Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Suriye faturası, sonunda bize çıkacak (!)

Cumartesi, 18 Haziran 2011 - 05:00

ime iyilik yaparsanız, emin olun sonunda siz zararlı çıkarsınız. Hele uluslararası ilişkilerde bu durum çok daha geçerlidir. Bakın göreceksiniz, Suriye’deki krizin faturası bize çıkacak. Kötü kişi olarak Türkiye gösterilecek ve Ankara ne kadar iyi niyetle davranırsa davransın, kimselere yaranamayacak. Birkaç yönden kötü kişi olacağız:

1. Göçmenlere ne kadar yiyecek içecek verseniz, ne kadar ilaç, çadır sağlasanız belki ilk haftalarda sesleri çıkmayacak, hatta “Yaşasın Erdoğan” diye çiçekler atacaklar, ancak bir süre sonra itiş kakış başlayacak. Daha fazla istekte bulunacaklar, Türkiye ise, nefesi daralmaya başladığı için, binlerce göçmeni tatmin edemeyecek. Kamplarda gereken disiplin nedeniyle, Türk güvenlikçilere yönelik tepki yaygınlaşacak. Özetle, Birinci Körfez Savaşı’nda, Kürt göçmenlerle yaşanan sahnelerle karşı karşıya kalacağız.

[[HAFTAYA]]

2. Beşşar Esad başta olmak üzere, Suriye yönetimi daha şimdiden Türkiye’yi suçluyor. Suriye devlet televizyonu, yaşanan olayların Ankara tarafından kışkırtıldığını ileri sürüyor. Bu damgadan kurtulabileceğimizi hiç sanmıyorum.

3. Ankara ne yapsa, Araplar’a yaranamayacak. Suriye ile ne kadar hoşlaşmasalar dahi, bir çok Arap ülkesi Türkiye’yi eleştirecek. Bu listeyi uzatabilirim. Sadece, gerçekleri, ileride nelerle karşılaşabileceğimizi şimdiden bilelim diye hatırlatmak istedim.

Economist hem döver, hem över...

Başbakan Erdoğan’ın İngiliz Economist dergisini topa tutmasını bir türlü anlayamamıştım. Hâlâ da anlayabilmiş değilim. Economist, köşeli manşetleri, herkesi şaşırtan kapaklarıyla ünlüdür. Kendi değerlendirmesini yapar ve tutumunu açıklar. Düşünebiliyor musunuz, İtalyan Başbakanı Berlusconi için yaptığı kapağa “Bütün ülkeyi beceren adam” başlığını atabilen bir dergidir. Erdoğan’a gelene kadar nice lider ve başbakanı yerden yere vurmuş, kimilerini de göklere çıkarmıştır. Nitekim, seçimlerden sonraki yorumunda da Erdoğan’a hakkını veriyor. İşte bundan dolayı, Başbakan’ın kızgınlığını anlayamamıştım.

Başbakan gerçekten sabırlıymış (!)

Emin olun bu iş artık komedinin de ötesine gitti. Hadi ilk başlarda, “Kazadır, herkesin başına gelir” dedik. Bitmedi, tam aksine ardı ardına başka skandallar birbirini izledi. “Tamam, bundan sonra olmaz” dedik, yine devam etti. ÖSYM Başkanı Ali Demir, acaba şanssız mı yoksa beceriksiz mi, diye tartışırken, Başbakan çıktı “İşleri doğru dürüst yönetemediğini” söyledi. YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan “İyi kalpli adamdır” diye savundu. Oysa siyasetin gereği, bu kadar gaf yapan bir genel müdürü hemen değiştirir ve sorumluluğu da ona yıkardı.

Herhalde, seçimler öncesinde “Bizim çocuğu atarsak, bu defa sorumluluk bize fatura edilir” diye hesap etmiş olacaklar ki, Ali Demir’e kimseler dokunmadı. İşlerin yoluna girdiği sanılıyordu ki, bu defa en son, Tıpta Denklik Sınavı iptal edilmek zorunda kalınmaz mı? Valla bravo... Ben Başbakan’ın bu kadar sabırlı olduğunu bilmiyordum. Ne değerliymiş Ali Bey... Bakalım bu değer daha ne kadar sürecek (!)

Mutlaka tehdit edilmemiz mi gerekiyor?

Hatip Dicle, son yıllarda yargımızın en ilgi çekici kararlarından biri sayesinde hapisten kurtulup TBMM’ne girebilecek. Şimdiye kadar böyle bir hesap yapıldığını hiç duymamıştım. Neyse, sonunda gereksiz bir krizden daha kurtulduğumuz için memnunum. Ancak, temel bir soruyu sormaktandan kendimi alamıyoırum. “Devlet veya bürokrasimizin bazı hataları düzeltebilmesi ya da tutum değiştirebilmesi için mutlaka birilerinin dayatması mı gerekiyor?” KCK davasını başına dolayan polisimiz ve polisin izinden yürüyen yargımız, BDP’nin dayatması üzerine tutum değiştiriverdi.

