Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Takım tutar gibi referandum

Pazar, 08 Ağustos 2010 - 05:00

Seçimlerde böyle bir şey yoktu. ‘Oy’un mahremiyeti vardı. Oysa şimdi iş adamlarına, sanatçılara, yazarlara, sendika başkanlarına gidip ‘Hangi takımı tutuyorsunuz?’ diye sorar gibi ‘Referandumda evet oyu mu kullanacaksınız, hayır oyu mu?’ diye soruluyor. Hemen herkes de çatır çatır ‘oy’unun rengini açıklıyor.
Yoksa ‘referandum’ seçimlerden daha büyük bir kutuplaşmayı ve rekabeti mi barındırıyor içinde?
Ya da ‘referandum’ seçimlerden daha ‘light’ bir konuymuş gibi görüldüğü için mi ‘Ben şu takımı tutuyorum’ der gibi açık ediliyor oylar uluorta?
Belki de tam tersi, seçimlerdeki oylarımızdan daha önemli görülüyor ‘referandum’da kullanacağımız oylar ve o yüzden bu kadar fazla gidiliyor kanaat önderlerinin üstüne.
Referandum, 12 Eylül’le geçmişe, hükümetin değerlendirilmesi bağlamında bugüne, bir gelecek projesi olarak sunulduğu ölçüde geleceğe değdiği ölçüde kritik, tamam da, ‘oy’un mahremiyeti vardır diye hatırlatmakta fayda var yine de...

Kadınlar konuşsun

BDP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel Altınoluk’ta konuşma yaparken Sevgi Alnıdelik adındaki şehit yakını ‘Abimi geri verin’ diye bağırarak BDP’lilerin üzerine yürüyor.
Jandarma, şehit yakınını uzaklaştırmaya çalışırken Alnıdelik “Bana ağabeyimi geri verin. PKK işkence ile öldürdü. Sivildi, sen burada neyin konuşmasını yapıyorsun?” diye bağırmaya devam ederek karakola götürülürken “PKK Meclis’te, vatanseverler hapiste” diye çığlık atıyor.
Genelde bu tür karşılaşmalarda siyasetçi hiçbir şey olmamış gibi konuşmasına devam eder ya, Tuncel, konuşmasını uzatmak istemiyor. “Bu kadar bağırmasına gerek yoktu. Gelip dinleseydi, anlayacaktı ne demek istediğimizi” diyor ve “Diyarbakır’daki annenin acısıyla buradaki annenin acısını ortaklaştırmadığımız sürece bu ülkede barış olmayacaktır. Onların acılarını dindirecek projeler yapılmalıdır” sözleriyle konuşmasını bitiriyor.
Ne derseniz deyin, ‘kadın’ karşılaşmaları farklı oluyor. Birinin çığlığı diğerini teğet geçmiyor, ona bir şekilde değiyor. Bir ‘iletişim’ ihtimali doğuruyor. O yüzden, Sabahat ile Sevgi’nin konuşması gerekiyor. Belki bağırarak, belki gözyaşlarıyla, belki de birbirlerini hırpalayarak... Ama ille de konuşmaları... Birbirlerinin acılarını, kayıplarını dinlemek, duymak için konuşmaları..
Kadın duyarlılıkları, kadın kimliği, kadınlık halleri, bu meselede daha fazla yol almamızı sağlayabilir gibi görünüyor.
Proje yapılacaksa eğer, Sabahat ile Sevgi’nin konuşabileceği projeler yapılsın. Kadınlar konuşsun.

