'Suç rezil' ise destek ne Sayın Clinton?

a
a
Salı, 02 Kasım 2010 - 05:00

Kesin olmamakla birlikte Taksim’deki saldırının PKK veya ona yakın grupların (Devrimci Karargah) eylemi olduğu konusunda görüş oluşmaya başladı. Bu saldırıya karşı hem yurtiçinden hem de yurtdışından tepkiler geldi.

Ancak en rahatsız edeni, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın yaptığı açıklama oldu.

Bayan Clinton saldırıyla ilgili olarak “ABD, İstanbul’un en işlek meydanlarından birinde masum sivilleri vahşice hedef alan terör saldırısını kınar” ifadesini kullandı.

[[HAFTAYA]]

Saldırıyı “rezil bir suç” olarak nitelendiren Hillary Clinton, açıklamasında “ABD halkı, dostumuz olan Türk halkıyla dayanışma içinde” ifadesine yer verdi.

Şimdi birkaç gün önceye dönelim. Radikal Gazetesi’nden Ertuğrul Mavioğlu’nun Kandil’de PKK yöneticisi Murat Karayılan’la yaptığı görüşmeye... Karayılan şunu söyledi: “ABD ile 2003-2004 arasında bazı temaslar gerçekleşti. Ama bunlar bir siyasi ilişkiye dönüşmedi. Daha sonra Türk devletinin müdahalesi, vetolar ve benzeri nedenlerle 2004’ten bu yana da ilişkimiz kalmadı”.

ABD’nin terör örgütüyle teması, hatta desteği konusunda, Emekli Orgeneral Edip Başer de önemli iddialarda bulunmuştu.

Şimdi ABD Dışişleri Bakanı Clinton’a sormak lazım. “Elbette saldırı rezil bir suç, peki ABD’nin terör örgütüyle ilişkisine ne anlam vereceğiz?”... ‘Suç rezil’ ise destek ne Sayın Clinton?

Eğer samimiyseniz...

Hillary Clinton açıklamasında, saldırının faillerinin süratle adalet önüne çıkarıldığını görmeyi umduklarını, her türlü yardım ve desteği vermeye hazır olduklarını belirtti.

İşte burası çok önemli.

Madem ABD bu kadar destek vermeye hazır, Kandil’in boşaltılması ve PKK’nın silahsızlandırılması dahil, sözünü geçirebildiği Kuzey Irak’ta teröre kaynaklık eden tüm unsurların etkisiz hale getirilmesini sağlayabilir. Hatta Kuzey Irak yönetimiyle anlaşıp PKK’nın Türkiye’ye teslimini sağlayabilir. Tabii eğer samimiyse...

Ortak payda cinayet ve adaletsizlik

İnsanın aklına gelmeyen başına geliyor. 19 Ocak 2007 günü Şişli’de başına sıkılan kurşunlarla öldürülen gazeteci Hrant Dink ile 8 Kasım 2009 günü bindiği otobüse atılan molotof kokteyliyle yandıktan sonra hayatını kaybeden Serap Eser’in ortak bir paydada buluşabileceği aklıma gelmezdi.

İki farklı görüşteki kişiler tarafından hayatları elinden alınan bu insanların bir diğer ortak noktası, adaletsizliğe kurban olmaları.

Lise son sınıf öğrencisi Serap Eser üniversite hayaliyle gittiği dersane dönüşünde bindiği İETT otobüsüne atılan molotof kokteyli ile yanarak can vermişti. Molotof kokteylini attığı belirlenen Hamit Aksan ile 6 sanık için “Silahlı terör örgütü üyesi olmak, kasten adam öldürmek, patlayıcı madde atmak, mala zarar vermek, genel güvenliği tehlikeye sokmak ve ruhsatsız silah bulundurmak” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Gelgelelim, sanıkların yaşlarının 18’in altında olması nedeniyle katiller temmuz ayında çıkarılan “Taş Atan Çocuklar Yasası”nın sağladığı imkanlardan yararlanacaklar. Tıpkı Ogün Samast gibi. Hrant Dink ve Serap Eser’in katillerinin dosyası, çocuk mahkemelerine gönderilecek. Artık orada yargılanacaklar. Biz de buna ‘adalet’ diyeceğiz.

Adaletsizlik tıpkı oksijensizlik gibi; ırk, cinsiyet, siyasi görüş ayırmıyor. Herkesi vuruyor, daha da vuracak.