“Hatip Dicle olmadan meclise girmeyeceğiz” deyince etekler tutuştu. Meclisin açıldığı gün dev bir kriz ile karşı karşıya kalınacaktı. Zaten YSK’nın yaraya ektiği tuz hâlâ akıllardayken, bir de Dicle olayı çıkacaktı. Duyarlı çevreler hemen harekete geçmiş olacak ki, yargı sistemi tutum değiştirdi ve garip bir hesaplama sonucu hem Dicle’nin önünü açtı, hem de diğer örneklere uygulanacak bir yol gösterdi. Doğrusunu da yaptı. KCK tutuklamaları başlamamış olunsaydı, bugün yargımız böylesine cambazlık yapmak zorunda kalmayacaktı. İşte benim merak ettiğim bu... Neden dayatmalarla hareket ediyoruz?

Gerçek Japon yemeği yemek ister misiniz?

Ben pek Japon yemeğinden anlamam, ancak ağzımın tadını bilirim.Yani hangi Japon iyi, hangisi ‘alaturka’ ve ‘yutturmaca’ anlarım. Yeni açılan İoki benzerlerinin çok üstünde. İstinye’ye inen Enka yokuşundan aşağı iniyorsunuz veya deniz kenarından Futbol Federasyonu binasının arkasına doğru gidiyorsunuz, işte orada. İçersi mini Japonya, ister yerde, ister masada oturuyorsunuz.

Dışarda da terası var. Menüye baktığınızda istediğiniz her şey var, içerde Japon filmlerinden çıkmışa benzeyen yaşlı bir Japon usta bütün hünerini ortaya koyuyor. Zaten kendisi New York’tan gelmiş. Arsızlık edip çok şey ısmarladık, yemeyiz gibi geldi, ama o kadar lezzetliydi ki, sildik süpürdük. Şiddetle tavsiye ederim.

İşte asıl bu kafa, AKP’yi zora sokacaktır

Giresun Valisi Dursun Ali Şahin, vali düzeyine çıktığına göre, mutlaka mantıklı ve değerlendirmeleri güçlü olan bir kişidir. Ancak, medyadaki haberleri okuyunca şaşırdım. Hâlâ da emin değilim, acaba işin içinde başka birşey olabilir mi? Şahin, genelge yayınlayarak, mezuniyet törenlerinde kız öğrencilerin ‘diz kapaklarını örtecek şekilde giyinmelerini ve kolsuz askılı elbiseleri tercih etmemelerini’ emretmiş. Bu genelge acaba Vali Bey’in kendi tasarrufu mu, yoksa Milli Eğitim Bakanlığı’nın direktifi mi? Her iki olasılıkta da, AK Parti’nin işte ‘bu kafayla’ tuzağa düşeceğini söyleyebilirim. Böyle bir genelgeye ne gerek var? Okullarda zaten nasıl giyinileceği yeterince söyleniyor muhafazakarlık tüm ailelerin içinde, bir de valiliğin uyarısı fazla değil mi?

Bin Yüz Bir İnsan 

İnsanın günlük yaşamda girdiği onlarca rolde yaşadıklarını, kendine yabancılaşmasını ve çıkış yolunu yaşamlarımızın içinden bir hikayede irdeleyen ‘Bin Yüz Bir İnsan’, Gökhan Kırdar‘ın kitaba özel müziğiyle birlikte okuru kendi gerçekliğini bulmaya ve ifade etmeye davet ediyor. Bin Yüz Bir İnsan kendiyle barışan insanın kendi cevresinden başlayarak dünyaya katacağı değerleri gösterirken, maskelerimizi çıkarttığımızda din, dil, ırk ve diğer farklılıklarının ardındaki kucaklaşmayı okurlara yaşatıyor. Günün koşuşturmacasında bir an durup soluklanmak ve yaşamlarımızı gözden geçirmek adına güzel bir kitap. Yazar: Aret Vartanyan. Yayıncı Boutique.

Yeni Daily News’i gördünüz mü?

Daily News Gazetesi Murat Yetkin’in yönetimine geçti ve yenilendi.. Makyajı değişti, içeriği farklılaştı. Hürriyet’in kaynakları ilk defa çok akıllıca kullanılmaya başlandı. Murat Yetkin’in kalitesini size anlatmaya gerek yok. Ankara’nın nabzını daima, en sağlıklı şekilde yansıtan bir ‘gazeteci’.

‘Gazeteci’ kelimesine özel vurgu yapmamın nedeni, şimdi Daily News’i de bir ‘kolaj gazetesi’ olmaktan çıkarıp, gerçek bir gazeteye dönüştürmesi. Daily News, sadece Türkiye’ye gelen turistler veya yabancılar için hazırlanmıyor. İngilizce bilen her Türk’ün de, günlük gazete okuma ihtiyacını karşılayabilecek çapta hazırlanıyor. Tavsiye ederim, bir defa alıp bakın.