Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Taksim'de çok geç olmadan

Pazar, 18 Kasım 2012 - 05:00

Ülkeyi ileri demokrasiyle yöneten iktidarın en büyük şansı, halkın yaklaşan tehlikeyi gözüyle görmeden idrak edememesi! Referandumda böyleydi, Taksim Meydanı da böyle oldu, TÜBİTAK’da yönetim değişikliği de: bu iktidarın gelir gelmez yaptığı ilk kadro hareketlerinden biri TÜBİTAK’da olmuştu. Üzerinde fazla durulmadı, bugünler içinmiş, yalan yanlış rapor düzenletmek için! Taksim’de düzenlemeye karşı değilim. Şimdiki halini kim beğeniyor ki? Ama kim yaptı? Taksim Meydanı’na WC bile dikmiştir belediye.

Tramvay durağının orası bir keşmekeşti, hâlâ öyle. Metro çıkışının arkası mezbelelik. Aklına esene çadır kurdurup kampanya yaptırıyorlar. Gezi Parkı deseniz berduş yatağıydı. Otoyol kenarlarına gözünün içi gibi bakan Park ve Bahçeler Müdürlüğü bakamaz mıydı oraya? Bakmadılar, çünkü gözden çıkarmışlardı. Ne zaman ki ağaçların üzerine kırmızı çarpı atıldı korumak için harekete geçildi ama çok geç. Halk ancak meydan tahtalarla çevrilince ayıldı başına gelene. Şimdi herkes bağırıyor ki Başkan Topbaş mecburen ekranlara çıkıp açıklama yapmaya başladı.

Hiç olmazsa içinde kültür sanat olacak kamuflajı altında bina yapmaktan vazgeçin o bir avuç yere. Güzel bir gezinti bahçesi yapın. Küçücük klübeler içinde kafeler koyun tamam. Polisleri çekin oradan, şık bir evlendirme dairesi. Yetti bitti. Bir de o tünellerden vazgeçin ne olur! Gökçek’in tünelleri Ankara’yı mahvetti, bu tüneller de İstanbul’un içine.... Neyse işte ondan!

[[HAFTAYA]]

Bir tat alamıyorum...

Bu hafta iki film izledim. Biri yerli, biri yabancı. Adana Altın Koza Film Festivali’nden yönetmeni Pelin Esmer’e, “En İyi Yönetmen” dahil toplam 5 ödül kazandıran ‘Gözetleme Kulesi’ Nilay Erdönmez’e ‘En İyi Kadın Oyuncu’; Laçin Ceylan ve Menderes Samancılar’a da ‘En iyi yardımcı kadın ve erkek oyuncu’ ödüllerini getirmiş. Gözetleme Kulesi uzun zamandır gördüğüm ikinci yerli yapım. İlkinde de istenmeyen bir hamilelik ve sıkıntılı bir doğum sahnesi vardı, bunda da var! İlkinde kız kendi kendine düşük yapıyordu, bunda kendi başına doğuruyor.

Onda da kasabaya sıkışmış bir genç kız, bunda da kasabaya sıkışmış bir genç kız var. Demek şimdi trend, hamile kalmış kasaba kızları. Nilay Erdönmez iyiydi diyelim ama Laçin Ceylan en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü almak için ne yapmış, merak ettim. Asıl iyi olan Olgun Şimşek’ti. O kabız rolde harikalar yarattı. Öykü oturmuyor bir kere. Yeni doğmuş bebeği beş altı saat aç bilaç sokakta bıraktılar, bulduklarında turp gibiydi! Hele filmin bir finali var: Ara verildi, sigara içip geleceğiz sanıyorsunuz, meğer bitmiş! Ya da ben gerçekten bizim sinemadan hiç mi hiç anlamıyorum! Siz en iyisi filmi öve öve bitiremeyen sinema yazarlarını okuyun.

Bulut Atlası

Arkadaş zoruyla gittiğim bu filmde ise üç saatin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Aslında filmin senaryosu çok karışık. Üç ayrı zaman diliminde, geçmiş, şimdi, gelecekte geçen birbirinden farklı öyküler bir biçimde birbiriyle bağlantılı; herşey birbiriyle bağlantılı. Çok zengin oyuncu kadrosu, her öyküde rol alıyor, ama o kadar farklı roller ve o kadar iyi makyaj ki filmin sonunda tek tek tanıtılıncaya kadar çoğunu anlamıyoruz.

Dekor ve efektler mükemmel. Hele Seul’ün gelecek hali! Mükemmel bir bilim kurgu. Çok bayılmıyorum ama seyrediliyor hiç olmazsa. Sapla samanı mı karşılaştırıyorum? Tamam, belgeselci Pelin Esmer’in Matrix’i çeken Wachowski Kardeşler’le karşılaştırılması acımasız olabilir ama hiç olmazsa seyredilesi bir şey çekilemez mi? Ayrıca karşılaştırmıyorum. Ama sinema seyirlik bir sanattır. Bir buçuk saat, ormanda bir kulübede birbiriyle konuşmayan iki insanı seyretmek sinema mı?

Zeynep Oral Fransızlar’la nişanlandı

Şu aralar gazeteciler hep mahkemelerde buluşuyor, ya da sokak yürüyüşlerinde protesto için. Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun da işi çok zor; Türkiye, tutuklu gazeteci sayısı açısından rekor kırıyor, karnesi en kötü olan ülke! İşte bu “ahval ve şerait içinde” bir arkadaşımızı daha cezaevi aracına uğurlamak için değil, göğsüne nişan takılmasına eşlik etmek için buluştuk. Ne büyük mutluluk. Gazeteci Yazar Zeynep Oral, Fransız Kültür Bakanlığı’nın Sanat ve Kültür Şövalyesi Ödülü’ne layık görüldü. Zeynep bu ödüle fazlasıyla layık. Hatta keşke ona buna benzer bir nişanı Cumhurbaşkanı Gül taksaydı!

Keşke Gül verseydi

Malum Cumhurbaşkanı, bu göreve geldiğinden beri Çankaya’da sanat, kültür ve edebiyat çevrelerinden insanlarla da buluştu. Ama bildiğim ve hatırladığım kadarıyla Zeynep’in en son Çankaya’ya çıkışında birlikteydik, bir 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda ve cumhurbaşkanı Sezer’di.

Zeynep Oral’ın 30- 40 yıllık başarılarla taçlanmış meslek yaşamını anlatmaya kalkmayacağım. Gazetecilikte kültür sanat alanını seçen Zeynep, bir o kadar da kitap yazdı. Ama sadece yazıp çizmekle kalmadı. İnsan hakları, kadın hakları, barış, özgürlük gibi konularda bir aktivist olarak da çalıştı. Hep başı çekti, önde oldu.

Güzel de konuşur, törende nişanını, haksız yere cezaevinde tutuklu olan bütün gazeteci ve aydınlara adayarak tam bir Şövalye gibi davrandı, hepimizin gözleri buğulandı. Ve tabii onu onore eden Fransa’nın İstanbul Başkonsolosu Herve Magro’nun o güzel Türkçe- Fransızca konuşması. Herve ve eşi Mariya, önümüzdeki yıl aramızdan ayrılıyor, bütün İstanbul onları çok özleyecek, çok!