Yorktest sonrası hayat

Son aylarda adını sıklıkla duymaya başladığımız Yorktest furyasına ben de katıldım. Vücudumun hangi gıdaları tolere edemediğini, yani bana neyin iyi gelmediğini, parmağımdan alınacak tek damla kanla öğrenecek olma fikri hoşuma gitti.
Tabii sonunda sevdiğim gıdalardan vazgeçmek durumunda kalma ihtimali de vardı ama ‘İşime gelirse uygularım’ gibi klasik Türk mantığında beklemeye koyuldum. Alınan kan örneği İngiltere’deki merkeze gönderildi ve 15 gün içinde sonuçlar geldi. İnek sütü, yumurta beyazı, elma, üzüm ve birkaç gıdayı daha vücudumun tolere edemediği ortaya çıktı.
Elma ve üzüm hariç, diğerlerini hayatımdan çıkarmakta zorlanmadım. Elma ve üzümü de çok sevmeme rağmen, içimden yükselen ‘Ama bunlar bana iyi gelmiyor’ sesine kulak vererek, karpuz, kavuna yöneldim. Bu gıdaları hayatımdan çıkaralı henüz bir buçuk ay geçmesine rağmen, farkı hissetmeye başladım. Günün belli saatlerinde hissettiğim yorgunluk ve halsizlik hissi kayboldu. Baş ağrılarım azaldı. Ve yavaş yavaş ödem atmaya başladım.
Şimdi etrafımda deli gibi diyet yapan, kilo kilo maydanoz, kabak tüketen ama bir türlü kilo veremeyen arkadaşlarıma ‘Herkese iyi geldiğini düşündüğünüz yiyecekler, sizde tam aksi etki yaratıyor olabilir. Önce vücudunuzun neleri sindiremediğini öğrenin, sonra diyet yapın’ tavsiyesinde bulunuyorum. Demedi demeyin!

Beyaz'ın B'si Tanem'in nesi?

Tanem Sivar hanımefendi, ki tüm Türkiye onu ‘Beyaz’ın sevgilisi’ olarak tanıyor, bundan sonra vereceği röportajlarda kendisine Beyaz’la ilgili soru sorulmasını istemiyormuş. ‘Beyaz’ın B’sini bile duymak istemiyorum’ demiş.
İyi de Tanem Hanım, biz sizi Beyaz’dan evvel tanıyor muyduk ki? Ya da şöyle mi demeliyiz “İnsanların sizinle röportaj yapmak isteme sebebi Beyaz zaten. Bu ilişkiden önce sizinle röportaj yapılıyordu da, biz mi kaçırdık?”
Beyaz’a sürpriz yapmak için Acun Bey sizinle canlı bağlantılar yaparken, manşetlerde Beyaz’ın annesiyle tanıştı, tanışacak haberleriyle yer bulurken, moda dergilerinin çekimlerine poz verirken iyiydi, şimdi ne oldu da “Ben bağımsız bir bireyim, işimle anılmak istiyorum” moduna girildi?
Ezcümle, kolay yoldan gelen şöhret güle oynaya kabul ediliyor ama işler pek de istenildiği gibi gitmeyince bünyede ciddi arıza yapıyor demek ki...

HAFTANIN NOTLARI

-Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı’nın ‘ekşi sözlük’ adlı internet sitesine açtığı dava sonuçlanmış ve sitede kendisiyle ilgili yer alan 97 yorum yayından kaldırılmış.
(Karikatüriste, mizahçıya bile dava açılan bir memlekette internet sitesine dava açılmış çok mu? diye düşünebiliriz tabii. Ama davayı açan bir gazeteci olunca, düşünce özgürlüğü, medya özgürlüğü, sansür karşıtlığı gibi kavramlara kim sahip çıkacak? diye de hayıflanmıyor değiliz hani...)

-Sunucu Pelin Batu’nun ‘Laf Aramızda’ programında bir Ermeni gence aşık olabileceğini söylemesi basında ‘Batu’dan çarpıcı açıklamalar’ ifadesiyle yer almış.
(Batu’nun bu açıklamayı yapması değil ama, bu açıklamanın ‘çarpıcı’ bulunması ilginç. Bu konuya sanki bu ülkede hiç Türk- Kürt aşkı, Alevi-Sünni aşkı, İslamcı ve ulusalcı aşkı yaşanmıyormuş, farklı gruplar arasında aşklar, evlilikler olmuyormuş gibi yaklaşmak garip. İlk defa böyle bir şey duyuyormuş gibi tepki gösterenlerin hali ‘Nerede yaşıyorsunuz?’ dedirtecek kadar abes).