Candaş Tolga Işık

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170731.candaş_tolga_ışık_25.png

Süleyman Seba ölmez!

Cuma, 15 Ağustos 2014 - 05:00

Ortaokuldaydım... Beşiktaş’ı öyle seviyordum ki maçlarına gitmek kesmiyor Fulya’daki antrenmanlara da gidiyordum. Onunla ilk kez o antrenmanlardan birinin sonrasında tanışmıştım. “Başkan antrenmanı seyreden çocukları çağırıyor” dediler. 5-10 çocuk toplayıp yanına götürdüler. Üzerinde kareli bir ceket vardı. Her zamanki gibi çok yakışıklıydı. Hayatımda ilk kez yüzünde bu kadar sert bir ifade varken gözlerinin içi böyle insanca gülen bir adam görüyordum. “Nasılsınız çocuklar?” diye başladı konuşmaya...

Korkudan hiçbirimiz cevap veremedik. Bana döndü, “Söyle bakalım sen niye Beşiktaşlısın?” diye sordu. “Ulan ya yanlış bir şey söylersem?” diye bir ödüm patlarken, diğer yandan koskoca Seba soru sormuş hemen cevap vermem gerekiyor korkusuyla can havliyle aklıma ilk gelen sebebi söyledim: “Büyük Metin’i (Metin Tekin) çok seviyorum o yüzden.” Efsane başkan efsane bıyıklarının altından o efsane tebessümüyle “Bakın çocuklar” diye başladı...

“Beşiktaş şampiyon olsun, maç kazansın, kupa kaldırsın diye tutulmaz. Beşiktaşlılık bir değerler manzumesidir. Dürüstlüktür. Ahlaklı olmaktır. İyi insan olmaktır. Bir insan falanca fitbolcuyu, filanca başkanı sevdiğinden değil, takım sürekli şampiyon olduğu için hiç değil öncelikle ve esasen bu değerlere inandığı için Beşiktaşlı olur.” dedi. Sonra durdu, “Metin’i çağırın, gelsin” dedi. Büyük Metin geldi. “Metin abiniz hem Beşiktaş formasını taşıyor hem de üniversite okuyor. Siz de onu örnek alacaksınız... Hem Beşiktaş’ı hem de derslerinizi ihmal etmeyeceksiniz. Tamam mı?” dedi.

*

Amigolarla sohbet edeni, yöneticilerle kebap partisi yapanı, futbolcularla baklava yiyenini görmüştüm ama ilk kez antrenmanı seyreden küçük çocukları toplayıp onlara hayat dersi veren bir başkan görüyordum. Aradan yıllar geçti... Müdavimi olduğu Bordo’da Süleyman Seba’nın karşısına bir gazeteci olarak çıktım... O anımı anlattım. “Koskoca Beşiktaş başkanı niye uğraştı ki böyle bir şeyle?” diye sordum. Yine güldü, “Beşiktaşlılık hayatta bir duruştur. Beşiktaş başkanının en büyük vazifesi de futbolcusundan taraftarına bütün camiaya bu duruşu göstermek, anlatmaktır” dedi.

*

Beşiktaşlılığın bir futbol kulübü taraftarlığı değil dürüstlük, mütevazılık, sağduyu ve rakibe saygı demek olduğunu ondan öğrenmiştik. Parası yoktu, ihtiyacı hiç yoktu... Çünkü parayla değil tam 16 yıl itibarıyla yönetmişti Beşiktaş’ı...

*

Bazı adamlar vardır hayatta, Azrail 100 yaşında bile kapılarını çalsa erkendir. O kara haber 18’inde bir delikanlının ölüm haberi gibi yakar içinizi... Hele ki adama hasret bir ülkede yaşıyorsan, en çok böyle adamların gidişinin telafisi yoktur. Bize Beşiktaşlılığı öğreten adam Süleyman Seba, 88 yaşında hayata gözlerini yumdu. Bağışlayın, “Süleyman Seba öldü” demeye dilim varmıyor. Çünkü ‘Süleyman Seba’ benim için bir insan bedeninin adı değil... Süleyman Seba, adına Beşiktaşlılık dediğimiz ruhun ta kendisidir ve o ruh hiçbir zaman ölmez...