Party” o alanda sivrilmekten ziyade ‘sinema katliamı’nı duyurmakla kalıyor.
 
FİLMİN NOTU: 3

Künye:
 
The Party
Yönetmen: Sally Potter
Oyuncular: Patricia Clarkson, Kristin Scott Thomas, Timothy Spall, Emily Mortimer, Bruno Ganz
Süre: 71 dk.
Yapım yılı: 2017

‘Poyraz Karayel Küresel Sermaye': Mizahı az, gürültüsü fazla 

 
Popüler dizi ‘Poyraz Karayel’in sinemadaki yan bölümü “Poyraz Karayel: Küresel Sermaye”, ‘Kolpaçino’ serisine rakip olmaya çalışan bir kara komedi. Ama Şükran Ovalı’dan Erkan Can’a bütün oyuncuların kendi şovlarını yapmaları, esas ekibe de saygı duymamızı engelliyor.
 
2014’de mafya babalığı yapan Kulaksız Adnan’ın (Halit Karaata) kızı Yasemin (Şükran Ovalı), kirli işler yapan Makber’in (Erkan Can) oğlu Semih ile birliktedir. Bu ilişkiyi istemeyen Kulaksız Adnan’ın, kızını Semih’ten ayırmasını Bahri Umman’dan (Musa Uzunlar) istemesi ile olaylar başlar. Bahri’nin bu görevi Sadrettin (Ali İl) ve adamlarına vermesiyle tehlikeli bir maceraya atılırız.


 
Musa Uzunlar, Cemil Nalçakan, Ali İl ve Cem Cücenoğlu’nun başrole ‘kara komedi ekibi’ olarak yerleşmesiyle dizinin kitlesini yakalama arzusu var. Ama prodüksiyon kalitesinin yükselmesiyle gelen ‘Hollywood’ arzusu hiç de A-tipi aksiyon sahneleriyle sarılmıyor. Aksine zoraki parlatılan renk paleti, kafa şişiren ses efektleri ve bağırıp çağıran karakterlerimsiler tesir etmiyor.
 
Yeni eklemelerden Şükran Ovalı, Erkan Can, Reha Özcan ve Sadi Celil Cengiz ise tüm iyi niyetleriyle kendi çaplarında takılıyorlar. Burak Kut’un ne yaptığını ise kimse çözemiyor. Perdede ‘kara komedi’ye dönüşen ‘Poyraz Karayel’ filmi, sinema-TV ilişkisinde “Muro: Nalet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine” (2008) ile aynı alanda anılabilecek, ‘mizahı az, gürültüsü fazla bir yan bölüm’ü duyuruyor.
 
FİLMİN NOTU: 2.3


Künye:
 
Poyraz Karayel: Küresel Sermaye
Yönetmen: Osman Taşçı                                                   
Oyuncular: Musa Uzunlar, Cemil Nalçakan, Şükran Ovalı, Erkan Can, Reha Özcan
Süre: 100 dk.
Yapım yılı: 2017
 

Kerem Akça’nın vizyon filmleri için yıldız tablosu:
 
KUTSAL GEYİĞİN ÖLÜMÜ (THE KILLING OF A SACRED DEER): 8.6
UMUDUN ÖTEKİ YÜZÜ: 7.3
SUBURBICON: 6.8
PADDINGTON: 6.7
BUĞDAY: 6.7
THOR: RAGNAROK: 6.7
KÖRFEZ: 6.6
KARDAN ADAM (THE SNOWMAN): 6.4
DOĞU EKSPRESİNDE CİNAYET (MURDER ON THE ORIENT EXPRESS): 6
İŞE YARAR BİR ŞEY: 5.8
AYLA: 5.7
AİLE ARASINDA: 5.6
KARE (THE SQUARE): 5.6
MUCİZE (WONDER): 5.6
DELİL.COM (ALIBI.COM): 5.5
KORKUSUZLAR (ONLY THE BRAVE): 5.5
ÖTEKİ TARAF: 5.4
YOL ARKADAŞIM: 4.3
İÇİMDEKİ GÜNEŞ (UN BEAU SOLEIL INTERIEUR): 4.2
MAİDE’NİN ALTIN GÜNÜ: 4.2
ADALET BİRLİĞİ (JUSTICE LEAGUE): 3.8
BEGINNER: 3.8
JUPİTER’İN UYDUSU (JUPITER HOLDJA): 3.6
YOL AYRIMI: 3.6
AYAZ: 3.5
ON ADIM: 3.5
ÇİZGİ ÖTESİ (FLATLINERS): 3.4
GENÇ PEHLİVANLAR: 3.3
KETENPERE: 3.3
MUTLULUK ZAMANI: 3.3
İNTİKAM (THE FOREIGNER): 3.2
YARINI YOK (24 HOURS TO LIVE): 3.1
KARDEŞİM BENİM 2: 3
GEÇMİŞTEKİ SIR: 2.9
SEN KİMİNLE DANS EDİYORSUN: 2.9
SARI SICAK: 2.7
 
BUNLAR DA VAR
*Somali Korsanları’nın siyasetle bağlantısını araştıran bir gazetecinin hikayesini ele alan “Somali Korsanları”nda Al Pacino, Melanie Griffith ve Barkhad Abdi rol alıyor.

*Ünlü Fransız komedi oyuncusu Alain Chabat’nın yazıp yönetip başrolünü üstlendiği “Yeni Yıl Tehlikede”, ailecek izlenebilecek bir Noel komedisi.

*Kenan Acar ve Metin Sezer’in rol aldığı “Papatya”, baba özlemi çeken iki kafadarın mücadelesine odaklanan bir yerli komedi filmi.